Dogma nedir?

Tarih: 04.05.2026 - 14:41 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Dogma

Dogma, doğruluğu denenmeden benimsenen ve bir öğretinin ya da ideolojinin temeli yapılan iddiadır.[1] Her dinin ve her sistemin dogmaları vardır. Bunlar, o din veya sistemin mensupları tarafından genelde tartışmasız kabul görürler. Gerçeği yansıtan dogmaların peşinen kabulü bir problem meydana getirmezken, gerçek dışı dogmalar tarih boyunca insanlığı uğraştırmıştır. Bunun en müşahhas (somut) misali, Orta Çağ Hristiyanlarının skolastik felsefesinde görülür. Bu dönem Hristiyanları için gerçeği arama diye bir şey yoktur. O dönemde yapılan felsefe, dogmayı izah etmek, neticelerini geliştirmek ve doğruluğunu isbat etmekten ibarettir.[2]

Bu dönemde Avrupalılar Aristo tarafından ifade edildiği üzere yüksekten düşen cisimlerin düşme hızının, o cisimlerin büyüklüğüyle ilgili olduğunu kabul ederler. Galile, bir gün Piza kulesinden biri on, diğeri bir "libre"lik iki nesneyi aşağı bırakır. Her iki nesne hemen hemen aynı zamanda yere düşer. Galile bunu bilginlere gösterdiğinde, bu bilginler Aristo'nun yanlışa düşmesini imkânsız kabul ettiklerinden gözlerinin kendilerini aldattığını söylerler ve bu görüşlerinde direnirler. Keza Galile, yaptığı teleskopla Jüpiter gezegeninin uydularını görür. Diğer bilginler, Aristo Jüpiter’in uydularından söz etmediğinden, bakmayı bile kabul etmezler.[3]

Şu tablo, Skolastik felsefenin dogmatik karakterini sembolize etmeye yeterlidir kanaatindeyiz: Orta Çağ Avrupa’sında bir grup mütefekkir arasında atın kaç dişi olduğu tartışılır. Aristo'nun kitaplarına müracaat edilir. Satır satır incelendiği halde, bu konuda bir bilgiye rastlanmadığından, müzakereye son verilir. İçlerinden bir genç, münakaşaya lüzum kalmadan atın dişlerinin sayılmasını teklif eder. Fakat Aristo’da bulunmayan bir meseleyi kendi başına çözmeye kalkan bu genç, oradan ihraç edilir.[4]

Dogmatik uykudan uyanan bilginler, başkalarının da uyanmasına vesile olmuşlardır. Mesela Kant, içinde bulunduğu dogmatik uykundan David Hume tarafından uyandırıldığını söyler.[5]

Şüphesiz bu dönemde revaçta olan dogmalar, sadece Aristo'nun görüşlerinden ibaret değildi. Tahrif edilmiş, aslından farklı bir hale getirilmiş Kitab-ı Mukaddesin (Tevrat ve İncil'in) dogmaları da düşünen kafaları kiliseyle karşı karşıya getiriyordu. Mesela, Alman Lessing (ö. 1781) şöyle der:

"On yedi yüzyıl önce geçmiş olaylar dolayısıyla düşüncelerimi değiştirmemi benden nasıl isteyebilirsin? Örneğin, Kutsal Kitab'ın dogmalarına bakarak, İsa'nın insandan başka bir şey olduğuna karar vermek güç bir şeydir. Hâlbuki Onun bir Âdem evladı olduğunu kabul etmek pek kolaydır."[6]

Dogmatizm, şüphesiz sadece orta çağın bir problemi değildir. Benzeri problemler günümüzde de yaşanmakta, hemen her sistem, kendi esaslarını tartışmasız gerçekler şeklinde takdim etmektedir.

Bu konuda Süleyman Hayri Bolay şu tesbitte bulunur:

"Felsefe tarihinin en katı dogmatikleri, marksist ve materyalistlerdir. Çünkü Marx'ın ileri sürdüğü bazı iddiaları, değişmez hakikat olarak kabul edip, doğruluğu hakkında en ufak bir şüpheyi bile kabul etmezler."[7]

İslam ve Dogmatizm

İlk bakışta İslamiyet’in de dogmatik olduğu görülür. Zira vahye dayalıdır ve gerçekler vahiyle bildirilmiştir. Fakat hakikatte İslâmiyet akla büyük değer verir. "Aklınızı kullanmıyor musunuz?"[8] “Düşünmüyorlar mı?"[9] “Bakmadılar mı...?”[10] tarzında ayetler Kuran'da sıkça tekrar edilir.

Ayrıca Hz. Peygamber'e şu talimat verilir:

"De ki: İşte bu benim yolum. Basiret üzere Allah'a davet ediyorum..."[11]

Yani, Hz. Peygamber "Gözünüzü yumun peşimden gelin!” dememekte, aksine insanların basiretlerini kullanarak, gözleri açık bir şekilde delille gerçeğe gelmelerini istemektedir.[12]

Şu halde, İslam düşünce geleneğinin parametresi “dogma” değil, “nass”tır. Nass, tefsire, tevile, müzakere ve ictihada açıktır. Düşünme ve ifade özgürlüğü, nassın hikmetini ve maksadını anlamak bakımından kısıtlanması mümkün olmayan bir hakkın kullanımıdır. Ve genellikle bir nassın birden fazla ve üstelik birbirine aykırı yorumları olduğundan bu sayede birden fazla mezhep, fırka ve ekol teşekkül etmiştir.

Dinin esası vahiydir. Vahiy olmadan insanlar akıl ile dinin hakikatlerine ulaşamaz. Akıl ise bu vahiy mahsulü olan dini anlamada kullanılır. İşte din, vahyin ve aklın birleşmesiyle anlaşılır ve yaşanır.


[1] Akarsu, s. 56.

[2] Bkz. Alfred Weber, Felsefe Tarihi, Ter. H. Vehbi Eralp, Remzi Kitabevi, İst. 1964, s. 138.

[3] Adıvar, s. 53 (Bertnand Russel, Scientific Outlook, London, 1931, s. 24-25’ten naklen.)

[4] Erol Güngör, Sosyal Meseleler ve Aydınlar, Ötüken Yay. İst. 1993 s. 302.

[5] Adıvar, s. 232.

[6] Adıvar, s. 269.

[7] Bolay, Felsefi Doktrinler Sözlüğü, s. 61.

[8] Mesela bkz. Bakara, 2/44, 76; Âl-i İmran, 3/65; En'am, 6/32; A'raf, 7/169; Yunus, 10/16; Hûd, 11/51; Yusuf, 12/109; Enbiya, 21/10, 67; Mü'minun, 23/80; Kasas, 28/60...

[9] Mesela bkz. A'raf, 7/184; Rum, 30/8; Zümer, 39/42, Casiye, 45/13; Haşr, 59/21...

[10] Mesela bkz. A'raf, 7/185; Yusuf, 10912/; Kaf, 50/6.

[11] Yusuf, 12/108.

[12] Zemahşeri, II, 277.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun