Peygamberimizin cin çıkardığı doğru mu?

Soru Detayı

- Rasulullahın rukye ile cin çıkardığı hadisin sıhhati, tam tahrici nedir?
- Şerhi nasıldır?
"Rasulüllah ile bir seferde idik. Yolda bir çocuk ile oturan bir kadına rastladık. Kadın, Peygamberimize, "bu çocuğuma bir bela isabet etti, günde kaç defa oluyor bilmiyorum." dedi. Peygamberimiz, "Onu bana ver." buyurdu. Ben de onu Rasulüllah'a verdim. Çocuğun ağzını açtı ve onun ağzına üç defa nefes etti ve hakaretvari bir şekilde, "Ben Allah'ın kulu ve Rasulüyüm, sus ey Allah'ın düşmanı!" dedi. Sonra çocuğu annesine verdi ve biz sefere devam edip gittik. Sonra geri döndüğümüzde kadın üç koyun ile duruyordu. Efendimiz çocuğun durumunu sordu. Kadın, "Seni hak olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki çocuğun hiçbir şeyi kalmadı. Şimdi bu koyunları otlatıyor. Koyunların bir tanesini Rasulüllah'a hediye etti. Efendimiz de kabul buyurdular."

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Konuyla ilgili iki rivayet şöyledir:

1. Rivayet:

Hz. Cabir (ra) der ki:

“Bir yolculuğa Hz. Peygamber'le - aleyhissalatü vesselam- beraber çıktım. O, uzaklaşıp görülmeyeceği (bir yere ka­dar gitmedikçe) def-i hacete çıkmazdı. (Yolculukta bir müddet) sonra, ne bir ağacın ne de bir tepenin bulunmadığı çöl bir yerde konakla­dık.” (Hz. Peygamber);

"Câbir, buyurdu, su kabına biraz su koy da gi­delim." Bunun üzerine (su kabını alıp) görülmeyecek kadar (uzağa) gittik. Bir de ne göreyim! O, aralarında dört arşındık bir mesafe) bu­lunan iki ağaçla karşı karşıya. O zaman buyurdu ki;

"Ey Cabir! Şu ağaca git ve ona de ki: '(Hz. Peygamber) sana, arkadaşın olan diğer ağaçla bir araya bitiş ki arkanızda (tuvalet ihtiyacımı gidermek için) oturayım.' diyor."

(Ben de gidip söyledim). O da ona (yani yakınındaki ağaca) dönüp (onunla bir araya gelip birleşti. Sonra Resûlullah -aleyhissalatü vesselam- arkalarına oturdu. Ondan sonra (o iki ağaç tekrar) yerlerine döndüler. [Bu olay, biraz değişik bir şekilde, Müslim'de de (Zühd, 74 (4/2306-2307) rivayet edilir.]

Daha sonra, Resûlullah -aleyhissalatü vesselam- ile beraber bineklerimize binip (yola koyulduk). Resûlullah -aleyhissalatü vesselam- aramızda idi. (Bunun için) sanki üzeri­mizde bizi gölgelendiren kuşlar vardı.

Derken, beraberinde bir çocu­ğu olan bir kadın onun karşısına çıktı ve şöyle dedi:

"Ya Resûlallah! Şu çocuğumu şeytan her gün üç defa yakalıyor!" (Câbir) dedi ki; bu­nun üzerine (Resûlullah) çocuğu aldı ve onu kendisi ile semer kaşının önü arasına koydu. Sonra şöyle buyurdu:

"Defol! Allah'ın düşmanı! Ben Allah'ın elçisiyim. Defol! Allah'ın düşmanı! Ben Allah'ın elçisiyim." (Bu­nu) üç defa söyledi. Ardından o (çocuğu) ona (yani annesine) geri ver­di.

Yolculuğumuzu bitirdiğimizde (yine) bu yere uğradık. O kadın, ya­nında, sürmekte olduğu iki koç olduğu halde, çocuğu ile beraber kar­şımıza çıktı ve şöyle dedi:

"Ya Resûlallah! Hediyemi benden kabul buyur! Seni hak ile gönderen (Allah'a) yemin olsun ki (şeytan) on­dan sonra (hâlâ) ona dönmedi (musallat olmadı)." Bunun üzerine (Resûlullah);

"Ondan birini alın, diğerini ona geri verin!" buyurdu. (Câbir) dedi ki, sonra, Resûlullah -aleyhissalatü vesselam- ara­mızda olduğu halde (tekrar) yola koyulduk. Sanki üzerimizde bizi gölgelendiren kuşlar vardı.

(Giderken) bir de ne görelim! Kaçan bir deve. Nihayet iki cemaat arasında kaldığında, eğilerek (secde ederek) yere kapandı. Bunun üzerine Resûlullah -aleyhissalatü vesselam- (bineğinden inip) oturdu ve:

“Şu insanları bana toplayın! (veya "Ey in­sanlar, gelin!). Devenin sahibi kim?" buyurdu. Baktık ki Ensardan bir grup genç! (Gelip) şöyle dediler:

"O, bizim, ya Resûlallah!". "Peki, nedir durumu?" buyurdu. Dediler ki; "Yirmi seneden beri onunla su suvardık. Onda biraz yağ oluştu (artık iyi çalışamıyor). Bu sebeple onu kesip hizmetçilerimize dağıtmak istedik. O da bizden (kaçıp) kurtuldu."

"Onu bana satınız!" buyurdu.

"Yo, hayır, o senin olsun, ya Resûlallah!" dediler.

"Eğer hayır (deyip satmıyorsanız) o zaman, eceli gelinceye kadar ona iyi muamele yapınız." buyurdu. Bu esnada Müslümanlar;

"Ya Resûlellah, dediler, sana secde etmeye biz hayvanlar­dan daha müstehakız!' (Bunun üzerine) şöyle buyurdu:

"Bir şeyin bir şeye secde etmesi lâyık (caiz) olmaz. Şayet bu (caiz) olsaydı, ka­dınların kocalarına (secde etmesi caiz) olurdu." (Darimi, Mukaddime, 4)

Darimi'nin râvileri sika olup senedi ceyyiddir. (bk. Şemâ'ilu'r-Resûl., 269)

Ayrıca bu hadisi el-Beyhakî, et-Taberâni (el-Mu'cemu'l-Evsat'ında) ve el-Bezzâr da (muhtasaran) rivayet etmişlerdir. (Mecma'u'z-Zevâ'id, 9/7-8)

Bu harikulade olayların, Zâtu'r-Rıkâ seferi esnasında meydana geldiği, et-Taberâni'nin rivayetinde Câbir'in tasrihinden anlaşılmak­tadır. Bu sefer, Buhârî'ye göre Hayber Gazâsı'ndan (h.7) sonra yapıl­mıştı. Şöyle ki:

Medine'ye iki günlük mesafede bulunan Şedah vadisindeki Sa'lebeoğulları ile Enmâroğullarının, Müslümanların aleyhine bir hazırlık içinde oldukları haberi üzerine Hz. Peygamber -aleyhissalatü vesselam- 400 veya 700 kişilik bir müfreze ile Medi­ne'den hareket edip, adı geçen vadideki Nahl mevkine gitmiş ancak muharebe olmamıştı.

Bu yolculuk esnasında Müslümanların büyük eziyet ve sıkıntı çektikleri nakledilmektedir. Bu seferde hepsi piyade oldukları için ayakları taştan-dikenden parçalanmış, hatta kiminin tırnakları dökülmüştü. Bu sebeple ayaklarına bez parçaları (rukâ) sarmışlar, böylece sefer de zâtu'r-rıkâ' adını almıştı. (Buhâri, Meğâzi, 31)

Bu sefere Muhârib, Benû Sa'lebe, Necd, Zû Kared, Benû Enmâr gibi başka adlar da verilmektedir. (bk. Fethu'l-Bari, 15/304-305; Umdetu'l-Kari, 17/193 vd.)

Herhalde bu şekilde perişan olan Müslümanların maneviyatını takviye için Cenâb-ı Hakk, aktardığımız hadiste bir kısmı nakledilen harikulade olaylara imkân bahşetmişti. Bu olaylardan ötürü olsa gerek, bu sefere Gazve-tu'l-Eâcib (Şaşılacak Şeyler Gazvesi) dendiği de nakledilmektedir. (Mecmeu'z-Zevâ'id, 9/8; Umdetu'l-Kâri, 17/193)

2. Rivayet:

Hz. Abdullah b. Abbas (r.anhüma) der ki:

Bir kadın bir çocuğuyla Resûlullah'a -aleyhissalatü vesselam-, geldi ve şöyle dedi:

"Ya Resûlallah! Oğlumda bir delilik (sara) var. O, sabah ve akşam yemeklerimiz esnasında onu yakalıyor. Bu sebeple o bize sı­kıntı vermektedir, (bir dua buyursanız!)". Bunun üzerine Resûlullah -aleyhissalatü vesselam- dua ederek onun göğsünü sıvazladı. Bu­nun sonucu (çocuk) adamakıllı kustu ve içinden, siyah köpek eniğine benzer (bir şey) çıktı. Ardından (çocuk şifa bulup) yürüdü gitti." (Darimi, Mukaddime, 4; Mecmeu'z-Zevâid, 9/2)

Duanın, okumanın, Allah'ın izniyle, insanlar üzerinde yaptığı gözle görülür etki, bugün artık müsbet ilmin de değişik adlarla ve izah şekilleriyle de olsa, kabul ettiği bir gerçektir.

Rûhânî, manevî tedâvî diyebileceğimiz bu usûller, Allah'ın, yarattığı her dert için halketmiş olduğu devalar cümlesinden sayılır.

Bu tedavi usûlünde uygulayıcı­nın sâlih, teiniz bir insan, duru gönül sahibi biri olması büyük önem taşır. Hatta zamanla böyle insanlar azaldığı için maddî tedaviye ge­çildiği şeklinde bazı rivayetler vardır. (Tecrîd, 12/90)

Salihlik, temizlik ve duru gönüllülük bakımlarından hiç kimse Hz. Peygamber (asm) ile mukayese bile edilemez. Bunun için, çabuk netice almak, icabet edilmek bakımla­rından Hz. Peygamber'in duaları harikulade olaylardan sayılmalıdır.

Bu hadiste göğsün sıvazlanması (meshi), ağızdan siyah bir şeyin çıkması göstermektedir ki manevi tedavi de maddî vasıta ve sebeplerden tamamen müstağni kalmamaktadır.

Metindeki; "köpek eniği" diye tercüme ettiğimiz "el-cirv" kelimesi­nin değişik manaları vardır. Verdiğimiz mânânın dışında, "yırtıcı hayvan yavrusu," "küçük hıyar," "küçük nar", "her şeyin küçüğü" gibi mânaları da vardır. Muhtemelen burada, çocuğun ağzından bir parça pıhtılaşmış siyah kanın veya siyah bir böceğin çıktığı anlatılmak istenmiştir. [bk. Bulûğu'l-Emânî, 22/47; Ebu Muhammed Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârimi es-Semerkandi, (Abdullah Aydınlı), Sünen-i Dârimi Tercüme ve Şerhi, Madve Yayınları: 1/104-109]

İlave bilgi için tıklayınız:

Cin musallat olan kişiye yapılan rukye hadisi sahih mi?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
4.303 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR