Fala inanma, falsız da kalma demenin imana zararı olur mu?

Fala inanma, falsız da kalma demenin imana zararı olur mu?
Tarih: 31.10.2021 - 13:15 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

"Fala inanma, falsız da kalma." demek sakıncalıdır, imana zarar verir, söyleyeni uçuruma götüren sözlerden biridir.

Bütün falcılar toplansalar, bu sözden daha etkili bir söz bulamazlar. Bu söz hem çok etkili hem de çok aldatıcı tuzak bir söz…

Ne demek, “Fala inanma, falsız da kalma?” Hem inanmayacaksın hem de falcıya gideceksin, fal açtıracaksın, fala baktıracaksın…

Bugün kenarda, köşede, neredeyse her mahallede çeşitli adlar altında kendilerine birtakım “masum” ve “modern” unvanlar takarak güya “meslek”lerini icra eden had ve hesaba gelmeyen falcılar kol geziyor.

“Falcılık kadar insan merakını, insan duygusunu istismar eden bir başka yol yoktur.” desek, mübalağa etmiş olmayız.

Neredeyse falcıların bilmedikleri bir şey yoktur! Başınıza bir şey mi gelecek, bir beklentiniz mi var, bir yakınınızdan şüphe mi ediyorsunuz, ileride neyle karşılaşacaksınız?

Hepsini, evet hepsini de bilirler! Mutlaka inandırıcı bir şeyler söylerler.

Aslına bakılırsa, bir şey bilip ettikleri de yok. Konuştukları, söyledikleri laf cambazlığından, laf ebeliğinden başka bir şey değil. Yani lafü güzaf.

Çünkü anlattıklarının ne dini bir yönü var ne bilimsel bir tarafı var ne de akla, mantığa uyan bir yönü...

Hani “Tam takır, kuru bakır...” derler ya, işte o cinsten bir şey, falcıların yaptıkları yorumlar, söyleyip durdukları kehanetler…

Bu konuyu Peygamberimiz (asm) bir tek cümleyle ifade etmiş: “Kâhinler bir şey değildirler.” (Müslim, Selam 123)

Yani geleceği okuduklarını iddia edenlerin sözleri boş, bir değeri ve bir anlamı yoktur.

İnanç noktasından bakıldığında fala baktırmak ve fala inanmak o kadar batıl ve tehlikelidir ki, Allah korusun insanı imandan bile çıkarabiliyor.

Bu konudaki birçok hadiste Peygamberimiz (asm), fal ve benzeri işlemlerin sonuçlarına itibar ederek bunlara inananların, Muhammed’e indirileni inkâr etmiş sayılacağını, namazlarının kırk gün kabul edilmeyeceğini ve bunların cennete giremeyeceğini bildirmiştir. (bk. Müsned, 2/429; Müslim, Selam, 125)

Bu hadisler kesin bir tehlikeyi bildirdikleri halde dininde diyanetinde, abdestinde namazında olan kişilerin fala ve falcılara itibar edip onların kapılarını aşındırmaları ne kadar acı ve üzücüdür.

Falcılar gayb ve gelecek hakkında, insanın karakteri ve beklentileri üzerinde ahkam kesmeye çalışırlar. Oysa geleceğin sahibi Allah’tır. Geleceği sadece ve sadece Allah bilir. Kur’an bu konuda der ki:

“Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. Başkası onu bilemez.” (Enam, 6/59)

“De ki: Allah’tan başka ne göklerde ne de yerde hiç kimse gaybı bilemez.” (Neml, 27/65)

“De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır veya 'Ben gaybı bilirim.' demiyorum. Ben ancak bana vahyolunana uyarım.” (Enam, 6/50)

Gayb ve gelecek bilgisi Allah’ın elinde olduğuna göre, Allah’ın elçisi dahi Allah bildirmezse bilemeyeceğine göre, falcıyı nereye koyarsınız? Yapıp durduklarına bir hak payı, bir inandırıcılık verebilir misiniz?

“Ama falcının dediği bazen çıkıyor.” diyenler de yok değildir.

Aynı sözü bir ara bir sahabe de söylemiş, fakat Peygamberimiz (asm) ona güzel bir cevap vererek yol göstermiştir.

“Bu söz cinlerindir. Cin bilgiyi kapar da dostunun kulağına tavuğun gıdaklaması gibi gıdaklar. Bu şekilde ona yüz yalandan daha fazlasını karıştırır.” (Müslim, Selam 123)

Bütün falcıların doğrudan cinlerle ilişkisi var mı, yok mu, ayrı bir konu, ama falcılık dine, imana aykırı bir uygulama olduğuna ve Peygamberimizin (asm) kesin kes reddettiğine göre, olayın şeytanî yönünün olduğu şüphesizdir.

Şeytan da bir cin olduğuna göre, geleceği okuduğu iddiasında bulunan, gaybdan haber vermeye kalkan falcılar şeytanın elinde bir oyuncak haline düşmüşlerdir.

Hadis-i şerif genel bir ölçüyü veriyor:

Gerek kahin, gerekse falcı veya medyum, tarotlar, hatta burçları okuyanlar, kendilerine hangi adı takmış olursa olsunlar, dinin izin vermediği bir konuda konuşuyor, hüküm veriyorlarsa, aynı kategoriye girerler. Söyledikleri bazen tutsa bile, bu yüz tane yalanın arasından çıkan bir doğrudur. Buna doğru demek bile su götürür. Yapanı da yaptıranı da inananı da tehlikeye sürükler.

Birer batıl inanç ve hurafe olan falcılığı İslam dini yasaklamasına rağmen, ne yazık ki, gerek Doğu’da, gerekse Batı’da, dünyanın her yerinde, tarih boyu insanlar kendilerini bu kötü alışkanlıktan kurtaramamışlardır.

İslam öncesi Cahiliye döneminde bazı fal çeşitleri vardı. Kum üzerine bazı çizgiler çizilerek bakılan bir fal türü vardı ki, buna hattü’r-reml denirdi. Bunun yanında kelime ve isimlerle fal tutma, zarlarla fal açma, astrolojik fallar, koyunun kemiğine, kurbanın ciğerlerine bakarak fal açma, su falı, çay falı, kahve falı, bakla falı, kurşun dökme, tuz falı, balmumu falı, el yazısı falı gibi fal çeşitleri uygulanmıştır.

Bilim adamları da falcılığın birer huzursuzluk kaynağı olduğunu ifade ederler. Özellikle aile geçimsizliklerinin ve yakın akrabalar arasında düşmanlık tohumlarının ekilmesine sebep oldukların söylüyorlar.

Asıl kaynağı batıl din ve inançlar olan falın dinle, imanla, Kur'an ve İslam’la uzaktan yakından bir ilgisi ve alakası yoktur.

İnanan bir insan böyle batıl şeylerle aklını, kalbini ve imanını tehlikeye atmamalı, her şeyin Allah’ın elinde olduğuna inanmalı, Rabbine itimat edip güvenmeli, dua ederek ona yalvarmalı, kadere olan inancını sağlam tutmalıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun