Beni çok darlayan bir soru?
Çok çok acil. Soracağım soru beni çok daraldı bir açıklama bulamadım. Yardımcı olursanız sevinirim.
İnsan ve diğer memelilerde Syncytin, eski retrovirüslerin (özellikle endogenous Retro virüs – ERV) genomunun insan DNA’sına kalıcı olarak eklenmiş parçalarından biridir deniliyor bununda bilimsel olduğu iddia ediliyor. Bu gen olmadığında plasentanın oluşmayaçağı iddia ediliyor. İnsana da retroviruslerden geldiğine dayanak olarak da:
1. Retrovirüse özgü env gen yapısı (en güçlü kanıt) Syncytin geni: Retrovirüslerin env (envelope / zarf) genine Hem uzunluk Hem protein mimarisi Hem de işlevsel alanlar açısından birebir uyar Özellikle: Füzyon peptidi Heptad repeat bölgeleri Transmembran domain Proteolitik kesilme noktası. Bu yapı insan hücrelerinde başka hiçbir protein ailesinde yoktur Ama retrovirüs env proteinlerinde standarttır. Bu, “benzerlik” değil aynı moleküler makine demektir.
2. Genin çevresinde LTR (Long Terminal Repeat) dizileri var Syncytin geninin başında ve sonunda: LTR adı verilen DNA dizileri bulunur LTR nedir? Retrovirüslerin hücre genomuna girerken bıraktığı entegrasyon imzasıdır Hücre DNA’sı tarafından üretilmez Sadece retrovirüs yaşam döngüsünde oluşur. Eğer gen: Hücresel kökenli olsaydı → LTR’ye hiç gerek olmazdı.
3. Genomik bağlam: “retroviral mezarlık” içinde duruyor Syncytin: İnsan genomunda Binlerce bozuk retrovirüs kalıntısının Ortasında yer alır Yani: “Tek başına bilinmeyen bir gen” değil retrovirüs fosilleriyle çevrili bir gen Bu bağlam, köken yorumunda çok önemlidir.
4. Türler arası karşılaştırma (filogenetik kanıt) İnsan, şempanze, goril → aynı syncytin Fare → farklı bir syncytin, Tavşan → başka bir retroviral env kökeni.
Ama ortak nokta, hepsi retroviral env geninden türemiş. Eğer syncytin: Hücresel kökenli olsaydı → Bu kadar farklı türde aynı viral çözümün tekrar tekrar seçilmesi beklenmezdi. Bu desen: Bağımsız retroviral entegrasyonlar ile çok iyi açıklanır
gibi nedenleri sıralıyor.
Hatta sperm ve yumurtaya retrovirus enfekte ettiği zaman genetik olarak diğer nesillere aktarıldığı söyleniyor. Bu bahsedilen olay İslamiyet’e uygun mudur? Bu iddialar doğru mudur? Allah c.c u nun bizi yaratmasıyla bağdaşan bir durum oluşturur mu veya bu olay canlıda birbirine gen aktararak yeni canlıların birbirinden değişerek oluşmasına örnek teşkil eder mi?
Bu olayı sağlayan tek gen bu retrovirus kaynaklı mı, kendi yapısında olamaz mıydı? Bunun kesin bu virüs kaynaklı olduğunu iddia etmek ne kadar mantıklı?
Tüm memelilerde ayrı retroviruslerden kaynaklı diyor bu çok açıklanabilir bir durum mu? Retrovirusta özgü env gen yapısının, syncytin genin uzunluk, protein mimarisi ve işleyiş açısından birebir uyar ve de bu insan hücrelerinde başka hiçbir protein ailesinde yoktur bu retrovirus env sinde standarttır diyor, demesi darlıyor, bu durum kesin o virüsten geldiğini mi gösterir? İmanlı biri olarak buna nasıl bakmalıyım? Sizden rica ediyorum bu konuda beni bilgilendirin
Değerli kardeşimiz,
Endojen Retrovirüs (ERV): Endojen, hücrenin içerisinde bulunan manasına gelmektedir.
Retrovirüs: Normal genetik kaidede DNA moleküllerinden RNA molekülleri sentezlenir. Ancak bazı virüslerde revers transkriptaz enzimi ile RNA’dan DNA’ya dönüşümünün olduğu ileri sürülmektedir. Bunlar DNA’dan RNA’ya genetik bilgi aktarımı işleminin tersini yaptıklarından retro virüsler olarak adlandırılmaktadırlar.
Endojen Retrovirüsü, hücre içerisinde bulunan ve RNA’dan DNA’nın sentezlenmesine sebep olan virüsler olarak ifade etmek mümkündür.
Bilindiği gibi virüsler, çok küçük organizmalardır. Orta boy bir bakteri hücresinden bin defa küçüktürler. Genelde 300-3000 Angström arasında bir büyüklüğe sahiptirler. Bir Angström santimetrenin yüz milyonda biridir.
Bunlar Işık mikroskobunda görülemezler. Ancak elektron mikroskobunda görülebilirler. Bunlar başka organizmaların hücrelerinde parazit olarak yaşarlar. Hücre dışında bulundukları zaman metabolik olarak aktif değillerdir. Bazıları kristal hale gelebilir. Bu bakımdan canlı olup olmadıkları tartışma konusudur. Konakçısına girdikleri zaman canlılık kazanırlar.
Virüsler ya DNA, ya da RNA ihtiva ederler. İki nükleik asidi birden ihtiva etmezler. Virüslerin nükleik asidi protein bir kılıfla sarılıdır. Bu protein örtüye kapsül adı verilir. Virüsler, baş ve kuyruk olmak üzere iki kısımdan ibarettir. Baş kısmında nükleik asit (RNA veya DNA) yer alır. Kuyruk kısmı ise proteinik yapıdadır. Bunun üzerinde büzülme ve daralma kabiliyetinde bir kılıf vardır.
Bazı bakterilerin çeperleri, virüsler için özel yapışma noktalarına sahiptir. Şayet bir virüs, bakterinin üst yüzeyi ile temas edecek olursa, virüsün uç plakası yapışma noktasına uyum göstermesi halinde oraya yapışır. Bu yolla virüsler, kendileri için uygun olan konukçuyu tanırlar. Virüslerin bakterilere yapışmasının ardından, virüsün DNA’sı bakteriye geçer.
Virüs DNA'larının bakterinin içine girmesinden sonra, bakteri biyosentez mekanizması, virüsün çoğalmasının hizmetine girer ve bakterinin kendi kromozomu imha edilir. Enfekte olan bakteri tarafından önce belli virüs enzimleri üretilir, arkasından virüs DNA'ları ve virüslerin dolgu proteinleri sentez edilir. Virüs DNA'sı baş, kuyruk ekseni ve virüs örtüsü tamamlanınca önce DNA virüs başına girer, arkasında da kuyruk kısımları yerlerini alır. Daha sonra virüs krozomunun tesiriyle bakteri çeperi yumuşatılarak bakteri patlatılır ve olgun virüsler serbest hale geçerler.
Bu temel bilgilerden sonra Endojen Retrovirüslerle ilgili hususu ele alalım. İnsan kromozomlarının bazı bölgeleri ile maymun kromozomunun bazı bölgelerinde %1 oranında benzerlik olduğu ileri sürülmektedir.
Bazı evrimciler bu benzerliğin, üreme hücrelerinin içerisine giren virüslerin eseri olduğunu, ancak böyle düşünülürse, insanla maymunun bazı krozomlarındaki bu benzerliğin açıklanabileceğini iddia etmektedirler. Onlar da bunun böyle olduğuna ait bir delil ileriye sürememekte, ancak bu benzerliği bu tip ihtimallere dayandırmaktadırlar.
Onların iddiasına göre, insanla maymun ortak ataya sahiptir. Bu ortak memeli atanın genetik yapısında Endojen retrovirüslerle, yani hastalık yapan organizmalarla genetik yapı değişmiş olmalıdır.
Bir canlı, normal genetik üreme yolu varken, niçin hücrelerin genetik yapısını imha için gelen bir virüsle üremesini devam ettirecektir?
Şayet virüs o canlının hücresindeki genetik yapısını imha etmişse, kendi sistemini hasıl edecektir. Yani o canlının hücreleri ve genetik yapısı tahrip edilerek virüsün fertleri sentezlenecektir. O memeli fertleri değil.
Kaldı ki, bütün bir canlı sisteminin fertlerini böyle hastalık yapan bir virüse dayandırarak açıklamak, olsa olsa bilimi ve mantıklı düşünmeyi bir tarafa atarak tamamen ateizm düşüncesiyle gençleri iman ve inançlarında şüpheye düşürmek adına ideolojik bir çabadan başka bir şey değildir.
Aslında böyle bir iddia bile, bir yaratıcıyı ve o yaratıcının varlıkları yaratıp yaşattığını kabulden başka çıkar yolun olmadığını, onları böyle saçma sapan iddialarla gülünç duruma düşürerek göstermektedir.
Bir virüs, ya da her hangi bir canlıya ait bir DNA’nın küçük bir parçası, karbon, azot, hidrojen, oksijen ve fosfor atomlarının belirli bir düzende ve sistemde dizilmesinden meydana gelmektedir.
Bir DNA veya RNA molekülünün temeli nükleotitlerdir. Nükleotitler birleşerek Nükleik asitleri, nükleik asitler de proteinlerle birleşerek nükleoproteinleri, yani DNA ve RNA moleküllerini meydana getirmektedir.
Bir nükleotitin genel formülü:
Baz+ Şeker+ Fosfat Nükleotit
Nükleotit + Nükleotit + Nükleotit+ … Nükleik Asit
Nükleik Asit + Proteinler Nükleoproteinler (DNA veya RNA molekülleri).
Şimdi geriye doğru, yani DNA’yı meydana getiren nükleotitin temel yapısına gittiğimiz zaman, bazların; Primidin ve Pürin moleküllerinden, onların da Sitosin, Timin, Urasil, Adenin ve Guanin moleküllerinden meydana geldiği görülecektir. Şekerler ise, beş karbonlu Riboz veya Deoksiriboz şeklindedir. Fosfat molekülü de fosforik asit moleküllerinden meydana gelmektedir. Bunu aşağıdaki şekilde formüle etmek mümkündür:
Bazlar: Primidin ve Pürin bazları
Primidin bazları: Sitosin, Timin, Urasil. Bu bazların kapalı formülleri aşağıdaki şekildedir:
Sitosin: C4H5ON3, Timin: C4H6O2N2
Pürin bazları: Adenin, Guanin. Pürin bazlarının kapalı formülleri de şöyledir:
Adenin: C5H5N5, Guanin: C5H5ON4
Şekerler: Riboz ve Deoksiriboz. Bunların kapalı formülleri şöyledir:
Riboz: C5H10O5, Deoksiriboz: C5H10O4
Fosfat: Fosforik asit: H3PO4
Burada dikkat edilirse, DNA’nın temelini teşkil eden atomlar genelde karbon, hidrojen, azot, oksijen ve fosfor atomlarının farklı şekillerde bağlanmalarından meydana gelmektedir. Yani, DNA’nın yapısını hâsıl eden atomlar bütün canlılarda aynıdır. Dolayısıyla bu benzerlikten yola çıkarak canlıların birbirinden meydana geldiğini ileri sürmek ilmi bir yaklaşım değildir. Mühim olan bu atomların bağlanış şekilleri ve dolayısıyla onlara yüklenmiş ve şifrelenmiş olan genetik yapıdır.
Canlılar arasında ve özellikle molekül ve atom seviyesinde her zaman bir değil binlerce benzerlik görülmektedir. Bunların benzerliği, onların birbirlerinden tesadüfen meydana geldiğini değil, ustalarının ve yaratıcılarının bir olduğunu nazara vermektedir. Tıpkı alfabedeki 29 harfle kütüphaneler dolusu kitap yazıldığı gibi, Cenab-ı Hak da, kâinattaki 118 elementle varlıkları yazmakta ve yaratmaktadır.
Şimdi, insan ve maymun kromozomlarında %1 seviyesinde sekans dizlerinde benzerlik var diye onların ortak bir atadan tesadüfen meydana geldiğini, güya virüslere dayanarak iddia etmek, kütüphanelerdeki kitapların harf seviyesinde benzer diye, birbirinden ve ortak bir atadan tesadüfen meydana geldiğini ifade etmek gibi bir divaneliktir.
Bir yaratıcıyı kabul etmemek için bu tip iddiada bulunanların şu sorulara da cevap bulmaları gerekir:
Rotro virüsü kim yarattı, ya da kim var etti?
O virüsün konukçu olarak kullandığı hücreyi ve o hücrenin sahibi olan canlıyı kim var etti ve onun hayatını rızıkla devam ettiren kimdir? Bu ve pek çok benzer soru, o canlının genetik yapısının şekillenmesi, muhafazası ve gelecek nesillerine aktarılmasıyla da yakından alakalıdır. Canlının her hangi bir safhası veya hayatının bir devresi, o canlının yaşama sistemiyle doğrudan ilgilidir. Canlıyı hayatta tutmadan onun neslinin devamını sağlayamazsınız. Hem o canlıyı ve hem de onun neslinin devamı, mutlaka sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi bir yaratıcıyı zaruri kılmaktadır. Böyle bir yaratıcıyı kabul edince canlılar arasındaki sekans dizisi benzerlikleri, bunların birbirinden geldiği şeklindeki ucuz, bayağı yorumlar yerine, bu yaratılışta yaratıcının başka hikmet ve gayeleri aranacaktır.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet