Peygamberimiz Hz. Muhammed (asv), sadece kendisine bildirileni mi bilirdi? İlham veya vahiy gelmeden içtihat yapmış mıdır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sünnetin, Kur'ân-ı Kerim'den sonra, ikinci asli delil olduğunda görüş birliği vardır. Bu yüzden Hz. Peygamber (asv)'e nispeti sabit ve sahih olan sünnetin gereğine göre amel etmenin vücubu üzerinde bütün bilginler ittifak etmiştir.

Onlar bu konuda Rasûlüllah (a.s.m)'a itaatı emreden, onu sevmenin Cenab-ı Hakkı sevmek olduğunu bildiren, ona karşı gelenlere şiddetli tehditler bildiren âyetlere dayanırlar.

Dinî hükümlerle ilgili Peygamberimiz (asv)'in bize bildirdikleri, Allah tarafından kendisine bildirilen gerçeklerdir. Bunlar, vahy-i sarih / vahy-i metluv olan Kur’an’da veya lafızı Hz. Peygamber (asv)'den, manası Allah’tan olan kutsî hadislerde, yahut da hem lafzı ham manası Peygamber (asv) tarafından aktarılan normal hadislerde söz konusudur. Bu hadislerin bir kısmı ilhama, bir kısmı da Peygamber (asv)'in içtihadına dayanmaktadır. Ancak Peygamber (asv)'in içtihadında bir hata olursa derhal Allah tarafından düzeltilir.

Hz. Peygamber (asv)'in vahiy gelmeden önce içtihat yaptığını gösteren bazı ayetler vardır:

Mesela, Bedir ganimetinin taksimi hakkında yaptığı işlem bir içtihattır.(bk.Enfal, 8/67-69).

Keza, görme özürlü olan Abdullah b. Ümmi Mektum’a karşı sergilediği davranış bir içtihadıdır.(bk. Abese, 80/1-11).

Yine, hanımlarından bazılarının gönlünü almak için kendine bazı meşrubatı yasaklaması, onun bir içtihadıdır.(bk. Tahrim,66/1). Bu içtihatların hepsi bir şekilde Allah tarafından düzeltilmiş, daha güzel şekline işaret edilmiştir.

Peygamberimiz (asv)'in değiştirdiği içtihatlarından biri de Bedir savaşı sırasında vuku bulmuştur. Bedir savaşı hazırlığı yapılırken Hz. Peygamber (asv) orduyu bir yere yerleştirmiş, fakat daha sonra bir sahabinin öngörüsüne göre hareket ederek askerlerin yerlerini değiştirmiştir. Peygamberimiz (asv), Bedir'e vardığında en yakın su kuyusunun -yani bulduğu ilk su kuyusunun- başında konaklar. Bunun üzerine Habbab b. Münzir yanına varıp, "Ya Resulullah burada konaklamanı emreden yüce Allah mıdır? Yani bunu değiştiremez miyiz? Yoksa bir savaş taktiği ve hilesi olarak mı burayı seçtiniz?" der. Peygamberimiz (asv), "Bir savaş taktiği ve hilesi olarak burayı seçtim." der. Bunun üzerine Habbab, "Ya Resulallah, burası uygun bir yer değildir. Gidip Kureyş'e en yakın kuyunun başına konaklayalım diğer kuyuları da kapatalım. Bir havuz açıp su dolduralım. Böylece bizim suyumuz olurken, onlarınki olmaz." der. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asv) bu sahabinin ön görüsüne uyar ve ordugâhın yerini değiştirir.(bk. Zeynî Dahlan, es-Sîretu’n-nebeviye, 1/196).

Serahsi, Resulullah’ın (a.s.v), re’y ve içtihadı sonucu ulaştığı hükümler olduğunu bunların da “ma yüşbihu’l-vahy / vahye benzediğini” ifade eder. O’nun hata üzere bırakılmaması, devamlı vahyin kontrolünde olması gibi hususlar, bu kısımdan olan hükümleri de vahiy mesabesinde kılmaktadır. Ümmetten diğerlerinin içtihadı ise, yanılma ihtimallerinin olması ve bu yanılmalarının vahiyle düzeltilme imkanı bulunmaması sebebiyle Hz. Peygamber (a.s.m)'in içtihadı mesabesinde değildir . (Serahsi, Şemsuddin, Usulü’s-Serahsi, Beyrut, 1973, II, 90-96)

Serahsi’nin bu açıklaması neticede Hz. Peygamber (a.s.v)’ın bütün davranışlarının vahye dayandığı O’nun tashihinden geçtiği anlamına gelmektedir. Zira, Hz. Peygamber (a.s.v)’ın davranışı veya sözü ya doğrudur, ya da yanlıştır. Hayatı boyunca düzeltilmişse zaten son hali esastır. Aynen kalmışsa onun doğru olduğu ortaya çıkar. Zira yanlışın Allah tarafından devam ettirilmesi mümkün değildir.

Şatıbi ise şöyle der:

Hadis ya saf Allah’tan gelen bir vahiydir, ya da Hz. Peygamber (a.s.v) tarafından yapılmış bir içtihattır. Ancak bu durumda onun içtihadı Kitap ya da sünnetten sahih bir vahye dayandırılmış ve onun kontrolünden geçmiştir. Hz. Peygamber (asv)’in içtihadında hata yapabileceği görüşü benimsense bile, o asla hatası üzerinde bırakılmaz, derhal tashih edilir. Sonunda mutlaka doğruya döner. Dolayısıyla ondan sadır olan hiçbir şeyde hata ihtimali yoktur . (Şatıbi, Muvafakat, IV, 19; Benzer görüşler için bkz, Abdülgani, Hucce, s.334 vd)

Bu ifadelerden hareketle diyebilir ki, sünnetin tamamı vahiydir, diyenler konuya bu açıdan bakmışlardır. Zira, neticede sünnetin tamamı vahyin kontrolünden geçiyor, ya aynen devam ettiriliyor ya da tashih ediliyordu. Yani vahyin kontrolüne girmemiş bir uygulamanın varlığını kabul edemeyeceğimize göre netice olarak hepsinin vahye dayandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak sünnetin tamamının vahye dayandığını söylerken bununla Rasulullah (asv)’ın devrinde tesbiti yapılan ve bize kadar sahih olarak gelen sünnetleri kastettiğimizi de belirtelim.

Hz. Peygamber (asv)'e uymamızı emreden ayetlerden bazılarının mealleri şöyledir:

“Allah ve Resûlü bir işte hüküm verdiği zaman, erkek-kadın hiçbir mümin için kendi işlerinde seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve resûlüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab, 33/36)

mealindeki ayet, her konuda Resulullah (asv)’a uymayı emretmektedir.

“Sizin için Allah’ın Resûlünde -alınacak- güzel bir örnek vardır.” (Ahzab,33/21)

mealindeki âyeti, Hz. Peygamber (asv)'in konuşan ve yaşayan bir Kur'an olarak her zaman canlı bir örnek olduğuna, varlığının zorunluluğuna işaret etmektedir.

“Ey iman edenler! Allah ve Resulü size hayat verecek hakikatlere sizi dâvet ettiğinde ona icabet edin...” (Enfal, 8/24),

“Peygamber size ne verirse onu alınız, o sizi neden men ederse onu terk ediniz. Allah’a karşı gelmekten sakınınız. Muhakkak ki Allah’ın cezası pek çetindir.”(Haşir, 59/7)

mealindeki ayetlerde Hz. Peygamber (asv)'e uymanın Allah’a uymak, ona karşı gelmenin Allah’a karşı gelmek manasına geldiğine işaret edilmiştir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Sünnetin kaynağı hakkında detaylı bilgi verir misiniz?

Sünnet nedir?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
5350 kez okundu

Yorumlar

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.