Mevcudattaki mükemmel intizama karşı zulüm nasıl oluyor?
Değerli kardeşimiz,
A GREAT ORDER OF OPPRESSION AND BALANCE
Res. Assist. Şahin ÖZEL
Uludağ Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Kimya Bölümü, Bursa, Türkiye
Abstract
The meaning of oppression is, to be unfair, to violate a right, to torture and to persecute. Let us look at a window to let others look through the landscape from their own ideas and imagination. A person looking at a palace through a broken mirror observes the palace to be fragmented. This is a kind of paradigm. In other words, the world was not as high as it was. It tells us what we see, we actually tell our own paradigm and point of view. For an observer who studies the smallest oxygen atom or a galaxy, this intrigue and harmony in a creature gives the idea of denial to chance or nature. This is a great tahini and persecution. This is because even the smallest item shows its owner, and it is a great persecution to accept both the master and the master of such works. This situation seems clearer in written-visual media and documentaries. In order not to accept creativity, it is known that all kinds of fencing and mischief tools continue their studies in this regard.
Key Words: Paradigm, Haqq
MEVCUDATTA GÖRÜNEN MÜKEMMEL BİR DÜZEN VE DENGEYE KARŞI BÜYÜK BİR ZULÜM
Arş. Gör. Şahin ÖZEL
Özet
Zulüm lügat anlamı haksızlık etmek, bir hakkı kendi yerinden başka bir yere koymak, eziyet ve işkence anlamlarına gelmektedir. Yeryüzündeki varlıklara herkes kendi fikir ve hayal penceresinden baktığı için bu pencere hangi renk ve şekilde ise görünen manzarada ona göre hüküm alır. Kırık bir ayna ile saraya bakan bir kişi sarayı parçalanmış olarak müşahede eder. Bu aslında bir çeşit paradigmadır. Yani dünyayı olduğu gibi değil, olduğumuz yerden görürüz. Gördüğümüzü anlatırken, esasında kendi paradigmamızı yani bakış açımızı anlatırız. En küçük bir hücreyi veya en büyük bir galaksiyi inceleyen bir gözlemci mahlukattaki bu intizam ve ahengi inkarcılık fikriyle tesadüfe veya tabiata verir. Bu aslında büyük bir tahkir ve zulümdür. Çünkü en küçük bir eşya dahi sahibini gösterdiği halde bu kadar eserin ustasını kabul etmemek hem o varlıklara hem sanatkarına çok büyük bir zulüm olur. Yazılı-Görsel medya ve belgesellerde bu durum daha net gözükmektedir. Yaratıcıyı kabul etmemek adına her türlü şirk ve fesad şebekelerinin bu konuda bir hayli çalışmalarını sürdürdükleri bilinmektedir.
Anahtar Kelimeler: Paradigma, Hakk
GİRİŞ
Medya; her türlü bilgiyi insana ve topluma ileten eğitme, bilgilendirme ve eğlendirme gibi üç ana sorumluluğu olan görsel, işitsel, hem görsel-hem işitsel araçların tamamına denilmektedir. Günümüzde medya faaliyetlerini üç farklı koldan sürdürmektedir.
- Görsel-İşitsel medya
- Yazılı medya
- İnternet medyası
Gelişen ve sürekli değişen dünyada iletişim araçlarına duyulan bağlılık her geçen gün artmaktadır. İnsanlar zamanlarının neredeyse yarısını bu yayın organlarına ayırırlar. Çünkü haberleri, düşünceleri ve duyguları bu merkezler üzerinden aktarırlar. Araştırmalara göre dünya çapındaki en zengin yirmi kuruluş, medya üzerinden yaptığı faaliyetlerle insanlığı ahlaksızlığa, sapkınlığa ve inkara götürecek derecede sinsice çalıştıkları zahir bir surette görünmektedir.
Evrendeki her hadiseyi bir sebebe bağlayarak güya mesele anlaşılmış ve hallolmuş gibi Kuran’a hücum eden bu güruh, bütün iletişim araçlarıyla her fırsatı değerlendirmektedirler. Yasama, yürütme ve yargıdan sonra toplum üzerinde en etkili dördüncü kuvvet olarak medya gelmektedir (1). Bu nedenle topluma yön vermesi bakımından günümüzün en etkili silahı olarak görülmektedir.
Üstad Said Nursi Kastamonu Lahikası adlı esrinde Ahir zamana bakan bir hadisi şöyle tefsir eder “Ahir zamanda bir şahsın hata ve günahları büyük bir yekun teşkil ettiği ve bir adam radyo vasıtasıyla bir milyon kebairi işler ve milyonlarla insana dinlettirmekle günaha sokar (2). Yine Nursi Sözler adlı eserinde konuya farklı bir açıdan bakmaktadır. “Bazı ehl-i cehennem’in bir dişi, dağ kadar olması cinayetinin büyüklüğüne bir mikyas olarak haber verilmiş” ifadeleriyle aslında yayın organları üzerinden büyük bir tahribat ve inkılap yapılabildiğine işaret etmiştir.
Bu hakikatlerden anlaşıldığına göre ehl-i küfür medyanın tüm iletişim kollarını kullanarak menhus fikirlerini beşeriyetin kafasına ilka etmektedirler. İletişimdeki bu kolaylığı kullanarak nihayetsiz şerri nihayetsiz hayra tebdil ettirmek mümkündür. Zamanımızda bu tür yayın organizasyonlarının artırılmasına çalışmak ehl-i hamiyet ve gayretin bir vazifesi olmalıdır.
Yapılan bir araştırmaya göre halkın ibadetlere karşı ilgisizliğinin temelinde %19,62’si medyanın olumsuz yayınlarıyla ilişkili olduğu tespit edilmiştir (3). Başka bir araştırmada ise, şirketlerdeki ekonomik krizlerin din, dindarlık ve onları çağrıştıran semboller üzerindeki olumsuz etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Buna göre, daha önce dini sembollere olumlu bakanların %30,3’ü kriz sonrasında tam aksine dönmeye başlamış ve %52,9’u ise artık dindarları tercih etmeyeceğini söylemişlerdir (4).
Aynı şekilde 2011 yılında müslüman karakterleri canlandıran Hollywood filmlerinin 800 den fazlası müslümanları gaddar, barbar ve anarşist olarak gösterdiklerinden Amerika ve Avrupalılar, müslümanları tümüyle olumsuz karakterler olarak algılamaya başlamışlardır (5). Medya, olumsuz algı oluşturmak amacıyla içerisinde deve, çöl, entari, çarşaf, sakal, birden fazla evlilik gibi sahneleri barındıran görüntülere yer vererek müslümanları çağa ayak uyduramayan, yeniliklere ve gelişmelere karşı insan haklarını ve özgürlüklerini kısıtlayan tipler olarak lanse edilmelerini amaçlamaktadır (6).
Nursi’ye göre “Yayın organları, binler maddi ve manevi hukuk-u ibadı mahveden ehl-i dalalet ve tuğyanın bir tek hasenesini meşru gösterip büyük bir ekseriyetin onlara taraftar çıkmasını teşkil ederler. Umumi musibet ekseriyetin hatasından geldiği için musibet-i ammenin devamına belki daha da şiddetlenmesine kader-i İlahiye fetva verdirirler; biz buna müstehakız derler.” Ekser nas o zalim şahısların hareketlerine kalben yada fiilen taraftar olmalarıyla manen iştirak ederler ve umumi musibetlerin gelmesine zemin izhar ederler. Böylece bazı şahısların hatalarından gelen bu musibetler bir memlekette belki küre-i arz’da umumi şekle girmesine sebep olur (7). Deprem, sel, tufan, tsunami gibi hadisatlar bu gibi vakıaların neticesidir denilebilir.
Yani Kavm-i Nuh’un başına gelen tufan ile semavat ve arzın hücumu, Kavm-i Ad ve Semud’un inkarından hava unsurunun hiddeti ve Kavm-i Firavun’a karşı su unsuru ve denizin galeyanı gösteriyor ki ehl-i dalalet ve ehl-i isyana mevcudat kızıyor, mahlukat öfkeleniyor. Onun için böyle ehemmiyetsiz insanların ehemmiyetsiz amelleri ve şahsi günahları kainatın yaratılmasındaki hikmet ve maksatlara zarar verdiğinden arz ve külli unsurlar hiddete gelir.
SONUÇ
Haberleşme ve iletişimin, bilim ve teknolojideki gelişmelere paralel olarak kapsamını her geçen gün arttırmakta olduğu kabul edilen bir gerçekliktir. İşitsel, görsel kitle iletişim araçlarından sosyal medya, artan kullanım hızıyla günlük hayatın tamamına sirayet etmiştir. Toplumun gözü ve kulağı durumundaki medyanın insanlığın faidesine medar yönleri olduğu gibi şer ve tahrip hesabına kullanarak insan alemini ateşe atan hodgam insanlar pis mefkurelerini bu vasıtayla neşretmektedirler. Bu anlamda medya kuruluşları, yaptıkları agrazlı ve menfi yayınlarla insanlığı yanlış yönlere sevkedebilmektedirler. Bu genel çerçeve içerisinde en ağır darbe İslamiyet hesabına dine ve dindarlara indiriliyor. Din adına verilen yanlış ve gerçek olmayan bilgiler bir tarafa, bazen de kasıtlı olarak dine ait her şeyi, farklı bir tarzda empoze ederek insanları tenfir etmektedirler.
Nursi’ye göre kitlesel iletişim araçları insanlığa büyük bir nimeti ilahiyedir ve onları terakkiye, lüzumlu ve zaruri menfaatlerine yönelik kullanılmalıdır. Yoksa insanlığı tenbelliğe, sefahete ve lüzumlu vazifelerin noksan bırakılmasına sebebiyet vereceğinden nesl-i atiyi büyük bir belaya duçar edecektir (8).
Ne şekilde olursa olsun, iletişim organlarının bu vahim tutumu yeni yetişen nesiller üzerinde onarılması mümkün olmayan bir tahribata neden olmaktadır. Bu tehlikeye karşı en iyi çare bu kurumlara dini meselelerde danışmanlık hizmeti sunmaktan geçmektedir. Bu konudaki hassasiyet her türlü yayın ve neşriyat kuruluşlarına arzedilmelidir Yani her türlü iletişim ve haberleşme ağında eğer dini meselelerle ilgili bir durum varsa mutlaka uzmanlarından gerekli bilgi ve danışmanlık desteği alınmalıdır (9).
Nursi’nin 31 Mart hadisesinde gazetecilere yaptığı hitap, neşriyat yapan kuruluşlar adına büyük önem arzetmektedir. Hitabında derki; “Ey gazeteciler! Edibler edebli olmalı, hem de edeb-i İslamiye ile müteeddib olmalı. Ve onların sözleri, kalb-i umumi-i müşterek-i milletten çıkmalı. Matbuat nizamnamesini, vicdanınızdaki hiss-i diyanet ve niyet-i halise tanzim etmeli. Halbuki siz iki kıyas-ı fasidle, yani taşrayı İstanbul’a ve İstanbul’u Avrupa’ya kıyas ederek efkar-ı umumiyeyi bataklığa düşürdünüz. Ve şahsi garazları ve fikr-i intikamı uyandırdınız” (10)
Bu kaideler çerçevesinde medya mensuplarınnın eğitim alacağı fakültelere din konusunda yeterli bilgi sahibi olmaları için ilgili dersler konulabilir (11). Bu şekilde dini bilgi yetersizliğinden kaynaklanan olumsuz yayınların önüne kısmen de olsa geçilmiş olacaktır. Aksi halde bu tehlikenin önünü almak mümkün mümkün olmayacaktır. İşin diğer bir boyutu kasdi olarak dini ve onu temsil eden her şeyi kötü gösterme gayretinde olan fesat şebekeleri için danışmanlık hizmeti de bir faide temin etmeyecektir. Yılanlar ısırmadan lezzet aldığı gibi, insanlığını yitirmiş bu gaddar ve bedbahtlarda lezzetlerini bu faaliyeti yapmakta alacaklardır. Ya bu sarhoşları topuzla ayıltmak gerekir veya böyle düşünmeyen en azından dine tarafsız bakabilen medya organlarının toplumu bilinçlendirmesi ve farkındalık oluşturması, bu tehlike için bir çözüm olabilmektedir.
KAYNAKLAR
- Yusuf Özkır, “Medyanın Din Bilgisi”, Medya ve Din ( ed. Mete Çamdereli), Köprü Kitapları, İstanbul,2014, s. 15.
- Zübeyr Gündüzalp Konferans (Sözlerin eki) s.705
- Hamdi Uygun, Halktaki Din Adamı İmajı ve Din Görevlilerinden Beklentileri ( Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), 19 Mayıs Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Samsun, 1992, s. 54.
- Kübra Küçükşen, Din Motivasyonlu Ekonomik Organizasyonlarda Yaşanan Olumsuz Tecrübelerin Din Algısı Üzerindeki Etkileri ( İslami Holding Yatırımcıları Üzerine Bir Araştırma)(Yayınlanmamış Doktora Tezi), Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe ve Din Bilimleri ABD, Konya, 2011, s. 183-193.
- Mehmet Akif Enderun, Beyaz Perdenin Din Algısı, Işık Yayınları, İzmir, 2008, s. 163
- Hayrettin Yücesoy, “ 11 Eylül Sonrası Amerikan Sesli-Görüntülü Medyasında Müslüman Ve İslam İmajı İle Bu İmajı Yayan ve Destekleyen Unsurla Üzerine Bazı Öneriler”, 2. Uluslar Arası Dini Yayınlar Kongresi, Tebliğler-Müzakereler, Ankara, 2005, s. 192-193.
- Said Nursi, Sözler, RNK yayınları, 2018, s.187
- Said Nursi, Emirdağ Lah.2, RNK yayınları, 2018, s.70
- İbrahim Turan, “ Medyadaki Din Adamı İmajı Üzerine Bazı Düşünceler”, 19 Mayıs Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı:24-25, Samsun, 2007, s. 299; Ömer Menekşe, “Türk Sinemasında Din ve Din Adamı İmajı”, 2. Uluslar Arası Dini Yayınlar Kongresi, Tebliğler-Müzakereler, Ankara, 2005, s. 65.
- Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Dvan-ı Harb-i Örfi, RNK yayınları, 2018, s.66
- İbrahim Turan, “ Medyadaki Din Adamı İmajı Üzerine Bazı Düşünceler”, 19 Mayıs Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı:24-25, Samsun, 2007, s. 303.
Kaynak: Bilim Işığında Yaratılış Derneği
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Sanat Nedir?
- Altın Oran nedir?
- Genetik Kod hakkında bilgi verir misiniz?
- Mitokondri Nedir?
- Antimadde nedir?
- Bilim ışığında Evrim Teorisi'nin kritiğini yapar mısınız?
- Saanen Keçisi hakkında bilgi verir misiniz?
- Bilim, ateizmin ve materyalizmin egemenliğinden nasıl kurtulacak?
- Biyolojik Bilimlerin Temeli olan: ‘Miktar’ konusunda bilgi verir misiniz?
- Biyomimetik nedir?