Peygamberimiz (asv) bir duasında, elçine iman ettim, demektedir. Peygamber Efendimiz zaten elçi değil midir? Böyle dua etmesinin hikmeti nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Berâ ibn Âzib (r.a.) şöyle demiştir: Peygamber (a.s.m.) bana şöyle buyurdu:

"Yatacağın yere vardığın zaman namaz için abdest alışın gibi abdest al, sonra sağ tarafın üzerine yat. Sonra şöyle dua et:"

"Allâhümme eslemtu vechî ileyke, ve favvadtu emri ileyke, ve el-ce'tu zahrî ileyke rağbeten ve rahbeten ileyke. La melcee velâ mencâ minke illâ ileyke. Allâhümme âmentu bi-kitâbike'llezî enzelte ve bi-nebiyyikellezî erselte."

(Meali) "Allah’ım kendimi sana teslim ettim, işlerimi sana havale ettim, Senin azabından korkarak ve Cennetini ümid ederek sırtımı sana dayadım.  Senin azabından korunmak ancak sana sığınmakla mümkündür.  İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin Peygambere iman ettim."

"Şayet o gece ölecek olursan fıtrat (yânî İslâm Dîni) üzere ölürsün. Sen bu sözleri, söyleyeceğin sözlerin sonuncusu yap."
(bk. Buhari, Vudu 27; Müslim, Zikir 17)

Peygamber Efendimiz (asv), kendine indirilen her şeye önce kendisi iman etmiştir. Bu nedenle kendi peygamberliğine ilk inanan kimse, yine kendisidir.

Bu gibi ifadeler, Hz. Peygamber (a.s.m)’in davasındaki imanına, samimiyetine, kanaatine işaret etmek içindir. Nitekim “Amene’r-Resul” ayetinde de “Elçi, Rabbi tarafından kendisine indirilenlere iman etti...” manasına gelen ifadeye yer verilmiştir. (Bakara, 2/285)

O Peygamber Muhammed Mustafa (a.s.m), Rabbinden kendisine indirilmiş olanın hepsine iman etti, peygamberliğini şüphe ile değil, bu iman ve bu yakîn ile yaptı. Rabbinden gelene hem kendisi inandı hem de onun ümmeti olan müminler. Onların hepsi, Allah'a ve Allah'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, onlar da Allah'ın peygamberleri olmalarından ötürü, inandılar, iman getirdiler. (bk. Elmalılı, Tefsir, ilgili ayetin açıklaması.)

Bu ifadeyle, Hz. Peygamber (a.s.m)’in hayatı boyunca herkesten önce kendisinin davasına olan inancını gösteren tavırlarına, yüksek ahlakına, eşsiz kulluğuna, benzersiz cesaretine, Allah’a karşı sonsuz saygısı ve sevgisine, müminlere karşı gösterdiği nihayetsiz şefkat ve merhametine, dünya malına, makam ve mevkilerine asla iltifat etmeyen kişiliğine, Hz. Aişe (r.anha)’nin ifadesiyle "yaşayan canlı bir Kur’an" olduğuna işaret edilmiştir. Bununla insanlara, onun hak peygamber olduğunu gösteren hayat belgeseline dikkat çekilmiş ve bir hakikat dersi verilmiştir.

Kayser ve Kisralar gibi devlet reisleri şaşalı bir hayat sürerken, onun çok mütevazı bir hayata sahip olması, onlar servet içinde yüzerken onun ailesi “iki gün üst üste arpa ekmeğiyle bile karnını doyuramaması”, Medine’de ilk mescit yapılırken sahabenin bütün ısrarlarına rağmen, “Benim de sevaba ihtiyacım var.” deyip bir amele gibi çalışması, Bedir Savaşı'na giderken binitini başkasıyla paylaşıp nöbetleşe binmesi ve arkadaşlarının ısrarı karşısında “Ben herhangi birinizden daha âciz/güçsüz olmadığım gibi, herhangi birinizden sevaba, Allah’ın rızasına daha az muhtaç değilim.” deyip -maddî manevî bir devlet reisi olarak- bir arkadaşıyla binite nöbetleşe binmekten vazgeçmemesi, davasına olan inancının ve samimiyetinin açık belgeleridir.

Milyonda biri bile olmayan bu örneklerden de anlaşılıyor ki, O, Muhammedü’l-Emîn’dir, hem yerde hem de göklerde emindir. Binden fazla mucizelerle peygamberliğinin nişanelerini gösterdiği gibi, binlerce delailu’n-nübüvvet denilen harika bir hayat çizgisinde ortaya koyduğu eşsiz ahlakî değerler, nebevî tutum ve davranışlarla da güvenilir bir elçi olduğunu göstermiştir.

İşte Kur’an’ın “Elçi de iman etti” manasına gelen veciz ifadesi, upuzun bir hakikate işaret etmektedir.

Biz de şairin dediği gibi deriz:
“Zuhurun, bi’setin, nurun yeterken sıtkına burhan / Seni inkâr eden elbet mecnundur yâ Rasulellah!”

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
EN ÇOK SORULANLARDAN
UYGULAMALAR