İzmler nedir ne değidlir?

Tarih: 04.05.2026 - 14:32 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İzmler

İzm'ler, belli görüşleri, ideolojileri, düşünce sistemlerini ifade eder. Bunlar arasında "Pan-islâmizm" ifadesinde olduğu gibi, müsbet izm'ler varsa da genelde menfi fikirler için kullanılması yaygındır. Bu izm'ler genelde Batı menşeli olup, fikrî birer cereyan olarak bizim insanımızı da etkilemiştir. İnsanımız "nezleye yakalanır gibi ideolojilere yakalanmaktadır."[1]

Cemil Meriç izm'ler hakkında dikkat çekici tesbitlerde bulunur. Ona göre,

-"İzm'ler aydınların dinidir." [2]

-"İdrakimize giydirilen deli gömlekleri"dir.[3]

-"Her ...ist, koltuk değneği olmadan yürüyemeyeceğini itiraf eden bir zavallıdır"

-ve "batıdan gelen hiçbir "izm" masum değildir." [4]

"Sakson köleleri, boyunlarında bir tasma taşırlarmış. Efendilerinin adı yazılırmış bu tasmaya. Aydınlarımız da onlara benziyor. Her biri bir şeyhin müridi."[5] Kimi Marx'a mürit olmuş, kimi Lenin'e... Kimi Auguste Comte'a şakirttik etmiş, kimi Emile Durkheim'e... Kimi Freud'a hizmet etmiş, kimi William James'e...

Ateizm

Ateizm, eskilerin ifadesiyle “inkâr-ı ulûhiyettir” yani Allah’ın varlığını inkâr etmektir. Tarih boyunca hemen her toplumda az veya çok böyle inkarcılar bulunmuştur. Allah insanı iman ve inkâr hususunda serbest bırakmıştır. Kur'ân bunu şöyle bildirir:

“De ki: Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin. Dileyen de inkâr etsin.”[6]

“Şüphesiz biz ona (insana) yolu gösterdik; ister şükreden biri olur, isterse de çok nankör biri.”[7]

Şöyle demek mümkündür: Güneş ve ay gibi varlıklar tamamen kaderlerinin mahkûmudur. Bunların kendi iradeleriyle “Şöyle yapayım” demeleri söz konusu değildir. İnsan ise irade sahibi hür bir varlık olarak yaratılmıştır, o da -tabir caizse- “seçmeye mahkûmdur.” İradesiyle imanı veya küfrü seçecek, kendi seçtiği için de tercihlerinden sorumlu olacaktır.

Allah’ı inkâr eden kimse şu âlemde kendini sahipsiz ve hâmisiz olarak görür. Böyle biri musibetlerde fazlasıyla sarsılır. Ölümü yok olmak zannettiğinden ebedi bir hayat yaşama beklentisi de olmaz. Ser-azat biri olarak gayesiz ve bedbin bir şekilde yaşar. Dinden gelen tesellilerden mahrum olduğu cihetle böyle biri dertlerini unutmak için kendini oyuna eğlenceye, içkiye uyuşturucuya kaptırır. Sonunda Allah nezdinde makbul herhangi bir amel işlememiş biri olarak şu dünya günlerini tamamlar, hesabıyla baş başa kalır.

Deizm

Ülkemizde son zamanlarda ateizmden ziyade deizm ön plana çıkmıştır. Bu akımın en bariz özelliği Allah’ı kabul etmekle beraber dini reddetmektir. Ateizmin buhranlarından bunalan bazı kimseler “Tamam Allah var, ama o bize niye karışsın ki?” diyerek bu akıma kapılmışlardır. Müslüman çevrede olanlardan da bazıları

-ya dindeki bazı meselelere tatmin edici cevap bulmadıklarını söyleyerek

-veya dinin mükellefiyetlerinden “bir kaçış rampası” olarak deizme yönelmişlerdir.

Hâlbuki din ve nübüvvet, insan dünyası için “olmazsa olmazlardandır.” Allah karınca ve arı gibi varlıkları bile kendi haline bırakmayıp içlerinden bir liderle yönlendirdiği gibi, mahiyetinde akıl, şehvet, gazap gibi özellikler bulunan ve menfiliklere gayet açık olan bu insanı da tarih boyu nebilerle yönlendirmiştir.

Dinin başlıca üç alanı vardır:

1. İman

2. Amel

3. Ahlak

“Ben deistim” diyen biri her ne kadar “Allaha inanıyorum” dese de O’nu tanımaktan çok çok uzaktır. Çünkü Allah kendini gönderdiği elçiler ve indirdiği kitaplarla tanıtmaktadır. Peygamberi inkâr eden, ilâhî kitaba yönelmeyen birinin marifetullahta yol alması düşünülemez.

Dinin helalleri ve haramları vardır. Deist birisi bu helaller ve haramları bilemez. Sözgelimi gayet rahatlıkla domuz etini yer, içkiyi de içer.

Öte yandan böyle biri dinin bildirdiği güzel ahlaktan ve peygamberin uygulamalı olarak gösterdiği örnek yaşantıdan mahrum kalır. Gerçi bir insan vicdanına müracaatla da güzel ahlakı elde edebilir. Ama dine kulak vermeyen birinin vicdanı böyle her türlü rezaletin bulunduğu sosyal bir ortamda çok da sağlıklı kalmaz, tefessüh eder gider.

Agnostisizm

Agnostisizm Allah’ın varlığı veya yokluğunun bilinemez olduğunu savunan felsefi görüştür. Agnostik biri, Allah’ın varlığını inkâr etmez, ama “vardır” da demez. Bu da deizm gibi sorumluluktan kaçış rampalarından biridir.

Agnostisizme mensup olanların “Tanrıyı tam bilemiyoruz, öyleyse onun varlığıyla ilgili hüküm veremeyiz” demeleri mantıklı bir çıkarım değildir. Zamanı, ruhu veya elektriği tam bilemiyoruz diye bunların varlığına şüpheyle bakmak elbette doğru olamaz. Allah “mevcud-ı meçhuldür”. Yani var olmakla beraber zatının ve sıfatlarının keyfiyeti bizim idrak boyutlarımızın fevkindedir. Bize düşen “O var, ama biz tam idrak edemiyoruz” diyebilmektir

Fizik dünyası Big-bang teorisiyle âlemin yaratıldığına vurgu yapmıştır. Âlem yaratılmışsa elbette yaratan olacaktır. Öte yandan maddeye hayat verilmesi, canlılar dünyasında görülen harikalar, tıb ilmiyle insan vücudunun ne kadar mükemmel olduğunun bilinmesi gibi durumlar… düşünen insanları dine ve imana yöneltmektedir. Ama dini kabul etmenin beraberinde getirdiği sorumluluklar vardır. Bu sorumlulukların altına girmek nefse ağır geldiğinden bu felsefeyi benimseyen kimseler “ben agnostiğim” diyerek sorumluluktan kaçmaktadır. Bunların halini şu temsilin aynasında görebiliriz:

Deve kuşuna demişler: "Kanatların var, uç!" O da kanatlarını kısıp "Ben deveyim" demiş, uçmamış. Fakat avcının tuzağına düşmüş. Avcı beni görmesin diye başını kuma sokmuş. Halbuki koca gövdesini dışarıda bırakmış, avcıya hedef etmiş. Sonra ona demişler: "Madem deveyim diyorsun, yük götür!" O zaman kanatlarını açıvermiş "Ben kuşum" demiş, yükün zahmetinden kurtulmuş. Fakat hâmisiz ve yemsiz olarak avcıların hücumuna hedef olmuş.[8]

Pozitivizm / İsbatiyecilik

19. yüzyılda ve devamında özellikle Avrupa’da materyalist akımlar hayli revaç bulmuş, insanları ziyadesiyle etkilemiştir. Bunlar kilisenin yanlışlarına muhalefet ederken kendileri daha büyük yanlışlar yapmışlar, insanları dinsizliğe sevk etmişlerdir. Bu akımların en dikkat çekenlerinden biri Pozitivizmdir. Pozitivizm, metafizik bir temele dayanan inançların yerine vakıaları ve mantığı koyan bir düşünce sistemidir. Pozitivizmde bilim ve akılcılık ön plandadır. Kurucusu Auguste Comte’dur. Ona göre insanlık tarihinin üç evresi vardır:

1. Teoloji

2. Metafizik

3. Bilim

Kiliseyi reddeden Pozitivizm akımı, “Kral öldü, yaşasın yeni kral!” kabilinden -tabir yerindeyse- kendi “Bilim Kilisesini” kurmuştur. Bu akıma göre eşya görülenlerden ibarettir. Laboratuvar şartlarında isbat edilmeyen şeyler yok hükmündedir. Bunların

- Amentüsü: Bilimsel gerçeklerdir.

- Mabetleri: Laboratuvarlardır.

- Peygamberleri: İlim adamlarıdır.

Bunlar, kendi prensipleri gereği mucizeleri de inkâr ederler. Onların kabul ettikleri mucizeler, ilmen ortaya konulan harikalardır.[9]

Pozitivist felsefenin en büyük yanılgısı madde ötesini inkâr etmek olmuştur. Hâlbuki madde ne kadar gerçekse madde ötesi de o kadar gerçektir. Mesela insanda göz, kulak gibi maddi azalar yanında korku, merak gibi manevi latifeler de vardır. Benzeri bir şekilde âlemde de ruhaniler ve melekler vardır.

Bilim kendini laboratuvar ile sınırlandırabilir, ama “Eşya laboratuvar şartlarında isbat edilenlerden ibarettir” diyemez ve dememelidir. Göz nasıl ki manen “Renkler benim alanımdır, ama kokular ve sesler de varmış. Ben alanımı bilirim, burun ve kulağın alanına karışmam” diyorsa bilim de “Ben fiziki âlemde isbat edilenlere bakarım, metafiziğin alanına karışmam” diyebilmelidir ve demelidir.


[1] Meriç, Bu Ülke, s. 94.

[2] Meriç, age. s. 138.

[3] Meriç, age. s. 81.

[4] Meriç, age. s. 159.

[5] Meriç, age. s. 159.

[6] Kehf, 18/29.

[7] İnsan, 76/3.

[8] Nursi, Lem'alar, s. 79.

[9] Bkz. Adıvar, s. 334-336.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun