Mirastan kadına az mı veriliyor, niçin? Nafaka yükümlüsü kimdir?

Tarih: 20.04.2020 - 16:08 | Güncelleme:

Soru Detayı

Miras taksimindeki erkek-kadın hisse farklılığının hikmet noktalarından birisinin de erkeğin ailedeki bu hanımlara karşı mali sorumluluklarından söz ediliyor.
a) Bu sorumluluklar nelerdir?
b) Bu görevde öncelikli mesuliyet sıralaması nasıldır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Mirastan kadına az mı veriliyor, niçin?

Aile içinde erkeklerin hem kadınlara hem de muhtaç olan akrabaya karşı mâlî sorumlulukları vardır ve bu konu fıkıh kitaplarında “nikâh, talak, nafaka, ukubat, cihad” bahislerinde açıklanmıştır.

İslam hukukunun uygulandığı toplumlarda kişilerin vâris olacak kadar yakın oldukları bir kimse öldüğünde o şahsın bıraktığı mal varsa önce cenaze masrafları ondan harcanır, sonra borcu ödenir, sonra mirasın üçte birini aşmayan vasiyeti yerine getirilir, daha sonra da kalan mal (miras) şeriatın koyduğu ölçülere göre paylaşılır.

Bu paylaşmada kadın her zaman erkeğin hissesinin yarısı kadarını almaz, eşit aldığı durumlar da vardır.

Erkek kardeşi ile ikili birli taksime tabi olan kız çocuklarının durumu belli bir tarihten sonra tartışma konusu olmuştur.

Şeriat eşitliği değil adaleti (dengeyi) hedeflemiştir.

Eşit muameleyi hak etmeyene eşit muamele yapmak zulümdür. “Suyu getiren ile testiyi kıran aynı olmaz”. Usta ile sıradan işçi eşit ücret almaz. Hukukun kendisine, akraba için ödeme yükümlülüğü getirdiği kişiler ile böyle bir yükümlülüğü olmayanlara mirastan eşit pay vermek de âdil değildir.

Peki, hukuk (şeriat) kadına değil de erkeğe ne gibi ödeme yükümlülükleri getirmiştir?

Mirastan iki hisse alan ve ailenin geçimini sağlamak yanında akrabaya da gerektiğinde bakmak ve yardım etmek mecburiyetinde olan erkek, mesela bir hisse alan kız kardeşinden daha çok mu almış olur?

Yoksa son kertede kız kardeşi mi daha avantajlıdır?

Sorunun detaylı cevabına girmeden bir farazi hesap sunmak istiyorum:

Bir baba ölüyor, üç bin lira miras bırakıyor. Bir oğlu ve bir kızı olduğu için oğlu iki bin lira, kızı bin lira alıyor. Bu bin lirayı kız istediği gibi harcar veya biriktirir. Erkek kardeşine gelince:

a) Evlenmek için mehir verir veya mehir borçlanır. Bunun beş yüz lira olduğunu varsayalım, elinde bin beş yüz lira kalır. Kız kardeşi evlenirken beş yüz lira mehir alırsa onun da serveti bin beş yüz lira yani erkek kardeşininkine eşit olur.

Erkek evli ise evin geçimini sağlamakla yükümlü olduğu için paradan harcamaya (nafaka borcunu ifaya) başlar ve devam eder.

Nafaka borcu bakımından aile, yalnız eşi ve çocuklarından ibaret olmadığı için aşağıda açıklayacağım çerçevede geniş ailenin de muhtaç iseler geçimlerini sağlar, ihtiyaçlarını karşılar.

Cihad (askerlik) erkeklere farz olduğu için malı ve bedeni ile cihada katılır.

İslam’da akrabadan birinin kaza ile ölüme sebep olması durumunda yakından uzağa birçok erkek akrabanın (âkılesinin) tazminatı (diyeti) paylaşarak ödeme yükümlülüğü vardır. (Nisâ suresi, 92. Âyet)

Ebû Hanîfe, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel’e göre âkıle:

1. Baba ve babadan dedeler,

2. Ana-baba bir veya baba-bir erkek kardeşler ve bunların oğulları,

3. Amcalar ve oğulları.

Oldukça yüklü diyeti hâkim işte bu erkek akraba arasında mâlî durumlarına göre paylaştırır ve belli bir sürede öderler.

Bu ödemede de kadınların yeri yoktur.

Bu farazi hesaba göre ikili birli taksimde kız, erkekten daha avantajlıdır; eşitlik değil, adalet ve denge gözetilmiştir.

Kocanın karısına ve çocuklarına, erkeğin muhtaç olan akrabasına nafaka yükümlüğü nedir?

Bu girişten sonra sorunun detaylı cevabına geçerek şeriatta (İslam hukukunda) nafaka yükümlülüğünü, kocanın karısına ve çocuklarına, erkeğin genel olarak muhtaç olan akrabasına nafaka yükümlüğü şeklinde iki ayrı bahiste açıklayalım.

Erkeğin eşi ve çocuklarına nafaka borcu:

a) Tarifi ve dayanağı

Kadının, içtimai seviyesine göre normal bir hayat sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu ve kocanın da temin ile yükümlü bulunduğu şeylerin tümü nafaka kavramı içinde yer almaktadır.

“Onları (zevcelerinizi) gücünüz ölçüsünde (bulup) oturduğunuz yerde oturtun... Eli geniş olan nafakayı genişliğinden versin. Rızkı dar verilen de Allah’ın kendisine verdiğinden harcasın. Allah bir kimseyi verdiğinden gayrısı ile yükümlü kılmaz, Allah darlıktan sonra bolluk verecektir.” (et-Talâk: 6, 7) meâlindeki âyet ile “Kadınlar hakkında Allah’tan korkun, onlar sizin himâyenizdedir, kendilerini Allah’a teminat vererek aldınız, uzuvlarını Allah’ın sözü ile helâl saydınız, onların üzerinizde -durumlarına göre- yiyecek ve giyecek hakları vardır.” mealindeki hadis (Ebû-Dâvûd, Menâsik, 56; İbn Mâce, Menâsik, 84) nafakanın hukuki kaynaklarından bir kısmını teşkil etmektedir.

b) Nafakanın çerçevesi

Kocanın karısına temin ile yükümlü bulunduğu nafakanın çerçevesi örf ve âdete, günün şartlarına göre genişleyip daralabilecek mahiyettedir. Klasik fıkıh kitaplarına göre aşağıdaki nesneler nafaka çerçevesine dahildir:

aa) Yiyecek ve içecek.

ab) Giyecek. (Bu ikisinde ölçü, kocanın ekonomik gücü ve sosyal mevkiine bağlıdır.)

ac) Mesken.

Mülkiyeti kocaya ait, yahut koca tarafından kiralanmış, kocanın ekonomik gücüne ve sosyal seviyesine uygun bir ev nafakaya dahildir. Bu ev karı ve koca ile çocuklarına aittir. Karısı razı olmadıkça koca bu evde, başka kadından olma ve temyiz çağına girmiş çocukları ile diğer yakınlarını oturtamaz.

ad) Tedavi ve ilaçlar

Tıbbî tedavinin yeterince gelişmediği ve öneminin kavranmadığı çağlarda müçtehitler ilaç ve tedaviyi nafakaya dahil etmemişlerse de sonradan hayati önemi anlaşılmış ve nafakadan sayılmıştır.

ae) Kadının ihtiyacı olmak ve emsali kadınlarda bulunmak şartıyla hizmetçi

Hizmetçi temininin bir şartı da kocanın, bunun masrafını yapabilecek güçte olmasıdır.

c) Nafakanın şartları ve düşmesi

Kocanın nafaka borçlusu olmasının şartı, sahih evlilik içinde kadının, kocasına karşı yükümlülüklerini yerine getirmesidir. Kadın vazifelerini yapmaya hazır ise fiilen bunlar gerçekleşmese dahi nafaka hakkı devam eder. Mesela kocanın izni ile babasının evinde oturan kadının nafaka hakkı devam eder. Keza peşin mehri ödenmediği, yahut kendisine layık bir mesken hazırlanmadığı için kocasının davetine icabet etmeyen kadının nafaka hakkı düşmez.

Boşanan, yahut hâkim tarafından evliliğine son verilen (tefrik edilen) kadın, iddetinin sonuna kadar nafakadan istifade eder.

İddeti de sona erdikten sonra artık zevce olmadığı için “zevceye ait nafaka” da sona erer. Kendi kusurundan kaynaklanmayan boşamalarda kadın zarar görmüş ise tazminat davası açma hakkı vardır.

Piyasa şartları değiştikçe nafakanın miktarı artar. (Osmanlı Aile Hukuku Kararnamesi: A.K. 92)

Meşru bir mazereti olmadan kocasına karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyen (itaatsiz, nâşize) kadının nafaka hakkı düşer. (A. K. 101)

Akraba Nafakası

Yakından uzağa doğru akraba arasında alınan ve verilen nafaka.

İslâm’ın hedef aldığı ve tarih içinde zaman zaman gerçekleştirdiği toplum düzeninde sosyal adaletin çok önemli bir yeri vardır. Bu adâlet anlayışına göre İslâm ülkesinde yaşayan her şahıs insanca yaşamak için gerekli olan ihtiyaçlarını elde edebilecektir. Eğer bunu kendi emeği ve imkânlarıyla elde edemiyorsa, yakınlarından başlamak üzere devlet hazinesine kadar uzanan çeşitli kaynaklar devreye girecektir.

Bu hedef, sosyal adalet için zaruri, mutlaka yerine getirilmesi gereken ilk hedeftir.

Bundan sonra nasların ve uygulamanın teşvik ettiği “sosyal refahtan pay alma” safhası gelir. Bu teşvikler Allah ve Rasûlü’nden gelmekte, patronun işçiye, hizmet alanın hizmetçiye “yediğinden yedirmesini, giydiğinden giydirmesini…” isteme derecesine kadar varmaktadır.

Fakirlikle mücadele ve sosyal adaleti temin için kullanılan imkân ve vasıtalar arasında zekât, fitre, kurban, keffaretler, öşür, komşu hakları, faizsiz kredi (karz-ı hasen), fiilî yardımlaşma, nafaka, devlet hazinesi (beytü’l-mal) ve gerektiğinde vergiyi saymak mümkündür.

Nafakanın Çerçevesi

Daha önce, kocanın, karısı ve çocuklarına olan nafaka borcunu açıkladık. Diğer akrabaya olan nafaka borcu konusuna girerken nafaka çerçevesine bir madde daha eklemek gerekiyor:

Evlendirme.

Nafaka alacaklısının baba yahut oğul olması ve bunların da evlenmeye ihtiyaçlarının bulunması halinde evlendirilmenin nafakaya dahil olup olmadığı tartışılmıştır.

Hanefîlere göre babanın oğlu evlendirme mükellefiyeti yoktur. Fakat baba hizmet edecek birine muhtaç olur, eşi de bulunmazsa, nafaka borçlusu oğlu, onu evlendirecektir.

Diğer müctehidlerin bu mükellefiyeti karşılıklı olarak kabul etmedikleri görülmektedir.

Nafaka alacaklısı ve borçlusu olmanın şartları

1. Alacaklıda aranan şartlar

a) Kadın ise muhtaç, erkek ise muhtaç olması yanında “çalışıp kazanma imkânından mahrum” bulunması.

b) Nafaka borçlusu ile akraba olması.

c) Nafaka borçlusu ile aynı dinden olması.

Biraz sonra geleceği üzere nafaka alacaklıları eş, usûl, fürû ve yan hısımlardan ibarettir. Bunlardan eşin (zevcenin) gayr-i müslim olması nafaka alacaklısı olmasına engel değildir. Yan hısımların Müslüman olmaları şarttır. Usûl ve fürû’a gelince, müctehidlerin çoğuna göre, Müslümandan nafaka alacak olan usûl ve fürûun müslüman olması şart değildir; buna göre gayr-i müslim oğul müslüman babadan, müslüman baba gayr-i müslim oğlundan nafaka alır.

2. Borçluda aranan şartlar

Akrabalık bağı, din birliği vb. şartlar iki tarafı da ilgilendiren şartlardır. Bunlara ek olarak nafaka borçlusunda aranan şart onun başkasına muhtaç olmamasıdır.

3. Zenginlik ve fakirlik

Buraya kadar sayılan şartlar içinde “zenginlik ve fakirlik” de vardır; alacaklının fakir, borçlunun bir ölçüde zengin olması gerekir. Ancak bu zenginlik ve fakirliğin ölçüsü nedir?

a) Zenginlik

Nafaka borçlusu olabilmek için aranan zenginliğin ölçüsü konusunda “zekât mükellefi olacak kadar, fitre mükellefi olacak kadar” gibi ölçüler ileri sürülmüştür. Hanefîlerden İmam Muhammed’in, İbnu’l-Hümâm tarafından tercih edilen ictihadına göre sabit, belli bir geliri olanlarla böyle olmayanlar mükellefiyet bakımından farklıdırlar:

Sabit ve belli bir geliri olan şahıslar aylık, yahut yıllık gelirlerinden kendi geçimleri için gerekli olanı ayırırlar, geriye kalan olursa nafaka borçlusu olurlar.

Gün kazanıp gün yiyen, gelirleri sabit olmayan şahıslar ise her gün için kendi masraflarını ayırırlar, geri kalan ile nafaka borçlusu olurlar.

b) Fakirlik

Nafaka alacaklısı olabilmek için gerekli olan fakirliğin en uygun tarifi normal şartlarda geliri, giderini karşılamamaktır. Bir miktar geliri olsa dahi bu gelir şahsın temel ihtiyaçlarını karşılamıyorsa kişi fakir (nafakaya muhtaç) sayılır.

c) Çalışıp kazanma imkânı bulunmamak

Küçükler, kadınlar, akıl ve ruh hastaları, kör ve kötürüm gibi sakatlar, çalışmak istediği halde iş bulamayanlar “kazanma imkânından mahrum” sayılmışlardır. Bu gibiler, diğer şartları taşıdıkları takdirde nafaka alacaklısı olurlar.

Nafakaya muhtaç olan baba ile, tahsilde bulunan oğlu, vücutça çalışma engelleri bulunmadığı halde de nafaka alacaklısı olabilmektedirler; yani oğlun babaya “çalış, kazan ve ye” demeye hakkı yoktur; baba da tahsildeki oğluna “çalış ve geçin” diyemez.

Vasıf ve şartlarını açıkladığımız nafaka alacaklılarının ve hakkını yazdığımız zevce dışında kalanlarını, usûl, fürû ve yan hısımlar olmak üzere üç gruba ayırmak mümkündür:

1. Fürû (çocuklar, onların çocukları)

İlgili âyet (mesela el-Bakara: 2/233) ve hadisler, çocuğun nafakasının babaya ait olduğunu açık ve kesin bir şekilde ortaya koyduğu için bu konuda görüş farkı yoktur. Baba kazanacak durumda fakat fakir olursa nafakayı, sırada ondan sonra gelen akraba temin eder ve babadan alacaklı olur.

Çocukların küçük, yahut büyük, oğul, yahut kız olmaları bazı farklı hükümleri gerektirmektedir.

a) Küçük oğul

Yaşıtları çalışıp kazanır hale gelinceye kadar nafakaları babalara aittir. Tahsilde, mecburi askerlikte olmak da -kazanamayacak kadar- küçük olmak gibi nafakaya hak kazandırır.

b) Büyük oğul

Oğul ergenlik çağına, çalışıp kazanabilecek hale gelince nafaka hakkı sona erer. Ahmed b. Hanbel, muhtaç olduğu müddetçe oğlun nafakasının babaya ait olduğu görüşündedir.

c) Kız çocuğu

Kız çocuğu büyük de olsa evleninceye kadar nafakası babaya, evlendikten sonra da kocaya aittir.

Kızın, mirasta, oğula nispetle daha az pay almasında, nafaka hak ve borcunun da etkisi vardır: Böylece külfetle nimet paylaştırılmış, denge sağlanmıştır.

Evlenmemiş kız, kendine uygun bir iş bulur ve yeterli gelir sağlarsa babasının nafaka borcu düşmektedir.

d) Torunlar

İmam Mâlik dışındaki fukahâya göre şahsın çocukları gibi torunları da nafaka hakkına sahiptirler. Torunların oğul, yahut kızdan olmaları, vâris olup olmamaları bu hükmü değiştirmez. Sıra dedeye geldiğinde torunların nafakalarını temin eder.

2. Usûl (ana, baba ve bunların usûlü)

Kâfir bile olsalar ana-babaya iyi davranmayı emreden âyetler (Lukmân: 31/15) ve bu manayı teyit eden hadisler ile ilk asır uygulamaları ana, baba ve bunların usûlünün nafaka alacaklısı oldukları konusunda tereddüt bırakmamaktadır. Bütün fukahâya göre, muhtaç oldukları takdirde ana ve babanın nafakası evlada aittir. Çoğunluk dede, nine gibi usûlün de aynı hükümde olduklarını ileri sürerken İmam Mâlik bu konuda muhâlif kalmıştır.

3. Yan hısımlar

Akrabaya hakkını vermeyi (el-İsrâ: 17/26), onlara iyilik ve ihsanda bulunmayı (en-Nisâ: 4/36) emreden âyetler ile yakından uzağa akrabayı gözetmeyi, onlarla ilgilenmeyi (sıla-i rahimi), yardıma ve iyiliğe önce akrabadan başlamayı emir ve tavsiye eden hadisler (Şevkânî, Neyl, VI, 364 vd.) akraba nafakasının hukuki kaynaklarıdır.

Bu nasları değerlendirme ve uygulamada müctehidlerin üç gruba ayrıldıklarını görüyoruz:

a) Hanefîlere göre kan hısımı olup, aralarında evlenme caiz olmayan akraba, şartlar gerçekleşince karşılıklı olarak nafaka alacaklısı ve borçlusu olmaktadırlar; amca, dayı, yeğen, hala, teyze bu kabildendir.

b) Hanbelî mezhebine göre, miras hukukunda açıklanan asabe ve belli hisse sahibi (ashâbu’l-feraiz) olarak vâris olanlar nafaka ilişkisi ile de birbirine bağlıdırlar.

c) İbn Teymiyye, İbn Kayyim gibi bazı müctehidlere göre evlenme mâniine de bakılmaksızın, sıra geldiğinde birbirine vâris olanlar gerektiğinde nafaka alacaklısı ve borçlusu da olurlar. Bu ictihad, nafaka alacaklılarının çerçevesini en geniş tutan, naslara ve İslâm’ın ruhuna da en uygun olan ictihaddır.

Nafaka borçlusu akraba birden fazla olursa -karı-koca, çocuk-baba arasındaki bazı durumlar müstesna- nafaka borcu, her şahsın mirasındaki payı ölçüsündedir.

Usûl, fürû ve zevcenin nafaka hakkı hâkimin hükmüne bağlı değildir; bunlar, hakları olan nafakayı, borçlunun rızasına ve hazır olmasına bakmaksızın alırlar. Ebû Süfyan’ın karısı Hind’in bir sorusu üzerine Rasûlullah (s.a.) “Sana ve çocuğuna yetecek kadarını al” buyurmuşlardır. (Buhârî, Büyû’, 95; Nesâî, Kudât, 31)

Diğer akrabanın nafakası, ya borçlunun rızası, yahut da hâkimin hükmü ile elde edilir.

Nafakaya muhtaç olup akrabası da bulunmayan şahısların geçimlerini devlet sağlar. Fıkıh kitapları beytü’l-malın (devlet hazinesinin) giderlerini sayarken bu gibi şahısların geçimlerini de giderlere dahil etmiştir. Rasûl-i Ekrem (s.a.), “Kim ölür de mal bırakırsa (bu mal) ailesine aittir, kim de bakılacak çoluk çocuk bırakırsa onlar bana aittir.” buyurarak devletin bu vazifesini dile getirmiştir. (Buhârî, Feraiz, 4. Nafakat, 15; Müslim, Feraiz, 14-17)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun