Peygamber Efendimiz'in yokuş çıkarken, inerken "sübhannallah, elhamdülillah, Allahu Ekber" dediğine dair rivayet var mıdır?

Tarih: 07.10.2011 - 11:17 | Güncelleme:

Soru Detayı
- Bu konuda rivayetler varsa, bu duaların okunmasının hikmeti nedir?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Abdullah ibn Ömer (ra) şöyle rivayet etmiştir:

Peygamber (asm) haccdan yâhud umreden döndüğü sırada -ben Peygamber'in muhakkak diğer zamanlarda da bunu söylediğini bilmekteyim- bir dağ yoluna çıkınca yâhud düz yüksek bir sahaya varınca, üç defa tekbîr getirir, sonra da şunları söylerdi:

لا إله إلاَّ اللَّه وَحْدَهُ لا شَرِيكَ لَهُ ، لَهُ المُلْك ولَهُ الحمْدُ ، وَهُو على كلِّ شَيءٍ قَدِيرٌ . آيِبُونَ تَائِبُونَ عابِدُونَ ساجِدُونَ لِرَبِّنَا حَامِدُونَ . صدقَ اللَّه وَعْدهُ، وَنَصر عبْده ، وَهَزَمَ الأَحزَابَ وحْدَه

“Allah’tan başka ilâh yoktur, O’nun ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na hastır. O, her şeye gücü yetendir. Biz yolculuktan dönen, tövbe eden, kulluk yapan ve Rabbimiz‘e hamd eden kişileriz. Allah verdiği sözü yerine getirdi, kuluna yardım etti ve o toplulukları hezimete uğratıp perişan etti." (Buhari, Cihad, 132; Müslim, Hac 428)

Yine Abudllah b. Ömer, “Nebî (asm) ile askerleri tepelere çıktıklarında Allahü ekber derler, düzlüklere indiklerinde de sübhânellah diye tesbih ederlerdi.” (Ebû Dâvûd, Cihâd 72) demiştir.

Hz. Cabir (ra)  şöyle demiştir:

“Biz yolculuklarımızda yukarı çıktığımızda tekbir getirir 'Allahu Ekber' derdik, aşağı indiğimizde tesbihte bulunur, 'Sübhanallah' derdik.” (Buhari, Cihad, 132; Müsned, 3/333; Darimi, Adab, 43)

Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, bir adam Hz. Peygamber’e:

"Ey Allah’ın elçisi! Sefere çıkmak istiyorum, bana öğüt ver." dedi. Hz. Peygamber  ona:

“Allah’a karşı saygılı ol ve her tepeye çıktığında Allahü ekber de!"

buyurdu. Adam gittikten sonra arkasından:

“Allah'ım, ona uzakları yakın et ve  bu seferi ona kolay kıl.” diye dua etti." (Tirmizî, Daavât 45; İbni Mâce, Cihâd 8)

Ebû Musâ el-Eş’arî  (ra) şöyle dedi: Biz bir yolculukta Hz. Peygamber ile birlikte idik. Tepelere çıktıkça Allahü ekber, lâ ilâhe illallah diye yüksek sesle  tekbir ve tehlil getirdik. Bunun üzerine Nebî (asm):

“Ey Müslümanlar! Kendinizi zorlamayınız. Zira siz sağıra veya burada olmayan birine seslenmiyorsunuz. Allah daima sizinle beraberdir, işitir ve size sizden daha yakındır.” buyurdu. (Buhârî, Cihâd 131; Müslim, Zikr 44)

Bu rivayetlerde, sahâbîlerin konuya ait genel tavırlarıın ve uygulamalarının Hz. Peygambere dayandığını, bizzat Hz. Peygamber’in yükseklere çıktıkça tekbir getirdiğini, düzlüklere indikçe sübhânellah dediğini ayrıca değişik dualar da bulunduğunu görmekteyiz.

Dikkat edilmesi gereken bir konu ise, heyecana kapılıp tekbir ve tesbihleri yüksek sesle söyleyenleri Hz. Peygamber’in sükûnete  davet ettiğini ve Allah’ın, daima yanlarında, kendilerine  öz canlarından daha yakın olduğunu, bu sebeple vakar ve sekînet içinde  bulunmaları gerektiğini, gırtlaklarını zorlamaya gerek olmadığını hatırlattığıdır. Dua, tekbir ve tesbihte sesi aşırı derecede yükseltmek doğru değildir.  Çünkü Allah, bize şah damarımızdan daha yakındır.

Mü'min için kâinattaki her şey, Allah Teala'yı hatırlamaya bir vesiledir, böyle olmalıdır. O, yolculuğu esnasında yokuş çıkarken Allah Teala'yı hatırlar ve ne kadar yukarılara çıksa da, ne kadar büyük şeyler görse de, Allah Teala'nın her şeyden daha büyük ve yüce olduğunu düşünür, bunun için "Allahu Ekber: Allah en büyüktür." der.

Her tepe veya yüksek bir yere çıkınca tekbir getirmek, fizikî ve maddî yükseklikten, mânevî ve ulvî yüksekliğe intikal etmek ve Allahü ekber demek, hisler ve duygulardaki yüksekliğin ifadesi olmaktadır. Böylece maddî konum ile mânevî duygu arasında uyum sağlanmış olmaktadır.

Mü'min bayırdan aşağı inerken de Allah Teala'yı hatırlar. Bu sefer Allah Teala'nın noksanlıklardan, aşağı sıfatlardan münezzeh olduğunu düşünür ve "Sübhanallah: Allah Teala'yı noksan sıfatlardan tenzih ederim." der.

Düzlüklere inilince  sübhânellah diyerek Allah Tealâ’yı, zâtına yakışmayan birtakım noksanlıklardan tenzih etmek de aynı şekilde fizikî alçaklığın duygularda bir düşüşe sebep olmadığını bildirmek demektir.

Ayrıca aşağılarda kalan yerler sıkıntı vericidir. Bu sebeple oralarda, sıkıntıyı giderici şeylerden olan tesbihatta bulunmak uygun düşer. Nitekim Hz. Yunus Aleyhisselâm da, balığın karnında karanlıklar içinde kaldığında tesbihte bulunmuş ve bunun sonucu oradan kurtarılmıştı. (bk. Saffat, 37/139-145; Enbiya, 21/87-85)

Her hâl ve durumda Allah’ı ululamak ve noksanlıklardan uzak olarak anmak, Müslümanı belli bir irtifâ ve belli bir kulluk seviyesinde tutacak yegâne haldir.

Daima Allah’a tevekkül edip dayanmış olan müslümanın, yeryüzündeki engebeler vesilesi ile o güvenini ve inancını açığa vurması, her şeyden önce kendisini güçlü hissetmesine vesile olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun