Miras paylaşımında eşit paylaşma olsa daha iyi olmaz mı?

Tarih: 27.01.2021 - 15:47 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Miras hukukunu araştırıyorum yine kadına değer verilen ooo diye çığlık attıran şeylerle karşılaştım. Oysa belki de eşit bölünse kadın da bundan faydalanabilir. Sürekli kocasına muhtaç olmaz ya da ihtiyacı olan kocasına yardım eder, bir Müslüman kadın olarak kendimi değersiz hissettim.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Allah hakimdir, asla abes iş yapmaz; her işinde her emrinde her yasağında... sayısı hikmet ve rahmet tecellileri vardır. Bize düşen görev, bu hikmetleri araştırmaktır. Allah'ın rahmetinden fazla rahmet, asla rahmet değildir; Allah'ın merhametinden fazla merhamet de asla merhamet olamaz.

İlgili ayetin meali şöyedir:

“Allah size, çocuklarınız hakkında erkeğe, iki kadın payı kadar (vermenizi) emreder.” (Nisa, 4/11)

Bu ayette varislerin kadın-erkek olması durumunda erkek için iki kadın payı kadar mirasın verileceği emri söz konusudur.

Sorunuzda geçen yakışıksız ifadelerin bizim cevabımızda geçen hikmetlerle hiçbir ilgisi olamaz. Ayetin açık ifadesi ve anlaşılır biçimde varken, kalkıp bize “Bana bu iki yazınızı açıklayın!” diye meydan okumanız, oldukça tuhaf kaçmıştır. 

Miras paylaşımında kadınların yarı erkek hissesi kadar pay almaları ilk bakışta bazı kimselere ters gelmiş, “Kadının daha fazla pay alması gerekirdi.” gibi düşünülmüş, Müslüman olmayan bazı yazarlar da bu bakımdan İslam miras hukukunu tenkit etmişlerdir. Halbuki konuya, İslam’ın getirdiği yükümlülükler bütünü, nimet-külfet dengesi gibi başka unsurlar göz önüne alınarak bakıldığında, bu dağıtım şeklinin adalet ve hakkaniyete daha uygun olduğu görülmektedir. Şöyle ki:

a) Bütün durumlarda kadının payı erkeğinkinin yarısı kadar değildir. Çocukları da bulunan bir ölünün mirası paylaştırılırken, anası ile babası hayatta iseler bunların payları altıda birer olmak üzere eşittir. Dede ve nine de böyledir. Anası bir olan kardeşler birden fazla iseler mirasın üçte birini –erkek ve kadın– eşit olarak paylaşırlar.

Bu eşit paylaştırmada ya mirasçının ölü ile ilişkisi ya da onu ölüye bağlayan vasıta göz önüne alınmıştır.

b) Aynı derecede erkekle kadın akraba yan yana geldiğinde erkeğe, iki kadın hissesi kadar pay verildiği durumlarda aile ve kamu yararı ile malî yükümlülükler göz önüne alınmış ve buna göre bir denge kurulmuştur.

Bugün daha ziyade Batı toplumlarında durumun kısmen değiştiği gözlenmekte olsa bile, geçmiş zamanlarda erkekler, ticarî tecrübe, bilgi birikimi ve toplumsal aktivite gibi imkân ve konumları itibariyle servetin rasyonel kullanılışına kadınlardan daha yatkın olmuşlardır.

Ayette, bu gibi objektif durumlar dikkate alınarak, içinde toplumun da hakkı bulunan servetin daha çoğu üzerinde tasarruf hakkı erkeğe verilmek suretiyle bu anlamıyla servetin daha iyi korunması, idare edilmesi, aile ve toplumun ondan azami derecede istifade etmesi amaçlanmıştır.

c) Tasarruf ve idare bakımından mirasın çoğuna erkekler hükmetmekte iseler de bizzat faydalanma bakımından kadınlar daha avantajlı durumdadırlar. Çünkü kadınlar, erkeklerin aldıklarının yarısını almakla beraber bu yarıda başkalarının –mesela kocalarının, erkek kardeşlerinin– tasarruf, müdahale ve istifade hakları yoktur. Kadınlar bu hisseyi istedikleri gibi kullanırlar. Evlenirken düğün masrafı, mehir (kocanın karısına vereceği veya borçlanacağı teminat akçesi), evlendikten sonra ailenin geçiminin temini hep erkeğe yüklenmiştir ve bu vesileyle kadınlar, erkeklerin aldıkları mirastan da istifade etmektedirler.

Hesaplandığında görüleceği üzere kadınlar, mirasın üçte birine malik oldukları halde faydalandıkları pay yaklaşık olarak üçte ikiyi bulmaktadır.

Ayrıca erkeklerin askerlik, belli dereceye kadar muhtaç akrabanın nafakasını temin, kaza tazminatı (diyet) ödemesine katılma gibi –kadınlar için söz konusu olmayan– mali yükümlülükleri de vardır.

d) İslam miras taksimini tenkit edenlerin dikkat etmeleri gereken bir husus daha vardır: Eski Roma, Yunan, Mısır, Hint, İran, Çin ve Arabistan’da kadınlar mirastan tamamen mahrum bulunuyorlardı; miras taksiminde ulaşılmak istenen amaç, servetin ailede kalması, başka ailelere intikal etmemesi idi.

Orta Çağ’dan sonra Batı’da, kadınlarla erkeklerin mirastan eşit pay almaları için bazı hukukî düzenlemeler yapıldı, kanunlar çıkarıldı. Ancak bu defa kadınların, malları üzerinde serbest tasarruf haklarına sınırlamalar –özellikle erkeklerin izni şartı– getirildi.

Buna karşı yeni zamanlarda yapılan mücadeleler sonunda genellikle elde edilen sonuç, mülkiyet ve tasarrufta eşitlik olabildi.

İslam’ın daha baştan verdiği hak ise mülkiyet bakımından kadına üçte bir olan, fakat tasarruf ve istifade bakımından üçte ikiyi bulabilen bir miras payıdır. (bk. Kuran Yolu, ilgili ayetin tefsiri)

Şimdi de bu konuda asrın söz sahibi Bediüzzaman Hazretlerinin görüşüne bakalım: 

“Muhakemesiz medeniyet, Kur'an kadına sülüs verdiği için ayeti tenkid eder. Halbuki hayat-ı içtimaiyede ekser ahkam, ekseriyet itibariyle olduğundan; ekseriyet itibariyle bir kadın, kendini himaye edecek birisini bulur. Erkek ise, ona yük olacak ve nafakasını ona bırakacak birisiyle teşrik-i mesaî etmeye mecbur olur."

"İşte bu surette bir kadın, pederinden yarısını alsa, kocası noksaniyetini temin eder. Erkek, pederinden iki parça alsa, bir parçasını tezevvüc ettiği kadının idaresine verecek; kız kardeşine müsavi gelir. İşte adalet-i Kur'aniye böyle iktiza eder, böyle hükmetmiştir.” (bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz, s. 409-410)

“Şu iki mesele, Yirmi Beşinci Söz'ün i'caz-ı Kur'ana karşı medeniyetin aczini gösteren misallerinden bir kısmıdır. Kur'an’a muhalif olan hukuk-u medeniyetin ne kadar haksız olduğunu isbat eden binler misallerinden iki misal:

 فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ اْلاُنْثَيَيْنِ  ["Allah size, çocuklarınız hakkında erkeğe, iki kadın payı kadar (vermenizi) emreder.)" (Nisa, 4/11) şeklinde] olan hükm-ü Kur'anî, mahz-ı adalet olduğu gibi, ayn-ı merhamettir."

"Evet, adalettir. Çünkü ekseriyet-i mutlaka itibariyle bir erkek, bir kadın alır, nafakasını taahhüd eder. Bir kadın ise, bir kocaya gider, nafakasını ona yükler; irsiyetteki noksanını telafi eder."

"Hem merhamettir, çünkü o zaife kız, pederinden şefkate ve kardeşinden merhamete çok muhtaçtır. Hükm-ü Kur'an’a göre o kız, pederinden endişesiz bir şefkat görür. Pederi ona, 'Benim servetimin yarısını, ellerin ve yabanilerin ellerine geçmesine sebeb olacak zararlı bir çocuk.' nazarıyla endişe edip bakmaz. O şefkate, endişe ve hiddet karışmaz."

"Hem kardeşinden rekabetsiz, hasedsiz bir merhamet ve himayet görür. Kardeşi ona, 'Hanedanımızın yarısını bozacak ve malımızın mühim bir kısmını ellerin eline verecek bir rakib' nazarıyla bakmaz; o merhamete ve himayete bir kin, bir iğbirar katmaz."

"Şu halde o fıtraten nazik, nazenin ve hilkaten zaîfe ve nahife kız, sureten az bir şey kaybeder; fakat ona bedel akaribin şefkatinden, merhametinden, tükenmez bir servet kazanır."

"Yoksa rahmet-i Hak'tan ziyade ona merhamet edeceğiz diye hakkından fazla ona hak vermek, ona merhamet değil, şedid bir zulümdür. Belki zaman-ı cahiliyette gayret-i vahşiyaneye binaen kızlarını sağ olarak defnetmek gibi gaddarane bir zulmü andıracak şu zamanın hırs-ı vahşiyanesi, merhametsiz bir şenaate yol açmak ihtimali vardır. Bunun gibi bütün ahkâm-ı Kur'aniye, وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلاَّ رَحْمَةً لِلْعَاَلمِينَ (Resulüm! Biz seni alemlere ancak bir rahmet olarak gönderdik.') fermanını tasdik ediyorlar.” (bk. Mektubat, s. 40)

Demek ki, Allah'ın her hükmünde olduğu gibi, miras hukukuyla ilgili hükümleri de hem merhamettir hem de adaletlidir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Mirastan kadına az mı veriliyor, niçin? Nafaka yükümlüsü kimdir ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun