Mutezilenin, İslam düşüncesine katkıları, zararları nelerdir?

Tarih: 03.01.2022 - 20:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öncelikle ifade edelim ki, her batıl şeyin her şeyinin batıl olması gerekmez. İçinde bazı hakikatlerin çekirdekleri olabilir ve vardır. Bu açıdan bida ehlinden olan ve sapkın fırkalardan sayılan Mutezile de bazı konularda faydaları elbette olmuştur.

Bu tür faydalı yönlerinin olması, onları sapık fırka olmaktan çıkarmaz. Ancak her ne olursa olsun, kıble ehline asla kafir denilmez, dinden çıktıkları söylenemez, bida ehli Müslüman olarak ifade edilir.

Bu duruma özellikle dikkat çekerek bu cevabın okunmasını önemle hatırlatmak isteriz.

İslam’da ilk zuhur eden ekollerden biri olan Mutezile, İslam akaidinin akli esaslarını ortaya koyan büyük bir kelam ekolüdür.(1)

Mutezile’nin bu isimle anılmasının sebebi hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Birçok kaynağın naklettiği meşhur görüşe göre Mutezile’nin kurucusu Vasıl b. Ata (131/748) büyük günah işeyenlerin durumu meselesinde hocası Hasan-ı Basrî’den (110/728) ayrıldığı, bir kanaate göre de Amr b. Ubeyd (144/761) Katade’nin (118/736) meclisini terk ettiği için “ayrılanlar, yan çizenler” manasında “Mutezile” diye anılmışlardır.(2)

Mutezile, karşıtları tarafından olumsuz bir manada atfedilen bu ismi, başlangıçta kullanmaktan kaçınmıştır. Ancak zaman içerisinde “Sizi ve Allah’tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb’ime dua ediyorum.”(3) ayetinden hareketle “itizal”e olumlu bir mana yüklemiştir.(4)

Mutezile’nin bütün fırkalarının genelde kabul ettiği beş esas vardır. Bunlar:

- Tevhid,
- Adl,
- Vaad ve Vaîd,
- Menzile Beyne’l-Menzileteyn
-
ve Emir bi’l Ma’ruf Nehiy ani’l-Münker’dir.

Mutezile mezhebinin hicri II. Yüzyılın başlarında Basra’da Vasıl bin Ata ve Amr bin Ubeyd tarafından kurulduğu şüphesizdir. III. Yüzyılın başlarında da Bişr b. Mutemir’le Bağdat Mutezilesi başlamıştır.(5)

Mutezile’nin İslam Dünyasına Katkıları

Mutezile ekolü II. hicri asırdan itibaren yaklaşık dört asır Müslümanların düşünce dünyasında doğrudan etkili olduğu ve hicri V. asırdan itibaren de Şiîlik içinde varlığını devam ettirdiği bilinmektedir.(6)

İlk Mutezili bilginlerin İslam akaid esaslarının yerleşmesi, özellikle müdafaa ve muhafaza edilmesi konusunda büyük hizmetler verdiklerini birçok araştırmacı tarafından kabul edilmektedir. Brahmanizm, Hinduizm, Mecusilik, Zerdüştlük, Yahudilik ve Hristiyanlık gibi dinlerin hakim olduğu coğrafyalarda İslam’ın tebliğ edilmesinde, muhatapların irşad ve ikna edilmesinde, ilhad ve zındıklık gibi karşıt akımların önünün kesilmesinde Mutezile’nin önemli katkıları olmuştur.(7)

Bütün bunların yanında o günün İslam dünyasında yabancı cereyanlardan etkilenip teşbih, tecsim ve hulûl gibi inançlara bağlanan akımlar da vardı. Mutezile alimleri bütün bu sapık ve İslam dışı cereyanlara karşı durmuş, sözle ve yazıyla İslam akaidini savunmuş, çeşitli İslâm beldelerinde türeyen sapık görüşlü kimselerle münazara etmişlerdir.(8)

Nübüvvet meselesinin savunulmasına da ayrı bir önem vermişlerdir. Bu hususta meydana getirdikleri eserler halen değerini korumakta ve önemle muhafaza edilmektedir.(9)

Mutezile İslam inanç ve düşüncesini savunma noktasında nakli delillerle beraber, aklı ve mantığı da işin içine koymak gerektiğini vurgulamıştır.(10)

Tabi Mutezile bunun yanında kelamın içine felsefi kavram, yöntem ve mukaddimelere de yer vermiştir.(11)

Bu açıdan kelam metodunun oluşmasında Mutezilenin katkısı olduğu söylenebilir.(12)

Zira kelam ilminin ayırt edici özelliklerinden birisi aklın bilgiye ulaşmada bir araç olmasıdır.

Ayrıca Mutezile’nin Ehl-i Sünnet kelamının oluşumuna hizmet ettiği ve Sünni kelamcıları da etkilediği unutulmamalıdır.(13)

Mutezile’ye göre Kur'an’ın hak oluşuna Kur'an dışında bir delil getirmek gerekir. Yoksa Kur'an’ın hak oluşunu ayetlerle delillendirmek “kısır döngü”ye girilmiş olur. Bu durumda naklin delil oluşu akıl temelinde bilinmiş olur.(14)

İşte bu yüzdendir ki kelam ilminde Mutezile sayesinde asl-fer sistematiği adı altında mantık ilminden yararlanılmıştır. Çünkü gayrimüslim bir muhataba Kuran’ı, sünneti veya icmayı delil olarak getiremezsiniz, buradaki ortak delil akıldır.(15)

Mutezile’nin İslam tarihinde kelam, beleğat, cedel ve münazara ilimlerini kullandığını hatta onların kurduğunu(16) söyleyenler bile olmuştur.

Mutezile’nin bir özelliği de doğrudan Kur'an üzerinde yoğunlaşmalarıdır. Onlar bir konuda nakli delil getirecekse bunun Kur'an’dan olmasına özen gösteriyorlardı.(17)

Yine aynı şekilde Dirayet tefsir metoduna ilk defa onların başvurduğunu söyleyenler vardır.(18)

Mutezile’nin Tenkidi ve Sonlanması

Mutezile'nin tenkit edildiği ve fikren sükûtu sonucunu doğuran sebepleri Prof. Dr. İrfan Abdülhamid, "İslam’da İtikadi ve Akaid Esasları" şeklinde Türkçe’ye tercüme dilen eserinde şöyle açıklar:

1. Aklî istidlâlde aşırılık ve israf, başkalarının karşında şiddetli bir tavır takınmaları ve hadis âlimlerinin metodunu tenkid etmeleri

Böylece “iman ve itikad konusunda aklı, kıyas ve delil mertebesine yükseltmiş olmaları.”

Cahız şöyle demektedir: “Aklın vereceği hükümden başka kesin hüküm yoktur, aklın izahından başka da sahih izah yoktur.”

Cahız, bir başka yerde de şöyle demektedir: “İstinbat (akıl yoluyla hüküm çıkarmak) sahibini, kesin bilginin rahatlatıcı serinliğine, güvenilir olmanın yüceliğine ve doğru hükümlere ulaştıran yoldur.”

Akla karşı beslenen bu büyük itimad Mutezile'yi diğerlerinin metodlarından, özellikle nakilci hadis âlimlerinin metodundan uzaklaştırmıştır. Böylece hadis alimlerini cehaletle suçlamışlar, onlara “Haşviyye” (naslara nüfuz edemeyen sadece lafzî manalarından öteye geçemeyenler) lakabını takmışlar ve yalancılıkla itham etmişlerdir.

Hadisçiler hakkında Cahız'ın zikrettiği şu sözler de bu kabildendir:

“Hadisçiler, hadislerin esas manalarını anlayacak adamlar olmadıkları gibi hangi çeşidinin merdud olduğunu, hangi çeşidinin tevil edilmiş hangisinin ise, bu ancak bazı kabilelerin uydurduğu hikâyelerdir, denecek cinsten olduğunu da bilmezler. Bunun için ben derim ki, kelamcıların varlığı olmasaydı avam helak olur, soyulur, çalınıp çırpılırdı. Mutezile de olmasaydı, bu sefer kelamcılar helak olurlardı.”

Bir başka yerde de şöyle demektedir:

“Belli başlı filozoflar, fikir adamları, iyice ezberlemeyi güvenilecek bir esas olarak uygun bulmamakta, aklı, temyizden alıkoyduğu için de kerih görmektedirler. Hatta, ezber zihnin düşmanıdır. Çünkü ezberi kullanan ancak taklitçi olur, demişlerdir.”

Mutezile'nin içindeki sivri uçlar sonuna kadar böyle devam ettiler ve neredeyse bütün İslâm akaidini, İslâm'ın kendine has, onu başkalarından ayıran karakterine uygun kalıplar yerine, İslam’ın ruhuna uymayan Yunan felsefesinden aldıkları kalıplar içine soktular.

2. Mutezile’nin fikirlerini ve kendi genel görüş açılarını başkalarına kabul ettirmek için şiddet ve kaba kuvvet üzerine kurulmuş hatalı siyaset.

İşte itikatta kendilerine muhalefet eden Ehl-i sünnete karşı dinî sebeplerle işkence ve zulümlere girişmeleri bu yüzden olmuştur. Sırtlarını bazı kadılara dayamışlar, bunun yanında Sünnî mezhep (Hanbeliler) taraftarlarını teşhis etmek, imtihan etmek, zulüm ve işkence etmek için kurulan kovuşturma mahkemelerinde vazife kabul eden kadı ve din adamlarından yararlanmışlardır.

İşte böylece, Kur'an'ın yaratılmış olduğunu sarahaten ikrar etmeğe razı olmayanların tabi tutulduğu bu soruşturma sayesinde -ki bu soruşturmada ancak Kuran'ın yaratılmış olduğunu açıklar ve ikrar ederse kurtuluş ve selamet vardır- devlet organlarını kendilerine ram ederek, özellikle Memun, Mutasım ve Vasık zamanlarında bu sert yolda yürümeye muvaffak olmuşlardır.

Böylece hasımlarını dövmüşler onlara bela yağdırmışlar, bilhassa o zamanlar Ehl-i Sünnet lideri olan İmam Ahmed b. Hanbel'e büyük eziyetler etmişlerdir.

Hasımları susturmakta kaba kuvvete dayanan bu yol Mutezile'nin rasyonel metodunda sapma meydana getirmiş, dinî görüşlerine karşı kuvvetli bir direniş uyandırmıştır.

Bu direniş Mutezile'ye karşı hücum manası taşıyan ve onları yok etmeye yönelik herhangi bir harekete katılmaya hazır hale gelmişti. Mutezile'nin görüşlerine karşı olan bu direnişten, onlara yöneltilen sert ithamlar doğmuştur ve fakihlerin çoğu onların metotlarını, sahibini din bağlarından soyunmaya götüren bir bidat olarak itibar etmişler ve Mutezile mensuplarına şiddetli cezalar vermişlerdir.

Halifelik, Abbasi el-Mütevekkil'e gelir gelmez şu emirleri çıkardı:

Münazara ve mübahaseler terk edilecek, halkın Mutasım ve Vâsık devirlerindeki gidişatı terk edilecek. Hadis alimleri hadis rivayetlerine devam edecekler ve Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat görüşünü ortaya çıkaracaklar.

Bu emirler memleketin dört bir yanına yazıldı, İslam aleminde itizalin fikrî ve siyasi hakimiyeti böylece son bulmuş oldu.(19)

Kaynaklar:

  1. Sayın Dalkıran, Ehl-i Sünnetin Şii Akidesine Tenkidleri, OSAV Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2017, s. 248.
  2. Bekir Topaloğlu, Kelam İlmine Giriş, Damla Yayınevi, İstanbul 2020, s. 206.
  3. Meryem, 19/48.
  4. Recep Ardoğan, Akideden Kelama, Ofis Yayıncılık, İstanbul 2017, s. 110
  5. Topaloğlu, Kelam İlmine Giriş, s. 177.
  6. Halil İbrahim Bulut, İslam Mezhepleri Tarihi, DİB Yayınları, Ankara 2016, s. 214.
  7. Bulut, İslam Mezhepleri Tarihi, s. 214.
  8. Topaloğlu, Kelam İlmine Giriş, s. 180.
  9. Topaloğlu, Kelam İlmine Giriş, s. 180.
  10.  Bulut, İslam Mezhepleri Tarihi, s. 214.
  11.  Ardoğan, Akideden Kelama, s. 130.
  12.  Bulut, İslam Mezhepleri Tarihi, s. 214.
  13.  Ardoğan, Akideden Kelama, s. 130; Bulut, İslam Mezhepleri Tarihi, s. 214.
  14.  Ardoğan, Akideden Kelama, s. 136.
  15.  Ardoğan, Akideden Kelama, s. 137, 138.
  16.  Topaloğlu, Kelam İlmine Giriş, s. 181.
  17.  Bulut, İslam Mezhepleri Tarihi, s. 215.
  18.  Bulut, İslam Mezhepleri Tarihi, s. 215.
  19.  İrfan Abdülhamid, İslam’da İtikadi ve Akaid Esasları, s. 125-128.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun