Peygamberimiz'in (s.a.v.) kızları ilk Müslümanlar'dan sayılmazlar mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Rasûlüllah (s.a.s)'in, Hz. Hatice'den olan çocuklarının tümü, vahyin nüzulünden önce dünyaya gelmişlerdir. Erkeklerin hepsi, İslâm gelmeden önce vefat etmişler, kızları ise İslâm devrine yetişmiş, Rasûlüllah'a iman etmiş ve Medine'ye hicret etmişlerdir (İbn İshâk, "Siyer" Trc. İstanbul 1988,134).

Hz. Muhammed (s.a.s)'e risâlet gelince, hanımı Hz. Hatice; başta Zeyneb olmak üzere dört kızı ile birlikte, derhal O'na iman ettiler.

Hz. Zeyneb: Peygamber (s.a.s)'in ikinci çocuğu ve kızlarının en büyüğü olup, annesi Hz. Hatice binti Huveylid b. Eslem'dir. Rasûlüllah'a nübüvvet gelmeden yaklaşık on yıl önce dünyaya gelmiştir. Bu sırada Peygamberimiz otuz yaşlarındaydı.

Zeyneb büyüyüp evlenme çağına gelince, teyzesi Hâle bint Huveylid kendisini, oğlu Ebu'l-Âs b. er-Rebî'e istedi. Annesi Hz. Hatice, kız kardeşinin bu isteğini memnuniyetle kabul etti. Zira o sırada Ebu'l-Âs, gerek mal, gerek ticaret, gerekse güvenilir olma bakımından Mekke'nin sayılı adamlarından biriydi ve Hz. Hatice, yeğenini çocukları kadar sevmekteydi. Rasûlüllah (s.a.s) de nübüvvetten önce gerçekleşen bu evliliğe muhalefet etmedi (İbn Hişam, es-Sîretü'n-Nebeviyye, Mısır, 1955, I, 651, 652).

Zeyneb'in kocası Ebu'l-Âs iman etmemiş, uzun süre müşrik olarak kalmıştır. İslâm, Zeyneb ile kocasının biri birlerinden ayrılmasını ön görüyordu (el-Mümtehine, 60/10), fakat Peygamberimiz Mekke'de iken, helal ve harama dair hükümleri uygulayabilme gücüne sahip değildi. Bu yüzden, İslâmiyeti kabul etmiş olan Zeyneb'i putperest kocasından ayıramamıştır (İbnu'/Esir, Üsdü'l-Ğâbe fi Ma'rifeti's-Sahâbe, Kahire 1970, VII, 130).

Rasûlüllah (s.a.s), insanları İslâm'a davet etmeye başlayınca Kureyş müşrikleri, hanımını boşaması için Ebu'l-Âs'a baskı yaptılar. Fakat o, hanımını çok sevdiği için: "Allah'a yemin olsun ki, eşimden ayrılmam, onun yerine Kureyş'ten, başka bir kadının eşim olmasını da istemem" (İbn Hişam, a.g.e.,1, 652) dedi ve baskılara direndi. Böylece Zeyneb, Müslüman olduğu halde, hicret edinceye kadar müşrik kocasıyla birlikte kaldı.

Kureyşliler, Bedir Savaşında Müslümanlara yenilip Mekke'ye döndüklerinde, geride birçok esir bırakmışlardı. Ebû'l-Âs b. er-Rebî de esirler arasındaydı Ashab, Medine'ye döndüklerinde onu Rasûlüllah'a teslim ettiler. Mekkeliler esirlerini kurtarmak için fidye gönderdikleri vakit, Zeyneb de kocasını kurtarmak için bazı mallarla birlikte, annesi Hz. Hatice'nin kendisine düğün hediyesi olarak verdiği gerdanlığı da göndermişti. Rasûlüllah (s.a.s) bu gerdanlığı görünce son derece müteessir olmuş, ashâbına; "Şayet esirini serbest bırakmayı ve malını da geri vermeyi uygun görürseniz bunu yapınız" buyurdu. Ashâbı da: "Olur ya Rasûlüllah!" diyerek Ebû'l-Âs'ı serbest bıraktıkları gibi, Zeyneb'e ait tüm malları geri gönderdiler (İbn Hişam, a.g.e., I, 652, 653; el-Askalânî, el-İsâbe fi Temyizi's-Sahâbe Beyrut, VIII, 91).

Bir rivayete göre, Ebu'l-Âs serbest bırakılırken, Rasûlüllah, Zeyneb'in Medine'ye hicret etmesine izin vermesini şart koşmuştur. Başka rivayetlere göre ise Ebu'l-Âs, bu sözü kendiliğinden vermiştir. Ebu'l-Âs, Müslüman olduktan sonra Medine'ye geldi. Böylece Rasûlüllah (s.a.s) uzun zamandan beri kocasından ayrı yaşayan kızı Zeyneb'i yeniden Ebu'l-Âs'a nikahladı.

Hz. Rukayye: Rasûl-i Ekremin ikinci kızıydı. Doğduğu zaman Hazreti Peygamber Efendimiz, otuzüç yaşında bulunuyordu. Rukayye babasının Peygamberliğinden önce, Ebû Leheb'in oğlu, Utbe ile nişanlanmıştı. Rasûl-i Ekrem, halkı İslama dâvete başlayınca Ebû Leheb, oğlunu çağırdı:

- "Oğlum! Muhammed'in kızından ayrılmıyacak olursan, ben senden ayrılırım." dedi. Utbe de babası Ebû Leheb'in teşvikiyle "Rukayye"yi bıraktı. O zaman Rukayye, Hazreti Osman ile evlendi. Habeşistan'a göç eden ilk kafileye Hazreti Osman, zevcesi Hazreti Rukayye ile birlikte katılmışlardı. Hazreti Osman, Habeşistan'dan Mekke'ye dönmüş, oradan da Medine'ye hicret etmişti. Rukayye, Bedr gazası günlerinde hastalanmış, bu yüzden Hazreti Osman, Bedr muharebesinde bulunamamış, hattâ zevcesi başında kaldığı için, mazeretliler arasına konulmuştu.

Bedr gazası zaferini Harise oğlu Zeyd, Medineye ulaştırdığı gün, Hazreti Rukayye vefat etmişti. Rasûl-i Ekrem de, Bedr savaşı yüzünden, kızı Ru-kayye'nin cenazesinde bulunamamıştı.

Hz. Ümmü Külsüm: Rasûl-i Ekremin üçüncü kızıydı. Rukayye, nasıl Ebû Leheb'in oğlu Utbe'nin nişanlısı iken ayrılmış ise, Ümmü Külsûm da, Ebû Leheb'in diğer oğlu Uteybe'nin nişanlısı idi. Her ikisi de evlenmeden ayrılmışlardı.

Bedr gazasının sonunda, Hazreti Rukayye'nin ölümünden bir yıl sonra, Hicretin üçüncü yılı, Hazreti Osman ile evlendi.

Buhârînin bildirdiğine göre, Hafsa dul kalınca, Hazreti Ömer, Osman'a müracaat ettiği zaman, Hazreti Osman tereddüt etmişti. O zaman Rasûl-i Ekrem, Ömer'e:

- "Ben sana Osman'dan, Osmana'da senden daha iyi bir adam bulacağım. Kızını bana ver, ben de kızımı Osman'a vereyim." demişti.

Hazreti Osman ile evlenen Ümmü Külsûm, onunla altı yıl beraber yaşadı. Hicretin dokuzuncu senesi vefat etti. Cenaze namazı Rasûl-i Ekrem tarafından kılındı; Hazreti Ali Hazreti Fadl ve Hazreti Üsâme tarafından gömüldü.

Hazreti Osman, Rasûl-i Ekremin iki kızı: Rukayye ve Ümmü Külsûm ile evlendiği için, "İki nur sahibi" mânâsına "Zinnûreyn" sıfatını kazanmıştı.

Hz. Fâtıma: Peygamberimizin Zeyneb, Rukiyye ve Ümmü Gülsüm'den sonra dördüncü ve en küçük kızı. Doğum tarihi ihtilaflı olup (605, 609, 615) yıllarında dünyaya geldiğine dair çeşitli rivâyetler ve görüşler vardır. Hicretin ikinci senesi Medinede Hazreti Ali ile evlendi. Evlendikleri zaman Hazreti Fâtıme 15, Hazreti Ali 24 yaşındaydı. Rasûl-i Ekrem, kızı Fâtıme için, yatak çarşafı, iki değirmen, bir su tulumu hazırlamış, Hazreti Fâtıme, değirmenlerle su tulumunu, bütün ömrü boyunca kullanmıştı.

Rasûl-i Ekrem Hazreti Ali ile Hazreti Fâtıma'nın iyi geçinmesini ister, aralarında ihtilâf çıkarsa, onları barıştırırdı. Bir gün Ali, Fâtıma'ya şiddetli bir muamelede bulunmuş, Fâtıma da Rasûl-i Ekreme başvurarak Ali'yi şikâyet eylemişti. Fâtıma'dan sonra, Ali gelmiş, o da Fâtıma'yı şikâyet etmiş, fakat Rasûl-i Ekrem ikisini de barıştırmıştı.

Bir defa da, Hazreti Ali ikinci bir zevce almaya kalkmış, bunu haber alan Rasûl-i Ekrem çok üzülmüş bir hutbesinde;

- "Benim kızım benim ciğerparemdir. Kızımı kederlendiren her şey, beni de kederlendirir" demiş, bunun üzerine Hazreti Ali teşebbüsünden vazgeçmiş, Hazreti Fâtıma'nın sağlığında başka bir kadınla evlenmemişti:

Hazreti Fâtıma, Hicretin on birinci senesi, babasından altı ay sonra vefat eyledi. Rasûl-i Ekrem Efendimizin irtihalinde kızı yirmibeş yaşındaydı.

Rasûl-i Ekrem, kızı Fâtıma'yı çok severdi. Hastalığı sırasında onu yanına çağırdı. Kulağına fısıldadı. O zaman Fâtıma ağladı. Sonra yine fısıldadı. Bu sefer, Fâtıma'nın yüzü güldü. Hazreti Âişe sordu. Hazreti Fâtıma da:

- "Önce, Rasûl-i Ekrem, hastalığı sonunda öleceğini söyledi: Ağladım. Sonra, ailesi içinde kendisine ilk kavuşacak olanın ben olduğumu haber verdi: O zaman da sevindim." diye cevap vermişti:

Rasûl-i Ekrem Efendimizin soyunu yaşatan Hazreti Fâtıma oldu. Fâtıma'nın beş çocuğu oldu: Hasen, Hüseyn, Muhsin, Ümmü Külsûm, Zeyneb isimlerinde idi. Bunlardan Muhsin, küçükken vefat etmişti.

İlave bilgiler için tıklayınız:

ZEYNEB (r.anha).

RUKAYYE (r.anha).

ÜMMÜ KÜLSÜM (r.anha).

FÂTIMA (r.anha).

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun