Biyolojik Bilimlerin Temeli olan: ‘Miktar’ konusunda bilgi verir misiniz?

Tarih: 23.04.2026 - 11:34 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

BİLİM VE SANATIN ÖNEMLİ BİR ANAHTARI: ‘MİKTAR’

Prof. Dr. Köksal PABUÇCU, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi,

Eczacılık Fakültesi [email protected]

ÖZET

Kâinatta canlı-cansız sayısız varlık bulunmakta ve bunlarda sonsuz hakikatler gizlenmektedir. Tabiat kanunları, bu hakikatlerin uzantılarıdır. Mesela ebeveyn-evlat arasındaki ‘şefkat hakikati’ ve bu hakikatle bağlı ‘cazibe (çekim) kanunları’ gibi…

Kâinattaki cari kanunlardan biri de ‘Hıfz’, ‘Hafiziyet’ ve ‘İddihar’ kanunudur. Her şeyde bir muhafaza, iddihar (depo) ve mahzen görülüyor. Dağlar, canlılara lazım olan bütün maden-lere, ilaçlara ve hayata lüzumlu şeylere birer mahzendir. Yeryüzü; bütün canlıların erzakının yetiştirildiği bir tarla, bir harman, bir ambardır. Hücredeki vakuol denilen organel, bir ihtiyat deposudur. Her bir ağacın, bitkinin bütün özellikleri çekirdeğinde ve canlıların bütün özellikleri kromozomlarında depolanmaktadır. Bütün bunlar, kâinattaki ‘Hıfz ve Hafiziyet Kanunu’nun birer küçük numuneleridir.

Her bir eşyanın bir görünen yüzü, bir de Hafiziyet Kanunu ile mahzeninde saklanmış gizli hakikatleri vardır. Kâinat kapıları zahiren açık görünse de hakikaten kapalıdır. İlim adamları, varlıkların sırlı dünyasına gidilecek yolları, girilecek kapıları keşfetmeye çalışmaktadır. Tüm materyal ve metotlar, bu yolda birer basamaktır. İlimler, eşyanın hakikatine kanunlar vasıtasıyla yol bulmaya çalışır. Her ilmin kendine has bir tarzı, yöntem ve karakteri olduğu gibi, o ilme ait hususi anahtarları da vardır. İlim tahsilinde en mühim esas, bu anahtarların öğrenilmesidir. Bilim tarihi, bulunan ya da bulunduğu sanılan kapılarla doludur. Kapıların keşfi yetmez, hazinelere vasıl olmak ancak anahtarlarla olur.

Hakikati keşfetmeye çalışan âlimler, insan nefsine takılan ene’yi (benliği) açan ve onunla kâinattaki anahtarları bulup, hazinelere ulaşmaya gayret eden insanlardır.

Eğitimde ilimlerin anahtarları öğretilirse, tahsil hem kolay hem de netice itibariyle nurlu olur. Aksi durumda çok yol alınsa bile, hedeflenen sonuca ulaşılamaz, ruha da sıkıntı ve zulmet verir.

Yukarıda ifade edildiği gibi, bilim-sanat dallarındaki gizli hakikatlere açılan kapıların önemli bir anahtarı, temel bir miftahı; ‘MİKTAR’ kavramıdır. Herhangi bir alanın en uzak inceliklerine bu kavramın dürbünü ile bakılabilir, mesela edebiyatta ‘vezin’, resimde ‘denge’ ve eczacılıkta ‘şifalı terkipler’e ‘MİKTAR’ anahtarı ile ulaşılabilir.

Bu çalışmada, mezkûr anahtar kavramla ilgili bazı örnekler verilecek; çeşitli bilim-sanat dallarındaki etkisinden bahsedilecektir.

Anahtar Kelimeler: Bilim, Sanat, Ölçü, Miktar, Kader

A SIGNIFICANT KEY OF SCIENCE AND ART: 'THE AMOUNT'

ABSTRACT

There are countless living and non-living beings in the universe and infinite truths are hidden in them. The laws of nature are extensions of these truths. For example, the "truth of compassion" between parent and child and the "laws of attraction" associated with it like…

One of the current laws in the universe is "Protection" and "Preservation" and "Storage" law. In everything is seen a protection, preservation and cellar. Mountains; in terms of all the minerals and medicines necessary for living things, they are a cellar for the things necessary for life. Earth; It is a field, a threshing, a warehouse where the provisions of all living things are grown. The called the vacuole organelle in the cell is a precaution cellar. All the characteristics of each tree and plant are stored in its nucleus and all the characteristics of living things in their chromosomes. All these are small examples of the "Protection" and "Preservation" Law in the universe.

Each item has a visible face and a hidden truth hidden in its cellar by the Law of Preservation. Even though the doors of the universe seem open, they are indeed closed. Scientists try to discover the ways to go to the secret world of beings and the doors to enter. All materials and methods are steps in this way. The sciences try to find a way to the truth of beings through the laws of nature. Every science has its own style, method, and character, and its special keys to that science. The most important basis in education is to learn these keys. The history of science is full of doors found or thought to be found by scientists. Discovery of gates is not enoug. Access to treasures is possible only with keys.

Scientists who try to discover the truth are people who open the ego (sense of self) in human beings and try to find the keys in the universe with it and reach the treasures.

If the keys of sciences are taught in education, education will be both easy and bright in result. Otherwise, even if a long way is taken, the targeted result cannot be achieved, moreover, it causes distress and darkness to the soul.

As stated above, a significant key to the doors opening to hidden truths in science and art branches is; It is the concept of ' THE AMOUNT'.

The furthest subtleties of any scientific field can be viewed with 'amount binoculars'. For example, 'prosody or syllabic meter' in Literature, 'balance' in Painting Art, and 'medicinal drugs' in Pharmacy can be discovered with the concept of ' THE AMOUNT'.

In this study, some examples of the aforementioned key concept will be given; Its effect on various science and arts branches will be mentioned.

Keywords: Science, Art, Amount, Appreciation, Fate

GİRİŞ

Kainat, uçsuz bucaksız hakikatler yumağıdır. Canlı-cansız sayısız varlığın meskeni ve bunlarda gizlenmiş sonsuz hakikatin mahzenidir. Bu saray-ı alemin tavanı yıldızlarla süslenmiş, zemini çiçeklerle bezenmiştir. Bu süslerde, bu işlerde elbette pek çok tılsım vardır. Kainat; tüm galaksileri, kozmik sarmallarıyla topyekûn her an genişlenirken, mahzenlerinde gizli hakikatleri de aynen onun gibi genişlenmekte ve zaman içinde tavazzuh etmektedir.

Lakin hakikatler hiçbir zaman aşikâr değildir. Her şeyin bir görünen, bir de görünmeyen yüzü vardır. Kâinatın kapıları zahiren açık olsa da hakikaten kapalıdır (Nursi, 2014a). Kapılar varsa, elbette anahtarları da vardır. Hem insanda, hem de hakikate giden yollarda çeşitli anahtarlar ihzar edilmiştir. İnsanda, akıl, kalp, vicdan gibi manevi; göz, kulak, ağız, burun gibi maddi anahtarlar vardır. İnsandaki istidatlar, onlarda derç edilen sayısız kabiliyetler, bunlardan hâsıl olan meyiller, arzular, emeller, hayaller ve tasavvurat gibi latifeler birer anahtar gibidir. Lakin bu anahtarları bulmaya yarayan bir anahtar da ‘miktar’ kavramıdır.

İnsan benliğinde dört temel özellik vardır. Bunlar; ayinelik özelliği, ölçü birimi özelliği, alet-i inkişaf denilen, dürbün gibi keskin bir nazar özelliği ve sanata, sanatkâra ve manaya yönelim özellikleridir. Bu özellikler hakikatlere ulaşmak için insanda bulunan enfüsi (içsel) anahtarlardır. Miktar bakışı, benlikte bulunan bu özelliklerin inkişafına da vesile olan bir anahtardır.

Hakikati keşfetmeye çalışan âlimler, insan nefsine takılan ene’yi (benliği) açan ve onunla kâinattaki anahtarları bulup, hazinelere ulaşmaya gayret eden insanlardır.

Dünyaca ünlü tabloları, eserleri izleyen insanlara şaşmamak gerektir. Onların büyük çoğunluğu merakından, az bir kısmı da mana iştiyakından eseri izlemeye gitmektedir. Eseri görmekle merakını giderenler yanından hemen uzaklaşırken, diğerleri eserde gizli manaları bulmak için saatlerce onun başında kalmak isterler. Akıl, meraklı seyyah; kalp, mana avcısıdır. Kalb, kalbolmak yani dönmek, yönelmek ve kapılmak ister. Hakikat aşıkları, her bir deseni hatta desenlerdeki her bir çizginin izini sürerler. Sanatkârın halet-i ruhiyesine muvafakat ile eserin derunundaki manaları temaşa ederler. Lakin eser mahdut ve yalnızca dış görünüşten ibarettir. Gözü vardır sizi görmez, ağzı vardır sizinle konuşamaz, ruhu yoktur ki ruhunuzla tanış olsun. Tablodaki ‘güzel gözlerin’ arkasında, soğuk ‘tuval bezleri’ vardır. Boyayı aralasanız, bezden başka bir şey bulamazsınız.

Oysa kainat öyle değildir. Tuval üzerinde tuvaller, desen içinde desenler, tabaka tabaka gizemler vardır. Gözler vardır, gözlerin kirpiklerle süslenmiş kapakları vardır. Göz Kapaklarının altında lipitten yapılmış billur gibi parlak ve tek sıra hücrelerden dokunmuş ‘Konjonktiva Tabakası’ vardır (Bittar, 2006). Gözü toz, iltihap ve hastalıktan koruyucu özelliğe sahiptir. Üzülünce konjonktiva yaşarır, damlacıklar göz pınarında birikir ve yürekleri burkan bir tablo oluşur.

Bu tablonun altında ‘Kornea’ vardır. Şeffaf ve lipit yapıda, ışık girince tepki veren bir tablodur. Korneanın arkasında göz merceğine kadar olan galeride daha nice tablolar gizlenmiştir. Bu galerinin ismi ‘Ön Oda’dır. Bu odanın içinde ‘Göz Sıvısı’ vardır (Bittar, 2006). Bu sıvı, göz yuvarlağına baskı yaparak, orada nice tabloların görünmesine sebep olur. Aynı zamanda göz sı-vısı içindeki mineraller, göz hücrelerine difüze olurken, orada hareketli sahneler meydana gelir.

Işık huzmesi ‘İris’ üzerine düşünce, adeta bir festival başlar; ön odadan giren ışık, bir koridordan geçer. Bu koridor, aynalar koridoru gibi parlak ve rengârenk ‘Göz Bebeği’dir. Göz Bebeği, irisin tam ortasındadır ve ışığın miktarı burada ayarlanır (Bittar, 2006). Işığa göre kasılıp gevşediğinde, bin bir tablo sergilenir burada (son zamanlarda bunların fotoğraflarından ibaret yeni bir sanat dalı ortaya çıkmıştır) (Iris photo art, 2020) (Şekil 1). İrisin yapısı parmak izi gibi kişiye özgüdür.

Işığın girmesiyle açılan bir başka galeri de ‘Göz Merceği’dir. Göz Merceğinin iki yanında elastik ‘Kirpiksi Kaslar’ vardır (Bittar, 2006). Bu kaslar, ışığın titreşimiyle adeta raks eder gibi kasılarak, göz merceğinin ayarlanmasına neden olur. Göz merceğinin hemen yanında ‘Arka Oda’ galerisi ve onun hemen arkasında, yumurta akına benzeyen ve ‘Vitreus Sıvısı’ ile dolu ‘Vitreus Odası’ vardır (Campbell ve Reece, 2008). Işık buradan geçerek ‘Retina’ya ulaşır. Retina, ışığa duyarlı milyonlarca hücreden yapılmış 200 mikron kalınlığında bir tabakadır. Bu tabaka ışığın algılanmasını sağlayan pek çok tabakadan oluşmuştur. Her bir tabakada ayrı eserler sergilenmektedir.

Mesela bunlardan ‘Fotoreseptör Tabakası’, ışığa duyarlı hücrelerden oluşan çubuk şeklindeki yapılarla doludur (Campbell ve Reece, 2008). Burada ışık görüntüleri, elektro-kimyasal sinyallere dönüştürülürken havai fişekler gibi parıltılı bir gösteri başlar. Onun altında ise ‘Retina Epiteli’ denilen başka bir tabaka bulunur. Işığın emilmesiyle burada, tıpkı suda dağılan mürekkeple ortaya çıkan desenler gibi şekiller meydana gelir... Böylece oksijen ve besinlerin taşınması da sağlanmış olur. Retina içindeki sinir hücreleri, asimetrik desenlere benzer. Bu desenlerin uzantıları, görme sinirleriyle beyne bağlanır... Işığın gözdeki yolculu-ğu 30 tabakadan geçmektedir. Burada kısaca ifade edilen sanat gösterimi kısaca böyledir… Gözün arkasındaki yer ‘Beyin’dir. Burası, insan âleminin merkezi idare noktası, sonsuz mana ve hakikatlerin muhatap ve anahtarıdır.

Şekil 1: İris fotoğraf sanatına ait örnekler (Iris Photo Art, 2020)

Temel Anahtar: Miktar

Yukarıdaki ‘göz örneği’nde ifade edildiği gibi; kâinat, anlaşılması çok da kolay olmayan, kat be kat mana tabakalarıyla dolu, uçsuz bucaksız bir sanat galerisi gibidir.

Her şeyin iki yönü vardır: Biri ‘bilimsel’, yani ‘hikmet’ yönü; diğeri ‘sanatsal’, yani ‘mana’ yönü. Biri insanın aklına, diğeri kalbine hitap eder.

Bilim ve sanat dallarındaki gizli hakikatlere açılan her iki kapının önemli bir anahtarı, temel bir miftahı; ‘miktar’ kavramıdır. Miktar, aynı zamanda rehber bir kavramdır, muğlak bilginin karanlıkları içinde yol gösterici, saike ışık tutucu bir delil-i inayettir. Neticeye ulaş-manın kolay bir yolu, keşif ve çıkarımlara vasıl olmanın da bir vesilesidir.

Etimolojik Açıdan ‘Miktar’

Miktar’ kelimesi etimolojik olarak, Arapça ‘mikdar’ ile ifade edilen ve bir şeyin ölçüsünü, tartısını, boyunu, hacmini, ağırlığını yani ‘ne kadar’ özelliği varsa onların hepsinin ifadesi için kullanılan ve sıfatları barındıran bir kelimedir. Bir metre (miktar) kumaş, iki kilo (miktar) elma… ‘Mikdar’, ‘Kadar’ ve ‘Kader’ ifadelerinin hepsi aynı, ‘k- d - r’, kökünden gelmektedir ( TDK, 2009 ).

Kur’an’da ‘Miktar’ Kavramı

Kur’an-ı Kerim’de ölçü, tartı ve miktar kavramları birçok ayette ifade edilmektedir. Bu konu, kapsamlı bir şekilde başka bir çalışmamızda ele alınmıştır (Dölek ve Pabuçcu, 2020). Burada, miktar kavramının ilimle bağlantısı ve anahtar kavram oluşu ile ilgili bazı ayetler örnek olarak verilecektir. Bunlardan;

  1. Ayet: ن َِمَلْقلَاو َاَمو َنُوُرْطَسي ‘Nun. Kaleme ve kalemle yazılanlara yemin olsun’ (Kur’an: 68/1-2) âyetinin tefsirinde, bütün kalemlerin ve tastir (yazı yazmaların) ve kitabetlerin (yazıcılığın) aslı, esası, ezelî kaynağının, kaderin kalemi ve Nur’u olduğu belirtilmekte ve ayetin başında geçen ن kelimesinin de ilm-i ezelînin nuruna bir işaret olduğu ifade edilmektedir (Nursi, 2014b).
  2. Ayet: ‘Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık’ (Kur’an, 54/49 ).
  3. Ayet: ‘O’nun katında her şey miktar iledir’ (Kur’an, 13/8).
  4. Ayet: ‘Allah’ın emri bir kader-i makdur iledir’ (Kur’an, 33/38).

Bu ayetlerde ‘miktar’ kavramına vurgu yapılmakta, yaratılan her şey ve her işin miktar ile makdur olduğu ifade edilmektedir. Şu halde, bütün ilimlerin esası, İlm-i Ezeli’nin Nurudur ve Kaderin onlardaki anahtarı da ‘miktar’dır.

1.BAZI BİLİM DALLARINDA ‘MİKTAR’IN ÖNEMİ

Bu bölümde, mezkûr anahtar kavramla ilgili bazı bilim ve sanat dallarına ait bazı örnekler verilecek ve o alanlarda ‘miktar’ kavramının etkisinden kısaca bahsedilecektir.

1.1.Biyolojik Bilimlerin Temeli: ‘Miktar’

Biyoloji, ‘canlı bilimi’ demektir. Canlı kelimesi biyolojik bilimlerde ‘organizma’ kelimesiyle işaretlenmiştir.

Organizma: ‘kâinatın özü, özetidir’. ‘Hayat enerjisine sahip, hareketli, zararları def’e, faydaları celbe kabiliyetli; beslenen, büyüyen, gelişen, üreyebilen bir varlık’ olarak ifade edilebilir (Pabuçcu, 2018). Organizma aynı zamanda, ‘ayrı ayrı organları ile hayati olaylarını devam ettirebilen canlı varlık’ olarak da tanımlanmaktadır (TDK, Biyoloji Terimleri Sözlüğü, 1998).

Organizma, ‘erg’ (çalışma-faaliyet), ‘orgue’ (alet) ‘org’ (araç), ‘organe’ (alet), ‘organe -ism’, ‘ism= topluluk’, ‘ism’, ‘bir konuda çalışmak için bir araya gelmek’ (doktrinler, sanat akımları) anlamında kullanılır (Anonim1, 2). (Ör: Marblism-Resimde Ebruculuk, resim sanatında tuvalin bir unsuru olarak ebruyu kullananların teşkil ettikleri sanatsal birlik).

‘Organizma’, bu ek ve köklerden ‘organism’ şeklinde türetilmiştir. organe-ism- ‘organize olarak iş yapan bir topluluk’ manasındadır.

Bu kelimenin bütün parçaları ‘fonksiyonelliği’ ifade ettiği gibi, organizma denilen or-ganize varlığın kendisi de bütün kısımlarıyla ‘fonksiyoneldir’. Aynı zamanda organizma, bütün parçalarıyla, iç ve dış sistemlerle entegre bir varlıktır.

Organizasyon faaliyetinde hükmeden ‘miktardır’. Çünkü organizasyon miktarlarla olur. Örneğin bir sempozyum organizasyonunda yapılacak oturumların, salonların, salonlardaki koltukların, katılacak bilim insanlarının ve sunulacak bildirilerin sayıları, süreleri belirlenir, ona göre tedbirler alınır. Görevlilerin adedi ve yapacakları işler önceden planlanır. Hatta organizasyon boyunca verilecek ikramların adedine, çeşitlerine varıncaya kadar her şeyin miktarı belirlenir. Kısacası, ‘Organizasyon, miktar üzere kaimdir’.

Organizmanın organizasyonu da böyledir. Hangi hücrenin nerede duracağı, ne kadar sürede bölünme geçireceği, hangi dokuların yapısında bulunacağı bir miktar üzeredir. Dokuların bulunduğu organlardaki görev ve süreleri, madde giriş çıkışları, ürünlerin adet ve çeşitleri hep miktar iledir.

Organizma, sadece ‘organize bir varlık’ değil, aynı zamanda içindeki bütün hücre ve sistem-lerin birbiriyle ‘entegre’ olduğu bir varlıktır. Organizasyondaki her eleman ve her sistem aynı zamanda birbiriyle entegre olmalıdır. Entegrasyonda her şey anahtar-kilit gibi, ya da saatin çarkları gibi uyumlu ve denk olmalıdır. Entegrasyon ancak çok hassas miktarlar ile olabilir.

Organizmanın içindeki sistemlerin birbiriyle entegrasyonu gerekli olduğu gibi, dış sistem-lerle de entegrasyonu lazımdır. Mesela, fotosentezde klorofil molekülünün güneş ışığıyla, ışığın uygun miktardaki dalga boyuyla entegre olması gerekir. Solunum esnasında hava mo-leküllerinin bu sistemdeki bütün organ ve dokularla, akciğer ve alveollerle hatta alyuvarlarla entegrasyonu elzemdir. Sürekli senkronize entegrasyon çok ince hesap ve miktarlarla olur, ta ki organizmada hayat ışığı parlasın. Bu açıdan bakıldığında organizma ile ilgilenen biyoloji biliminin temeli ‘miktar’dır.

1.2.Biyokimya’da ‘Miktar’

‘Biyokimya’ ya da diğer adıyla ‘Biyolojik Kimya’, organizma içindeki kimyasal süreçlerin miktar analiziyle ilgilenir. Hem biyoloji hem de kimyanın bir alt disiplini olan biyokimya, üç temel alana ayrılabilir. Bunlar; Yapısal Biyoloji, Enzimoloji ve Metabolizma.

20. yüzyılın sonlarında biyokimya, bu üç disiplinle canlılardaki yapısal süreçleri açıklama konusunda başarılı olmuştur. Yapısal süreç, ancak hassas miktarlar ile takip edilebilir. Bu takip esnasında biyokimyacılar, reaksiyonlardaki zincir dizilerine ve madde miktarlarına dikkat ederler (Voet ve Voet, 2005).

Binlerce biyokimyasal reaksiyon, bir hücrede, saniyenin on binde biri kadar kısa bir sürede zincir gibi dizilmektedir. Zincirdeki her halka, kendinden öncekine sonuç, sonrakine ise bir başlangıç olmaktadır. Organizmadaki her fonksiyon, spesifik reaksiyonlardan meydana gel-mektedir. Mesela görme reaksiyonları için madde miktarları ve zincir sayıları farklı; işitme reaksiyonları için daha farklıdır. Organizmadaki tüm fonksiyonlar için spesifik reaksiyonların karakteristik özellikleri, son derece hassas miktarlarla olur.

Biyokimya, moleküllerin hücre içine alınması ya da atılması esnasında meydana gelen süreç-lere de odaklanmaktadır. Maddelerin hücre zarından geçişinde yalnızca suyun polarizasyonu değil, lipit membranın yapısal oranı da çok önemlidir. Hücre zarından geçecek maddelerin yoğunlukları, boyutları, çeşitleri ve membran yapısındaki madde oranları bir miktar iledir. Üstelik alınacak maddeler belli zamanlarda ve miktarlarda olmaktadır (Mc Elhaney, 1975).

Enzimler, kimyasal reaksiyonları hızlandıran ve çok özel içeriğe sahip maddelerdir. Onları özel yapan şey, içeriklerindeki hassas ölçülerdir. Enzim ve substrat, birbiriyle anahtar kilit gibi entegre olmaktadır. Bu entegrasyon da ancak hassas miktarlar ile mümkündür.

Biyokimya, biyolojik olayların moleküler mekanizmalarını inceleyen Moleküler Biyoloji ile de yakından ilgilidir. Biyolojik mekanizmalardaki temel faktör, genlerdir. Her organizmanın genetik yapısı; özel baz dizilimleri ve bunlardaki spesifik miktarlar ile karakteristiktir.

Kimyasal reaksiyonlardan enerji elde etmek için kullanılan mekanizmalar, metabolizma olarak bilinir. Metabolizma, daha önce bir derece izah edildiği gibi miktar üzere işler.

Biyokimyanın bulguları öncelikle tıp, beslenme ve tarım alanlarında uygulanmaktadır. Tıpta biyokimyacılar hastalıkların biyokimyasal nedenlerini ve tedavi şekillerini araştırırlar. Beslenme konusunda, organizmanın sağlık ve zindeliğini nasıl sürdüreceğini, beslenme yetersizliklerinin organizmaya etkisini araştırırlar. Tüm bu araştırmalarda rehber ve anahtar kavram; ‘miktar’dır.

1.3.Fizyoloji Biliminde ‘Miktar’

Fizyoloji, yaşam bilimlerinden bir bilim dalıdır. Biyolojinin genişlemesiyle ortaya çıkan fizyoloji, iyonik ve moleküler düzeyde hücre fonksiyonunun temelinden, vücudun topyekün davranışına ve hatta dış çevrenin etkisine kadar canlıların çalışma mekanizmalarını anlamayı amaçlayan bir bilim dalıdır. Fizyolojiyi diğer yaşam bilimlerinden ayıran şey; moleküler, hücresel ve tüm vücut sistemlerindeki fonksiyonları bütünleştirmeye yönelik bakış açısıdır (Anonim 3). Organizmanın bütünsel sisteminin korunması son derece hassas miktarlar üzere kaimdir.

Fizyolojik bilimlerdeki araştırmalar için de ‘miktar kavramı’ önemli bir rehberdir. Mesela Fiz-yologlar, gözlerin ışığı nasıl algıladığını anlamaya çalışırlar. Önceki bölümlerde ifade edildiği gibi, retinanın ışığa duyarlı hücrelerinde fotonların nasıl yakalandığından, sinyallerin beynin görsel korteksine olan entegrasyonuna kadar bütün süreci takip etmektedirler. Bu entegrasyona giden sürecin her adımında fizyologların karşısına hep kritik miktarlar çıkar.

Fizyologlar, egzersiz yaparken hepimizin yaşadığı kalp atış hızındaki değişikliklere sebep olan nörotransmitterlerin miktarını ve bunların kalbin elektriksel aktivitesini ne miktarda değiştirdiğini de araştırırlar. Bu şekilde, kalp pili hücrelerindeki elektriksel akım değişikliklerinin ayrıntılarını anlamaya çalışırlar. Bütün bu çalışmalarda fizyologlara yol gösteren pusula, ‘miktar’dır.

Bitki fizyolojisinde çok bilinen bir kanun olan ‘Minimum Kanunu’ da ‘miktar bakışı’ ile keş-fedilmiştir. Mezkûr kanun, 1840 yılında Liebig tarafından keşfedilmiştir. ‘Fıçı Kanunu’ da denilen bu kanuna göre bitkiye, ortamda en az bulunan elementin miktarı oranında mineral alımı gerçekleşir. Yani, ortamdaki diğer maddeler, en az bulunanın miktarına göre oranlanarak alınır. Mesela bitkinin herhangi bir elemente ihtiyacı 10 birim ise ve o elementten ortamda 5 birim varsa, diğer besin elementlerinden de 5/10 = 1/2 oranında alınır. Başka bir deyişle diğer besinlerin miktarı tam olsa bile bitki bunun yarısından faydalanabilir.

Önceleri sadece bitkiler için geçerli olduğu sanılan bu kanun, daha sonra tüm canlılar için de teşmil edilmiştir. Yani, bir canlının gelişimi için diğer faktörler uygun olsa bile, sınırlayıcı olan, en olumsuz faktörün miktarıdır (Ebelhar ve Chesworth, 2008).

Benzer örnekleri artırmak mümkündür. Bu açıdan, fizyolojideki bütün araştırmalar, ‘miktar kavramı’ ile anlam kazanmaktadır.

1.4.Ekolojide ‘Miktar’

Ekoloji, kısaca ‘Oikos-Logos’, yani ‘Yuva Bilimi’dir. İnsanoğlu kadar eski ve kadim bir bilim dalıdır. Ekoloji, genellikle organizmaların çevreleri ve birbirleriyle olan ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır. Canlının yaşam yuvasındaki huzur ve sükuneti korelatif miktar hesapları iledir.

Bir türe ait fertlerin teşkil ettikleri popülasyonlar, popülasyonlar birliği olan komuniteler ve onların cansız çevreyle oluşturduğu ekolojik sistemlerdeki (ekosistem) konumu ve görevi ekolojinin ilgi alanı içindedir. Ekosistemlerde üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcıların oranları miktar ile dengelidir. Bu miktar bozulursa, göller ötrofikasyona, ormanlar çöle doğru gider. Ekosistemin dengesi, tıpkı bir organizmanın dengesi gibi bütüncüldür.

Türlerin bir popülasyondaki artış-azalış oranları da kendine has miktar grafikleri gösterir. Bazıları sigmoid, bazıları üssel büyüme gösterir. Populasyondaki fert sayıları belirli bir zamanda Limit K değerine ulaştığında geri bildirim mekanizmaları devreye girer ve popülasyon miktarı korunur (Şişli, 1999).

Ekoloji, enerji aktarımı ile de ilgilenir. Enerji aktarımında temel esas, güneş enerjisinin maddeler ile aktarımıdır. Madde döngülerinde aktarılan şey elementler olmakla birlikte, asıl aktarılan enerjidir. Ototrofik organizmalar tarafından üretimi sağlanan ve heterotroflara sunulan sentez ürünlerinde hep enerji aktarılır. Herbivorlara bu enerji 1/10, karnivorlara 1/100 ve omnivorlara ise 1/1000 oranlarında aktarılır. Enerji aktarımları da miktar üzeredir.

Kısacası, popülasyonların interspesifik (türler arası) ya da intraspesifik (tür içi) tüm ilişkileri, yayılış ve dağılımları, migrasyonlar ve bunlardaki tüm oranlar, hep miktar üzerine kuruludur (Gökmen, 2011). Dolayısıyla, ekolojik çalışmalarda da anahtar kavram, ‘miktar’dır.

1.5.Farmasötik Bilimlerde ‘Miktar’

Farmasötik bilimler açısından miktar son derece önemlidir. Bir drogun şifalı bir ilaç olabilmesi, mikrogramlar mesabesindeki miktar oranlarında gizlidir. Drog kaynağı olabilen her bitki ya da canlı türü kendine has madde miktarına sahiptir. Bu oran aynı tür için değişmez. Türdeki madde oranları değişseydi, farmasötik botanik, farmakognozi, farmasötik kimya gibi bilimler olamaz ve Farmakopelerde bu droglar yer alamazdı.

Kendine has madde miktarına sahip droglardan, hassas mizan ve ölçülerle şifalı bir tiryak yapmak ancak onlardaki miktarı iyi anlamak ve korelasyonlarını iyi çözebilmekle mümkün-dür. Bir karışım ya da bileşimi ‘şifalı ilaç’ yapan şey, hassas miktarlarıdır. Miktar dengesi bozulursa; tiryak toksik etki gösterir, zehir olur (Shah ve Seth, 2010).

1.6.Tıbbi Bilimlerde ‘Miktar’

Tıbbî bilimlerde bir kardiyolog ve kalp cerrahı için kalbin yeri, kalpteki damarların konumu ve ölçüsü değişmez. Binlerce yıl önce hastanın göğüs boşluğunda iki akciğer arasında yer alan ‘mediastinum’ bölgesine elini koyup kalbi dinleyen Hipokrat ile bugün kalbin atışını steteskopla dinleyen doktor arasında çok fark var ama kalbin yerinde hiçbir fark yoktur. Kalbin ve tüm organların yerleri ve anatomik ölçülerinde belli bir miktar vardır (Bittar, 2006). Eğer bunlardaki miktar ve yerlerindeki oranlar farklı olsaydı bugün tıbbî bilimlerden bahis söz konusu olamazdı. Organların büyüklük oranları ve standardizasyon, pek çok bilim dalının temelini oluşturmaktadır.

Hastalık Teşhisinde Miktar

Tıpta hastalık teşhisinde, organizmanın organizasyon ve entegrasyon özelliğine bakılır. Mesela, akciğerlerin sağlam ya da hasta oluşundaki ilk amil hava ile entegrasyon durumudur. Dışarıda temiz hava var, ancak akciğerler onunla entegre olamıyorsa hastalık var demektir. Bunun aşamalarını tespit etmek için solunum testleri yapılır. Solunum testlerinde hava alım miktarları, ya da nefes ile karbondioksit atım miktarları ölçülerek değerlendirilir, ona göre bir teşhis ve tedavi uygulanır (Alfanso ve ark.2010). Bir doktoru teşhiste mahir kılan şey, bu hassas miktarlara olan maharet ve vukufiyetidir.

1.7.Hematolojide ‘Miktar’

Hematoloji, insan kanını tahlil ederek içindeki madde miktarlarını değerlendirir. Miktarlardaki sırra vukufiyet bu alanda derinleşmeyi sağlar, hastalık teşhis ve tedavisine yardımcı olur. Me-sela, açlık ve tokluk kan şeker tahlillerindeki miktarlar; kanın pıhtılaşma süresindeki miktar; hormon oranları, antijen, antikor testleri, hepatit tahlilleri, immünolojik ölçümler gibi pek çok analizde hep miktara bakılır, belirli referans oranları arasındaki seviyeler değerlendirilir.

Bir hematolog, lenfatik sistemdeki (lenf düğümleri ve damarlar) kan bozukluklarını araştırma, teşhis etme, tedavi etme ve önleme konusunda uzmanlaşmış bir doktordur .

Hekim, bir hastanın hematolog tarafından görülmesini tavsiye ettiyse bunun nedeni, kırmızı veya beyaz kan hücrelerinde, trombositlerde, kan damarlarında, kemik iliği veya lenf dü-ğümlerinde bir anormallik var demektir. Normal düzeyin altı ya da üzerindeki miktarlar bu sistemlerde her zaman risk meydana getirir. Mesela,

Kanın pıhtılaşmasını önleyen hemofili; Kan hücrelerini etkileyen lösemi,

Kırmızı kan hücrelerinin dolaşım sisteminde serbestçe akmasını önleyen orak hücre anemisi, Vücudun yeterince hemoglobin üretmediği durumda ortaya çıkan talasemi,

Vücutta yeterli miktarda kırmızı kan hücresi bulunmadığında ortaya çıkan anemi,

Veya damarların içinde kan pıhtılarının oluşumuna neden olan trombozis gibi bütün kan has-talıkları, hep vücutta miktar dengesinin bozulmasıyla ortaya çıkar ve yine miktar perspektifi ile da aydınlığa kavuşur ve tedavi edilebilir (Anonim 4).

1.8.Embriyolojide ‘Miktar’

İnsanın anne rahmindeki gelişim basamakları, belli zaman ve miktar üzere ilerlemektedir. Tıpkı bir zincirin halkaları gibi her bir safha birbirini takip eder. Bir aşamanın zamanı ve hacimsel büyüklüğü tamamlanmadan diğer aşamaya geçilemez. Aradaki basamak da atlanmaz. İnsanın embriyonik gelişimi, temel olarak 38 haftada, 2 önemli safhadan oluşmaktadır. Bunlar; Emb-riyonik (Segmentasyon, Gastrulasyon, Farklılaşma ve Organogenez aşamaları ile birlikte 3-8 hafta) ve Fetal (9. haftadan doğuma kadar olan) safhalardır. Zigot oluşumundan 4 hafta sonra kalp, dakikada yaklaşık 65 kez atımla çalışmaya başlar. Üçüncü aydan itibaren embriyo ‘Fetal Safha’ya girer ve embriyo da ‘fetüs’ olarak adlandırılır. Fetal safhada, organlar artık belirgin bir hal almaya başlar ve gelişimleri adım adım, belli miktarlarda devam eder (Sadler, 2003). Tüm bu aşamalarda kalbin atım sayısı, ritm miktarları, embriyonik ve fetal safhalardaki bü-yüme oranlarındaki gelişim oranları ultrasonografi ile değerlendirilir. Embriyoloji, gelişimin her aşamasını miktar açısından takip eder ve bebeğin sağlıklı olup olmadığı kanaatine ulaşır.

1.9.Radyolojide ‘Miktar’

Radyoloji, gerek görünen ışığın dalga boyunun dışındaki dalga boylarıyla, gerekse ses dalgaları ile iç organları ve yapısal bozuklukları tespit etmeye çalışır. Hastalıkların teşhis ve tedavisinde ışıma enerjisiyle ilgilenen bir tıp dalıdır. Bu alan iki geniş disipline ayrılabilir. Bunlar, Tanısal Radyoloji ve Girişimsel Radyoloji.

Bir görüntüleme çalışmasının sonucu, yalnızca teknik uygulamanın göstergesine veya ka-litesine dayanmaz. Radyoloji uzmanı, doğru bir teşhisi koymak ve nihayetinde onu desteklemek için ilgili görüntüleri miktar analizine tabi tutar ve sonuçlandırır.

Ultrasonografinin temeli ses dalgalarıyla bakılan şeylerde miktar ölçümüdür. Ultrasonografide dalga boyunun miktarı, iki dalganın karşılaştığında birbirine olan etki miktarları çok önemlidir (Anonim 5). İncelenen bir bölgede, örneğin damar sertliğinde kalsifiye plakların boyutlarındaki miktarlar hassasiyetle değerlendirilir.

Bilgisayarlı Tomografi (BT) şu anda radyolojinin en üst düzeyini temsil etmektedir. Son gelişmelerle, görüntüleme esnasında iki boyutlu dilimlerin yanı sıra karmaşık üç boyutlu hacim taramaları da yapılabilmektedir (Herring, 2015). BT, MR ve tüm radyolojik testlerde yüzeysel, kitlesel ve hacimsel miktarlar ele alınır ve değerlendirilir. Doğru sonuçlara da yine hassas miktar analizleri ile ulaşılır.

1.10.Analitik Kimyada ‘Miktar’

Analitik Kimya, hem niteliksel (kalitatif) olarak (mesela bu numunede herhangi bir kurşun varmı?), hem de niceliksel (kantitatif) olarak (bu numunede ne kadar kurşun var?) maddenin bileşimini karakterize etmeye çalışan kimyanın bir dalıdır. Analitik kimyacı, rutin bir numune üzerinde rutin bir analiz gerçekleştirmez. O numuneye daha uygun bir analiz yöntemi dener. Mevcut analiz yöntemlerinin dışında yeni yöntemler uygulamaya çalışır (Anonim 7). Bu yöntemlerin keşfinde ‘miktar kavramı’ araştırmacıya ışık tutucu ve yol gösterici olur.

Analitik Kimya’nın çalıştığı HPLC, GC-Gaz Kromatografisi ve diğer spektrofotometrik ölçüm-lerde de madde miktarları ve bunların korelasyonu değerlendirilir. Hassas oranlardaki madde miktarları ele alınır. Bu bilim dalında, hem spektroskopide kullanılan ışığın dalga boyundaki oranlar, hem de analiz edilen madde miktarları temel bir anahtardır.

1.11.Mikrobiyolojide ‘Miktar’

Mikrobiyoloji, gözle görülemeyecek kadar küçük, tek hücreli veya kolonial organizmaları, enfeksiyöz ajanları inceler. Mikrobiyoloji, biyolojinin bir alt dalı olmasına rağmen çok geniş bir disiplindir. Mikrobiyologlar, mikropları proteinler ve genler düzeyinde (moleküler biyo-loji), hücresel düzeyde (hücre biyolojisi ve fizyolojisi) ve toplum düzeyinde (halk sağlığı, ekoloji ve epidemiyoloji) incelerler. Sağlığımızı, çevreyi, gıda ve tarımı etkileyen birçok konuda çalışmalar yaparlar. Enfeksiyonların ve hastalıkların önlenmesi, teşhis ve kontrolü, güvenli gıda gibi konularda insanlığa yardımcı olmaya çalışırlar. Bu alanlarda yapılan tüm mikrobiyolojik testler, miktar analizi ile değerlendirilmektedir. Mesela; biyolojik aktivite testlerinde, antibakteriyel, antifungal testlerde uygulanan disk difüzyon yönteminde ölçülen etki halkasının çapı, miktar analizidir. Bu yöntem ilk kez 1889 yılında Beijerink tarafından tespit edilmiş, antibiyotik disklerin inhibisyon halkalarının çapları ölçülmüştür (Wheat, 2001).

Hücre kültürü çalışmalarında optimum gelişme aşamalarına ulaşılıp ulaşılmadığı hep organizma sayımlarıyla tespit edilir. Bu sayımlardaki miktar sırrı anlaşılmazsa, inkübe edilen hücreler, birden inhibe olur ve çalışmadan sonuç elde edilemez.

Şu halde, hem mevcut mikrobiyolojik araştırmaların sağlıklı sonuç vermesi, hem de yeni keşiflerde miktar bakışı büyük öneme sahiptir.

1.12.Taksonomide ‘Miktar’

Taksonomi denilen sınıflandırma ilmi, canlıların morfolojik, anatomik ve moleküler açıdan özelliklerini miktar terazisi ile değerlendirerek o türe bir isim koyar.

Bir tür, dünyanın her yerinde aynı miktarlardaki yapısal özelliğini muhafaza eder. Mesela, suların mücevherleri ve besini olarak bilinen Diyatome’lerden bir türü ele alırsak, bu türün mikroskopla ancak görülebilen morfolojik yapısındaki çizgi ve noktalarındaki miktarlar, dünyanın her yerinde aynıdır. 10 mikrondaki stria, nokta sayısı, valva yapısı ve bağlaçlarının modeli belirli bir miktar üzere sabittir (Şekil2). Canlıların isimlendirmesini yapmak sanıldığı gibi kolay değildir. Bir türün ismini bulmak, bazen günlerce incelemeyi gerektirir.

İyi bir taksonomist, miktar anahtarıyla kolayca morfolojik ve anatomik karşılaştırmalar yapabilir, teşhis anahtarlarında hızlı yol alabilir.

Şekil 2: Cyclotella comta’dan detay (SEM mikrografı). Valva bağlaçları ve fasikül (Dikdörtgen içine alınmış fasikül’de strialar) (Pabuçcu, 2009).

1.13.Mühendislikte ‘Miktar’

Mühendislik dallarının hepsi farklı miktar ve ölçümlerle ilgilenmektedir. Herkes mimar mühendis olur ama eserinde altın oranı yakalayabilenler mimarinin sırrını miktar ile keşfeder.

Yazılım mühendisliği için algoritma, yani adım adım hedefe gitme yazılımları çok önemlidir. Bilgisayar yazılımları, robotik kodlamalar hep miktar ile olur. Miktarlardaki sayısız permütasyonların sırrını keşfedebilenler algoritma dünyasına miktar anahtarıyla girerler.

1.14.Ekonomide ‘Miktar’

‘Eko’ ön eki, yukarıda (ekoloji biliminde) ifade edildiği gibi, Yunanca ‘oikos’ yani ‘yuva’ manasına gelmektedir. İngilizcedeki ‘home’ gibidir. ‘Nomi’ ise Yunanca ‘numicus’ yani ‘yönetim’ kelimesinden gelmektedir. Bu iki kelimenin birleşiminden ‘ekonomi’ ‘yuva yönetimi’ manasına gelir (Anonim 2, 2020). Burada kastedilen yuva ev, işyeri, şehir veya ülke olabilir. Bunların hepsinde gelir ve gider oranlarının dengesi ‘ekonominin temel şartıdır’. Maharet, miktarları iyi okuyabilmektedir.

1.15.Psikolojide ‘Miktar’

İnsan davranışlarındaki ölçü perspektifinden hareketle, duyguların ölçülü olup olmadığını teşhis etmeye çalışan psikolojinin tüm dallarında özellikle Sosyal Psikoloji, Gelişim Psikolojisi, Öğrenme Psikolojisi ve Bilişsel Psikoloji gibi alanlarda duyu-davranış ölçüsü, anahtardır. Bu anahtar perspektifin geri planında ‘miktar bakışı’ vardır.

İnsanda tedayi-i efkar denilen ve sürekli geçmişe ket vuran duygusal bağlantılar çok fazladır. İnsan bazen geçmişte yaşadığı küçük bir hadisenin içinde boğulup kalabilir. Tedayiin ölçülü, vasat miktarı, ‘tahatturdur’. Ölçü aşar ve geçmişte kalma miktarı taşarsa, hayat azap olur.

İnsan ruhunda öfke duyusunun (kuvve-i gazabiye) belli bir miktarı vardır. Bu miktarın tefrit mertebesi cebanet, yani korkaklıktır ki, insan korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi ise tehevvürdür (korkusuzluktur) ki insan, ne maddi ve ne de manevi hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdatlar, tahakküm ve zulümler bu ifrat mertebesinin mahsulüdür. Vasat miktardaki mertebesi ise şecaattir, yani cesaret, kahramanlıktır ki; hukuk-u din ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz (Nursi, İşarat-ül İ’caz, 2014).

Bir plastik cerrah olan Maxwell Maltz, estetik ameliyatları sonrasında hastanın yeni yüzünü görmeye alışmasının 21 gün sürdüğünü gördü. Diğer cerrahi müdahalelerde de bunun böyle olduğunu tespit etti. İnsanda yeni bir alışkanlık oluşturmanın yaklaşık 21 gün aldığı tespit edildi. Psikologlar da eski bir zihinsel etkinin zihinde çözülmesi ve yenisinin oluşabilmesi için en az 21 gün gerektiğini ifade ettiler. Bu modelleme, davranış psikolojisi için önemli bir kaynak oldu (Anonim, 8)

Psikoloji, davranışlarda duyuların etkisini ‘vasat miktar’ denilen ‘itidal’ üzere temin etmeye çalışırken, belirli miktarda sürenin geçmesini bekler. Davranışların insanda oluşumu, belli yaş ve oranda tecrübe birikimi gerektirir. Psikologlar, çocuğun gelişiminin her aşamasında ebeveynde sevgi miktarının değişmemesini tavsiye ederler (Anonim, 9).

2.Bazı Sanat Dallarında Miktarın Önemi

  1. Musikide ‘Miktar’

Musiki, seslerin hal ve keyfiyetlerinden ve onların terekkübatı olan makamlarla lahnlerin ölçüldüğü bir ilm-ü san’attır (Suphi, 1932). Musiki kelimesi, Yunanca’dan alınmış, ölçülü lahn manasındadır. Burada geçen ‘lahn’, Yunanca’dan alınmış, belli kural ve ölçüye göre oluşmuş ‘ses’, ‘nağme’ demektir (Anonim, 10). Şu halde ‘miktar’ musikinin tanımında ve özünde yer almaktadır.

Beste, Farsça’da ‘bağlamak’ ‘bağlanmak’ demektir (Anonim, 10). Ses ve vuruşları, notaları, belirli bir düzen ve makamlar içinde birbirine bağlamaktır beste. Birbirine bağlanan seslerden melodiler, nağmeler ve müzik eserleri meydana gelir.

Dünyanın en önemli bestekârları, muhteşem bestelerini ses ve notalardaki vuruş oranlarıyla yapmış, kulakları ya da hisleri ile bu miktarların tespitinde hüner göstermişlerdir.

Türk musikisinde altı yüz civarında makam vardır. Bu makamların temel anahtarı miktardır. Gam denilen ses dizilerinin belli kurallar ve miktarlar çerçevesinde kullanılması makamları meydana getirir. Makam dizileri; aralıkları eşit ve toplamı 53 koma olan sekiz sesten oluşur. Koma (komma) kelimesi de Yunanca’dan terminolojiye geçmiş bir kelimedir. Sol-La ve Do-Re gibi iki ses aralığının dokuzda birine eşit aralıktır (Anonim,10). Dizileri aynı olan makamlar birbirlerinden seyirlerine göre ayrılır. Bu yüzden makamda seyir çok önemlidir. Basit, bile-şik ve şedd makamlar hep ölçü ve miktar ile tayin edilir. Yüzlerce makama ait sayısız ses ve besteyi birbirinden ayıran sır, ölçü ve miktarlarındadır.

Herkes bir enstrüman çalabilir ya da beste yapabilir ama iyi bir bestekar ve virtiöz, ölçülerdeki

‘miktar’ sırrını yakalayandır.

2.2.Resim Sanatında ‘Miktar’

Resim sanatında icra edilen bir eserde, ölçü ve miktarın önemi büyüktür. İyi bir resim, kompozisyon ve renk dengesine sahip, figüratif ya da nonfigüratif unsurlarda ölçülü güçlü bir anlatıma sahiptir. Anlatımın gücü, denge unsuruyla bağdaştığı ölçüde önemlidir.

Güçlü bir anlatım için şu üç unsur bulunmalı, üstelik birbiriyle dengeli olmalıdır.

  1. Güçlü bir odak noktasına sahip olmalıdır. Bu odak noktası, bir ışık patlaması, bir figür, bir renk olabilir.
  2. Renk dengesi. Renk, bir tabloyu sakin veya dramatik ya da keskin kılar. Renkler arasın-daki valör, renk geçişleri hassas miktar ve ölçülerde olmalıdır.
  3. Yön değişiklikleri. Birçok önemli resimde, görüntü gerçekçi bir şekilde işlenmekle birlikte fırça darbeleri açıkça görülebilir. Resmin nasıl ve ne yönde boyandığını fark edebilirsiniz. Vincent Van Gogh'un fırça darbelerindeki boya akışını diğer sanatçılarda bulamazsınız (Anonim, 11). Bu, anlatıma güç kazandırmaktadır. Resmin sizi götürdüğü bir yön vardır. Fırçanın boyayı hareket ettirme şekli, anlatımı güçlendirir.

Üstelik şaheser tablolarda hiçbir figürü, hiçbir renk tonunu yerinden kaldıramazsınız, kaldırdığınızda tablo adeta çöker. Resmin statiği renk ve desen gücü, bir ölçü ve miktar ile sağlanmıştır. Uyum, insicam ve muvazene arasında denge vardır ve bu aranılan unsurlardır.

Miktar, tüm bu özelliklerin mihenk noktası ve aynı zamanda, onlardaki gizli manaların keşfi için bir anahtardır.

2.3.Edebiyatta ‘Miktar’

Edebiyatta miktar; gerek mensur, gerekse manzum eserlerde temel bir anahtardır. İster hece vezni, isterse aruz vezni olsun kelime dizilimleri hep bir miktar üzere olur. Kelimelerin ses benzeşimleri bile belli miktarlarda olduğunda güzeldir.

Arapça bir kelime olan ‘aruz’, ‘çadırın ortasına dikilen direk’ anlamına gelmektedir. Edebiyatta bu terim, ‘mısralardaki hecelerin uzunluk ve kısalıkları temeline dayanan’ bir nazım ölçüsüdür (Anonim, 12). Şiir binasının aruz’u, hecelerdeki miktar üzere kaimdir.

Edebiyatın belagatli, selasetli ve cezaletli dünyasına girerken, kelime ve sesleri iyi tanımak ve tartmak gerekir. Bu dünyaya açılan kapıların önemli bir anahtarı, miktar kavramıdır.

3.Bazı İlahiyat Dallarında Miktarın Önemi

  1. Hadis İlminde ‘Miktar’

Tarihte meşhur ve mühim hadis alimleri Peygamberimiz (SAV)in sözlerini, hadislerini öyle hassas terazilerde tartmış ve ifadelerini öyle tanımışlar ki, O’nun sözlerindeki özlü sırra miktar ile vakıf olmuşlardır. Peygamber Efendimizin ifadeleri, kelamı, ‘cevâmiu’l-kelim’ olarak adlandırılmıştır. Hz. Peygamber, diğer peygamberlerden farklı olarak sadece kendisine verilen özellikleri saydığı bir hadiste “Ben cevâmiu’l-kelim ile gönderildim, diye buyurmuştur (Buhârî, Cihâd, 122) (TDV, İslam Ansiklopedisi, 1993) Yani az sözle, çok mana ifade etmektir.

O’nun (SAV) sözlerindeki miktar sırrına ulaşanlar, bir kelamın O’na (SAV) ait olup olmadığını, kelimelerin diziliş, ölçü ve tartısından anlamış, O’nun lafızlarından adeta fem-i mübarekinin kokusunu almışlardır.

3.2.Kur’an İlimlerinde ‘Miktar’

Ulûmü’l-Kur’ân, çeşitli açılardan Kur’an’la ilgili olan ve her biri ayrı ilim dalı kabul edilebilecek önemli küllî bahisleri bir araya getiren bir ilimdir. Kur’an’ın doğru tefsir edilmesi ihtiyacından doğduğu anlaşılan Ulûmü’l-Kur’ân, müfessirin âyetleri açıklarken müracaat edeceği ilimler şeklinde yorumlanmıştır (TDV, İslam Ansiklopedisi, Ulûmü’l-Kur’ân)

En erken ortaya çıkan Kur’an ilimlerinden bir diğeri kıraat ilmidir. Kıraat ilminde seslerin uzunluk ve kısalık miktarına dikkat edilmektedir.

Kur’an âyet ve sûrelerinin birbiriyle ilişkisini inceleyen Nazmü’l-Kur’ân ve Münâsebâtü’l-âyât ve’s-süver ilimlerinde de miktar bakışı önemlidir.

Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın ayetlerinde miktar, mu’ciz bir belağat nuru olarak kendini gös-termektedir. Belağat muktezayı hale mutabakat etmek; yerine ve muhatabına göre hareket ve hitap etmektir (Nursi, İşarat’ül İ’caz, 47). Kur’an’ın değil yalnız kelimelerinde, hatta her bir harfinde dahi mu’cizane bir ölçü ve miktar; sırlı hesaplar, selaset ve cezaletler vardır. Ulema, bütün bu ilimlerde bin dört yüz küsur senedir miktar anahtarı ile gizli sırlara, manalara ulaş-maya gayret etmiş ve yüz binlerce eser yazmışlardır.

4.SONUÇ

Kâinatta her şeyde bir nizam, intizam, mizan ve tevzin vardır. Bunların muhatabı akıl olduğu gibi; onlardaki hüsn-ü san’at, zinet ve tezyinin muhatabı da kalptir. İlme severek yönelmek, öğrendikçe sevmek ve aklı çalıştırıp, kalbi işlettirmek akıl ve kalbin gıdasıdır. Ehl-i ilim, san’at ve marifet; kâinatı bir kitap gibi okuyup gizli sırları keşfederken, afaktan enfüse, enfüsten hakikatlere ulaşmanın sırrına erip, ilimlerde teali etmişlerdir.

21. Yüzyılda, ilimlerin tedrisinde zihnin bir bilgi bankası gibi kullanıldığı ezberci eğitimden uzak durulması ve muhakemeli yaklaşımlarda bulunulması elzemdir (Sekin, 2008). Muhakemeli yaklaşım; çözümü muğlak bulmacalar haline getirilen sorular değildir. Bilakis hüküm verici bağlantılar üzerine yoğunlaşmaktır. Aklın alaka kurma kabiliyetini baskılayan ve konuları sevmeye fırsat vermeyen aceleci eğitim modelinin, insana hiçbir faydası olamaz. Aceleci ve ezberci eğitimin sınavlarda vereceği başarı, yalnızca geçici bir rahatlık ve özgüven hissinden öteye geçemez; semptomları hafifletir fakat aklın ihtiyacına merhem olamaz. Sınavlarda birincilik elde ettikten sonra kazandığı okulu terk eden ya da başka bir alana yönelen kişi sayısı çok fazladır (Anonim, 13). Üstelik muhakemesiz ve aceleci eğitim, organizmanın fıtratına da aykırıdır. Acelecilik kaygıyı artırır. Kaygı, organizmanın kişisel alanına yönelik psikolojik bir tehdit olarak algılandığı için depresyona neden olur. Bunun neticesinde ise, düşüncede kayıp ve algılamada noksanlık olur (Aaron ve Clarck, 1988). Ayrıca endokrin sistem, olumsuz etkilenir ve bütün hücrelerde anomali şeklinde hissedilir. Şu halde, aceleci eğitim; dimağda bulanıklık, zihinde yorgunluk ve tedriste yılgınlık meydana getirmektedir.

Çalışmada, bazı bilim dallarına ait verilen örneklerde ifade edildiği gibi, her ilmin kendine has yöntem ve anahtarları vardır. Bu anahtarlar içinde temel bir anahtar ‘miktar’ kavramıdır. Bu kavram, metinde çeşitli örneklerle ele alınmış ve bilim dallarındaki anahtar etkisinden kısaca bahsedilmiştir. Bu örnekleri ve bilim-sanat dallarının sayısını artırmak mümkündür.

Eğitimde ilimlerin anahtarları ihtimam ile öğretilir ve öğrenci, uygulamalı olarak o anahtarların açtığı kapılarla buluşturulursa, bu şekliyle bir yıllık eğitim birkaç ay gibi kısa bir sürede ta-mamlanabilir. Sonrasında uygulamaya daha çok zaman ayrılarak pekiştirme ve ilgi sağlanabilir. Bu şekilde öğrenci ve toplum, daha mutlu, daha huzurlu ve kazançlı olur.

KAYNAKÇA

Aaron T. Beck & David A. Clark 1988 Anxiety and depression: An information processing perspective, Anxiety Research, 1:1, 23-36

Alfonso Luis- Aybar,Arráez- Sánchez Indalecio -Montesinos b, Rosa-Ma Mirapeixc, Blanca Mompeo-Corredera d, Jose-Ramón Sanudo-Tejero, Relevance of human anatomy in daily clinical practice, Annals of Anatomy 192: 341–348

Anonim 1, 2020, Etymology Dictionary,

Anonim 2, 2020, etymonline.com/

Anonim 3, 2020, https://www.physoc.org/explore-physiology

Anonim 4, 2020, https://www.healthline.com/health/

Anonim 5, 2020, https://www.radiologykey

Anonim 6, 2020, https://www.news-medical.net/health/What-is-Radiology.aspx

Anonim, 7, 2020, https://chem.libretexts.org/Under_Construction/Purgatory/

Anonim, 8, 2020, https://jamesclear.com/new-habit

Anonim, 9, 2020, https://www.cde.ca.gov/sp/cd/re/caqdevelopment.asp

Anonim, 10, 2020, https://kubbealtiakademisi/lugatim

Anonim, 11, 2020, https://www.artistsnetwork.com/art-techniques/

Anonim, 12, 2020, https://www.turkedebiyati.org/aruz_vezni.html

Anonim,13,2020, https://www.hurriyet.com.tr/gundem/eski-sampiyonlar-bugun-ne-yapiyor-lar-22884958

Bittar Edward E, 2006, Advances in Organ Biology- Eyes, Elsewier Publication, Page: 26, New York.

Campbell Neil A., Reece Jane B., 2008, Campbell Biology, ‘Leibig- Minimum Kanunu’, Palme Yayınevi, İstanbul.

Dölek A, Pabuçcu K, 2020, Kur’ani ve Kevni Ayetler Işığında ‘Miktar Kavramı’, IV. Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi, Kütahya.

Dr. Suphi, 1932, Ameli ve Nazari Türk Musikisi, Cilt I-II, İstanbul Üniversitesi Konservatuarı Yayınları, İstanbul.

Ebelhar S., Chesworth W., Paris Q. 2008, Law of the Minimum. In: Chesworth W. (eds) En-cyclopedia of Soil Science. Encyclopedia of Earth Sciences Series. Springer, Dordrecht. https://doi.org/10.1007/978-1-4020-3995-9_321

Gökmen, S, 2011, Genel Ekoloji, Nobel Yayınları, Ankara

Herring W, 2015, Learning Radiology: Recognizing the Basics. Elsevier Health Sciences, Philadelphia,; pp. 1-7.

Radiologykey, https://radiologykey.com/ultrasonography-4/, 2020 Iris Photo Art, 2020, web page, https://irisphoto.art/

Kur’an, Sure: 13, Ayet: 8

Kur’an, Sure: 33, Ayet: 38.

Kur’an, Sure: 54, Ayet: 49.

Kur’an, Sure: 68, Ayet: 1-2

McElhaney, R.N, 1975, Membrane lipid, not polarized water, is responsible for the semiper-meable properties of living cells, Biophysical Journal, Volume 15, Issue 8, Pages 777-784

Morris S J, Blacwood, H, J, 2007, The Ecology of soil organism, in Soil Microbiology, Eco-logy and Biochemistry (Third Edition), New York.

Nursi, B S, 2014a, Sözler, S: 581, RNK Neşriyat, İstanbul

Nursi, B S, 2014c, Sözler, S: 582, RNK Neşriyat, İstanbul Nursi, B S, İşarat’ül İ’caz, 47, RNK Neşriyat, İstanbul

Nursi, B S, İşarat-ül İ’caz, 2014, 23, RNK Neşriyat, İstanbul. Nursi, B S, Şualar, 2014b, Şualar, 326, RNK Neşriyat, İstanbul

Pabuçcu, K, 2009, Mikrokültürü Yapılan Cyclotella comta’nın Taramalı Elektron Mikroskopta İncelenmesi, Anadolu University, Journal of Science and Technology, 10:1, 191-195

Pabuçcu, K, 2018, Organize varlık: Organizma, 2. Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi, Erzurum.

Sadler, Thomas, 2003, Langman's Medical Embryology with Simbryo CD-ROM, Ninth Edition Paperback – January 1. (e-book).

Sekin Sefa, Türkiye’de ezberci eğitim ve nedenleri, 2008, Cilt 0 , Sayı 18, Sayfa 211 – 221 Shah, B N, Seth, A K, 2010, Textbook of Pharmacognosy and Phytochemistry, Elsevier Pub-

lication, New York

Şişli, N, 1999, Genel Ekoloji, Gazi Kitabevi, Ankara.

TDK, Biyoloji Terimleri Sözlüğü, 1998, TDK Yayınları, Ankara TDK, Türkçe Sözlük, 2009, TDK Yayınları, Ankara.

TDV İslâm Ansiklopedisi, 2001, C.24.S. 229, İstanbul TDV İslâm Ansiklopedisi, 1993, Cilt 7. Syf: 440.

TDV, İslam Ansiklopedisi, 2020, Ulûmü’l-Kur’ân, https://islamansiklopedisi.org.tr/ulumul-ku-ran

Voet, D; Voet, JG (2005). Biochemistry (3rd ed.). Hoboken, NJ: John Wiley & Sons Inc.

ISBN 978-0-471-19350-0. Archived from the original on September 11, 2007.

Wheat, Philip, 2001, Historiy and development of antimicrobial susceptibility testing methodology, Journal of antimicrobial chometharaphy, 48/S1, 1-4.

Kaynak: Bilimler Işığında Yaratılış DErneği

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun