Neden peygamberler ve ümmetleri aynı cevabı vermiş?

Soru Detayı

1. Hud suresi 51. ayetinde Hud peygamberin inanmayanlara cevabıyla Hud suresi 29. ayetinde Hz. Nuh’un inanmayanlara cevabı yaklaşık olarak aynı. Bu tur ayetlerde bu cevaplar neden hep benzer?
2. Yine aynı şekilde Hud 31. ayetiyle Enam suresi 50. ayetlerinde cevaplar birbirine uyuyor.. Hud suresi 31. ayet Hz. Nuh tarafından verilen cevap mıdır, yoksa o da mı peygamberimize ait cevaptır? Eğer biri Hud 31. ayeti Hz. Nuh’un cevabı diğeri Enam 50. ayeti peygamberimizin cevabı ise bu aynı cevabı vermelerindeki sebep nedir?
3. Bir de her peygamber gönderildiğinde Hud 62. ayetinde olduğu gibi “Ey Salih!” dediler. “Sen bundan önce aramızda, büyük umutlar beslenen biriydin. Şimdi bizi, atalarımızın kulluk edegeldiği şeylere kulluk etmekten mi alıkoyacaksın? Doğrusu bizi çağırdığın şeyden son derece şüphe ve kaygı içindeyiz.”
Neden her peygamber gönderilince gönderilen peygamberlere yaklaşık aynı cevaplar verilmiş? Bizi babalarımızın tapındığından alıkoymak mı istiyorsun gibi cevaplar.. Neden her toplum peygamberine hemen hemen aynı itirazı yapmış?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

İlgili ayetlerin mealleri: 

“(Nuh şöyle dedi:) Ey kavmim! Buna karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim ecrim sadece Allah’a aittir. (Siz istiyorsunuz diye) ben iman edenleri kovacak değilim; onlar (imanları sayesinde) rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi bilgisizliğe gömülmüş bir topluluk olarak görüyorum.” (Hud,11/29)

“(Hud şöyle dedi:) Ey kavmim! Bunun karşılığında ben sizden bir ücret istemiyorum; benim hizmetimin karşılığı ancak beni yaratana aittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Hud, 11/50-51)

Bu aynı vurgular başka değişik ayetlerde de söz konusudur. Örneğin Şuara suresinde değişik peygamberlere atfedilen aynı sözler zikredilmiştir. (bk. Şuara, 26/109, 127, 145, 164, 180)

Bu ifadeler, bir mucize değil, fakat peygamberler için bir delildir. Çünkü, insanlar bazı işler yapıyorsa, ondan bir menfaat umarak yaparlar. Peygamberlik davasına kalkışan sahtelerinden de bunu anlıyoruz. Örneğin, Müseyleme-i kezzab Peygamber efendimize gönderdiği bir mektupta “Bundan böyle yeryüzünün yarısı senin yarısı da benimdir” demiş. dünyalık menfaatin peşinde koştuğunu göstermiştir. Buna mukabil  Hz. Peygamber ona özetle şöyle demiştir: “Yalancı herif, yeryüzü Allah’ındır, ne senin ne benimdir, Allah onu dilediği kullarına verir.”

Müseyleme nin tavrı sahtekarlığını; Hz. Peygamberin tavrı onun doğruluğunu gösteren bir delildir. 

İlgili ayetlerin söz konusu olduğu her yerde, insanların Allah’ın varlığı ve birliğine davet edilmesine, bir de bu davetçilerin hiçbir ücret talep etmediklerine  dikkat çekilmiştir. 

Bu konunun önemli bir yönü de ümmetlere de bu dersin verilmesidir. Dine hizmet edenlerin hasbi olmaları, ihlaslı/samimi olmaları, davanın tahakkuku için de önemlidir.

Nitekim insanlardan hiçbir şey almamasının gerekçesini anlatan Bediüzzaman hazretlerinin şu sözleri konumuza ışık tutmaktadır:

“Eski Said minnet almazdı. Minnetin altına girmektense, ölümü tercih ederdi. Çok zahmet ve meşakkat çektiği halde, kaidesini bozmadı. Eski Said'in senin bu bîçare kardeşine irsiyet kalan şu hasleti ise, tezehhüd ve sun'î bir istiğna değil, belki dört-beş ciddî esbaba istinad eder:

Birincisi: Ehl-i dalalet, ehl-i ilmi; ilmi vasıta-i cerr etmekle ittiham ediyorlar. "İlmi ve dini kendilerine medar-ı maişet yapıyorlar" deyip insafsızcasına onlara hücum ediyorlar. Bunları fiilen tekzib lâzımdır. 

İkincisi: Neşr-i hak için Enbiyaya ittiba' etmekle mükellefiz. Kur'an-ı Hakîm'de, hakkı neşredenler: اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللّٰهِ ٭ اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللّٰه diyerek, insanlardan istiğna göstermişler. Sure-i Yâsin'de اِتَّبِعُوا مَنْ لاَ يَسْئَلُكُمْ اَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ cümlesi, meselemiz hakkında çok manidardır.” (Mektubat, 13)

Cevap 2:

 İlgili ayetlerin meali şöyledir:

“Size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum, gaybı da bilmem, melek olduğumu da söylemiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, ‘Allah onlara şeyler vermeyecektir’ diyemem. Onların içlerinde olan şeyi Allah daha iyi bilir. Bunları yaparsam gerçekten zalimlerden olurum!” (Hud, 11/31)

Bu ayet, Hz. Nuh ile ilgilidir.

“De ki: "Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyarım." De ki: "Hiç kör ile gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?" (Enam, 6/50)

Bu ayet ise, Peygamber Efendimiz (asm) ile ilgilidir. 

- Bu cevapların aynı olması, insanların tarih boyunca peygamberlere karşı aynı bahanelere sığınarak tavır aldıklarına işarettir. Bunu şöyle açıklayabiliriz:

a) İnsanlar hep aynı yanlışın içine girmişlerdir. Gelen peygamberlere küfr-ü inadi ile inanmamak için “şöyle bahçelerin olsun, bize şöyle mal-mülk ver, senin bir cennetin/harika bağ-bahçelerin  olsun, kaldı ki sen de bizim gibi bir insansın..” türünden teraneler yemişler. Aralarında binler sene geçmesine rağmen “eski tas eski hamam” formülü gibi “eski zihniyet eski kafa” çerçevesinden çıkmamışlardır. 

b) Hz. Muhammed (asm)’e söylenenler onu çok üzüyordu. Bu gevezelerin eskiden beri bu tür şeyleri seslendirdikleri bildirilerek Hz. Muhammed’e teselli verilmiştir. 

c) Peygamberlerin benzer itirazlara uğramaları ve benzer cevaplar vermeleri, “tarihin tekerrür” edeceğine  bir remizdir. Kitap ve Sünnete hizmet etmek isteyen kimselerin bu çeşit itirazlara ve eziyetlere maruz kalmaları her zaman mümkün olduğu, buna mukabil peygamberlerin de tabi olarak aynı tavırları sergilemelerinin gerekli olduğuna bir derstir. 

Cevap 3:

Genellikle peygamberlere ilk karşı çıkan memleketin ileri gelenleri, nüfuz sahibi, zengin ve makam sahibi kimselerdir.

Bunların ilgili peygambere karşı kullanacağı en etkili silahlardan biri de “bu peygamberlerin mevcut düzene karşı çıktıkları, bölücülük ettikleri, fitne-fesat çıkardıkları, atalarıyla çeliştikleri, onların dinlerini terk eden bozguncu kimseler” olarak tasvir etmek olmuştur. Çünkü halk kitlesini en çok etkileyen şey, delilsiz inandıkları, gelenek haline getirdikleri atalarının dinlerine karşı yapılan uygulamalardır.

Haksız yere ellerine geçirdikleri saltanatlarını, güçlerini, makam ve mevkilerini  kaybetmekten korkan bu herifler, “atalarının dinlerine karşı saldırıların  olduğunu buna karşı çıkmanın şart olduğunu vatan ve milleti, üstelik ataların dinlerini ancak bu tarz bir çıkışla koruyabileceklerini..” söyleyerek halkı galeyana getirmeyi hep başarmışlardır.

Ayrıca, böyle sahnelerin tasvir edilmesiyle Müslümanların da bundan ders çıkarmaları dine aykırı olan geleneklere, bidatlara -sırf atalarının hatırı için- körü körüne bağlanmalarının doğru olmadığına da dikkat çekilmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
176 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun