Kurudu ifadesi, Tebbet suresinin Ebu Leheb’in ölümünden sonra indiğine delil olmaz mı?

Tarih: 24.10.2018 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Tebbet Suresi’nde bulunan “Zaten kurudu.” ifadesi bu surenin Ebu Leheb’in ölümünden sonra indiğine delil olarak görülüyor. Bu ifadenin netlik bildirmek için kullanıldığı görüşünün bir ispatı yok mudur?
- Ayet ve hadisler ile bu ifadenin netlik bildirmek için kullanıldığı ispatlanamaz mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Ayette geçen “Zaten kurudu” ifadesi, Tebbet Suresinin Ebu Leheb’in ölümünden sonra indiğine delalet etmez. Aksine Ebu Leheb’in iman etmeden öleceğinin kesin olduğunu ve bunun asla değişmeyeceğini, Allah’ın ezeli ilmiyle bunu bildiğini haber verir.

Nitekim, Bedir Gazvesi’ne katılmayan Ebu Leheb, yerine Âs b. Hişam’ı gönderdi. Bedir’de müşriklerin bozguna uğradığını öğrendikten birkaç gün sonra Mekke’de öldü. Oğulları onun yakalandığı çiçek (adese) hastalığının kendilerine bulaşmasından korktukları için babalarını gömemediler, ancak bir müddet sonra ücretle tuttukları bazı kimselere defnettirdiler.

Bu kısa bilgiden sonra soruda geçen konunun detaylarına gelince:

Tebbet Surenin meali:

“Ebu Leheb’in elleri kurusun, kurudu da… Ne malı ne de kazandığı ona fayda vermedi. O, alevli bir ateşe girecektir. Karısı da odun hamalı olarak onunla beraber girecektir. Boynunda da hurma lifinden bir ip olacaktır.” (Tebbet, 111/1-5)

Bu sureyi birkaç madde halinde açıklamaya çalışacağız:

1.  Tebbet suresi, Mekke’de ilk inen surelerden biridir. Bu surede öne çıkan önemli iki mesaj vardır. Birincisi, Kur'an’ın Allah’ın kelamı, Hz. Muhammed (asm)’in de onun hak peygamberi olduğunu gözler önüne seren bir iman meşalesidir. İkincisi, azgın inkarcıların kötü akıbetlerinin örnek bir ilannamesidir.

- Hz. Peygamber (asm), yaklaşık üç yıl insanları gizlice İslam’a davet etti. Bu dönemde önemli bazı kimseler iman ettiler. Daha sonra Allah;

“Şimdi sen, sana ne emredilmişse onu açıkça onlara söyle, o müşriklerden yüz çevir (kötülüklerine aldırma) (Hicr, 15/94),

“Önce en yakın akrabanı uyar.” (Şuara, 26/214)

mealindeki ayetlerle davetin bundan böyle açıktan yapılmasını emretti. (Taberi,Tarih, 2/318-320)

Hz. Peygamber (asm) bu emre uyarak, önce Safa tepesine çıkıp Kureyşlileri toplantıya çağırdı. Bir araya gelen müşrikler, beklemedikleri bir anda, kendilerini tek bir Allah’a iman etmeye, putlardan vazgeçemeye davet eden Peygamberimiz (asm)’e karşı çıktılar. Bu arada amcası Ebu Leheb “Bunun için mi bizi buraya çağırdın, ellerin kurusun / hep zararda olasın.” şeklinde beddua etti ve bunun üzerine de TEBBET suresi indi. (bk. Müslim, İman, 348-353)

2. Kur'an’da hiçbir zaman şahsiyetçilik yapılmamıştır. Daima yanlış tutum ve davranışlar deşifre edilmiş, bozuk zihniyetlere hücum edilmiştir. Bu hücumlarda gerçek insan olanların vicdanlarını harekete geçirmek, o tür çirkin bir zihniyetten nefret etmesini sağlamak için uygun temsiller kullanılmıştır. Yalnız Ebu Lehep ve hanımı bunun tek istisnasıdır ve Tebbet Suresi bu açıdan da bir mucizedir. Çünkü Eğer Kur'an -haşa yüz bin defa haşa- Allah kelamı olmasaydı, Hz. Muhammed (asm), Ebu Cehil gibi yakın akrabası olmayan din düşmanı azgınlar dururken, -kabilecilik düşüncesinin zirvede olduğu bir devirde- kendi akrabasının şan ve şerefini düşünüp, kendi amcasını rezil etmezdi.

3. Evet, Tebbet suresi bir şahıs olarak Ebu Leheb ve eşinin cehenneme gideceğini haber vermiştir. Bu surenin bu gaybî ihbarı elbette bu iki şahısla sınırlıdır. Ancak verdiği ders bunun ötesinde çok geniş hakikatleri kapsamaktadır. Mesela; verilen gaybî haberin olduğu gibi çıkmış olması, kıyamete kadar aklı başında olan insanların imanını kuvvetlendirecektir.

Hz. Peygamber (asm)'in en yakın akrabası olan amcasını hedef alması, Kur'an’ın Allah’ın kelamı olduğunu gösteren bir belgedir. Çünkü -az önce de ifade edildiği üzere- kabileciliğin çok fazla revaçta olduğu bir devirde Kur'an’da Ebu Cehil’in değil de Ebu Leheb’in şerefini rencide edecek bir mesajın varlığı, Hz. Muhammed (asm)’in Allah’ın kulu ve resulü olduğunu, onun bu konuda da kendi iradesini bırakıp Allah’ın iradesine boyun eğmek zorunda kaldığını, bunda asla bir dahlinin olmadığını göstermektedir.

Ayrıca, Ebu Leheb’in şahsının yanında şahsiyetinin, zihniyetinin de hedef alındığı bir gerçektir. Onun şahsı ölmüş olsa, şahsiyetinin timsalleri, karakterinin mümessilleri, zihniyetinin versiyonları her zaman yaşamaktadır. Ve bu sure bu açıdan kıyamete kadar dersini vermeye devam edecektir.

Benzer dersleri Kur'an’da yer alan bütün tarihî kıssalardan da almak mümkündür. Çünkü Kur’an’ın bu kıssaları zikretmesi sadece ibretamiz bir tarih dersini vermek değil, aynı zamanda kıyamete kadar tekerrür edecek olan tarihî olayların olumlu-olumsuz yönlerini ders vermektir.

Araplarda kullanılan yaygın sözlerden biri de “Cealekellahu salihen ve kad cealeke / Allah senin salih kılsın, zaten seni -öyle- kılmıştır.” şeklindeki duadır.

4. Hz. Peygamber (asm)’in,  amcası Ebu Leheb ve eşinin imana gelmeyecekleri, imansız ölüp cehenneme gideceklerine dair -Kur'an lisanıyla- beyanı şüphe götürmez bir açıklıktadır. Zaman bu sureyi tasdik etmiştir.

Halbuki eğer onlar yalancıktan da olsa iman ettiklerini söyleselerdi, “Kur'an bizim için ‘hiç iman etmezler’ demiş, işte biz iman ettik.” demiş olsalardı, -deyim yerindeyse- Kur'an’ın onun hakkında verdiği idam kararının hiçbir hükmü kalmaz ve İslam dini başlamadan biterdi, Hz. Muhammed (asm)’in bütün davası sıfırlanırdı. Kaldı ki, o dönemde bunlar gibi daha pek çok İslam düşmanı vardı ve sonradan iman ettiler. O halde, Ebu Leheb ve eşinin iman etmeyeceklerini Allah’tan başka kim bilebilirdi?

5. Kur'an’ın mesajları kıyamete kadar gelen bütün insanlar içindir. Bunları sadece bir dua veya beddua olarak değerlendirmek hatadır. Örneğin Tebbet suresi okunduğu zaman, Allah’a karşı gelenlerin nasıl onun gazabına uğradıklarını düşünüp, daha ciddi bir şekilde Allah’a sığınmak gerekir. Kıyamete kadar bütün asırlar mutlaka birkaç Ebu Lehep’le karşılaşır. Onlardan birinin biz olmamak için titremeli Allah’a yakarıp yalvarmalıyız.

6. Tarih ise tekerrür eder, tekerrür ettikçe aynı veya benzer olaylar da tekerrür eder. Benzer olaylar tekerrür ettikçe, aynı veya benzer zaman dilimini yaşamak da tekerrür eder.

Öyleyse her insan, Kur'an’ın bütün mesajları karşısında Asr-ı saadetteki insanlar gibi bir muhataptır, sorumluluğu vardır. Bunlardan ders alması, Kur'an’ın bu gibi olaylarla ilgili mesajlarını “zamanı geçmemiş” dersler olarak algılaması, anlaması gerekir.

Tebbet suresinde Ebu Leheb ve eşinin kötü akıbetinden söz edilmektedir. Bu olay, surenin zahir ifadesi bakımından hususî bir konudur, fakat Hz. Peygamber (asm)’e karşı yapılan düşmanlığın akıbetini göstermesi bakımından her zaman ve her mekanda ve herkes için geçerli bir derstir.

7. Yine diyebiliriz ki, Tebbet suresi,  -Hz. Muhammed’in yardıma çok muhtaç olduğu bir zamanda, kabilecilik bağını göz önünde bulundurmayan bir psikolojiyi ortaya koyması, normalde doğru çıkmama ihtimali çok kuvvetli olmasına rağmen, geleceğe ait bir haberi barındıran yüksek bir risk durumunu göz ardı etmesi gibi gerçekleri ihtiva etmesi bakımından-  kıyamete kadar güzelliğinden zerre kadar kaybetmeyen Kur'an’ın parlak bir i’caz  belgesidir.

8. Tebbet kelimesinin anlamı:

Meallerde “Zaten kurudu” şeklinde ifade edilen “Ve Tebbe” kelimesinin burada kullanılması hakkında dört yorum yapılmıştır:

Birincisi: Bu kelime önceki “Tebbet” kelimesinin tekidi için zikredilmiştir.

İkincisi: “Tebbet yedâ Ebî Leheb” cümlesinde, Allah’ın onu Hz. Peygamber (asm)’e eziyet etmekten alı koymakla, artık bu konuda arzularına kavuşamadığı için hüsrana uğramıştır.  “Ve Tebbe” cümlesinde ise, Allah katında onun için hazırlanmış çok acıklı bir azap olduğundan büyük hüsrana uğradığı/uğrayacağına işaret edilmiştir.

Üçüncüsü: Ebu Leheb hüsrana uğrasın! Ve kesinlikle hüsrana uğramıştır.

Dördüncüsü: İkinci “Ve Tebbe” cümlesi, Ebu Leheb’in bazı çocuklarının da -babaları gibi- hüsrana uğrayacaklarına ve -şimdiden- uğramış olduklarına işarettir. (bk. Maverdi, ilgili ayetin tefsiri)

Fahreddin Razi de bu konuda benzer yorumları zikretmiştir:

a. Birinci “Tebbet..” cümlesi, bir bedduadır. Bu ifade, “Kahr olasıca (kafir) insanı küfre, nankörlüğe sevk eden nedir?” (Abese, 80/17) mealindeki ayetin bir benzeridir. İkinci “Ve-Tebbe” cümlesi ise, bir haber cümlesidir. Yani, o hüsran ve helak hasıl olmuştur.

b. Her iki cümle de haber cümlesidir. Birinci cümlede onun yaptığı işlerin hüsran ve helakine; ikinci cümlede ise, kendisinin bizzat helak olduğuna işaret edilmiştir.

c. Birinci cümlede onun mal ve mülkünün hüsranına; ikinci cümlede ise, bizzat kendisinin hüsran ve helakine işaret edilmiştir.

d. Birinci cümlede onun kendi şahsının helakine; ikinci cümlede ise, oğlu Utbe’nin helakine işaret edilmiştir.

e. Birinci cümlede onun Allah’ın hakkını tanımadığı için helak olduğuna; ikinci cümlede ise, Hz. Peygamber (asm)’in hakkını tanımadığı için helak olduğuna işaret edilmiştir.

“Ve Tebbe” kelimesinin geçmiş zaman kalıbında zikredilmesi, bu konunun Allah’ın ilminde kesin olarak yer aldığına işarettir. (Razi, ilgili yer).

9. Aslında Araplarda buna benzer ifadeler vardır. Mesela; biri diğeri için “Ehlekehullahu ve kad helek” (Allah onu kahretsin, zaten kahrolmuştur) derken, gerçekten onun kahrolup öldüğünü söylemek istemiyor. (Kurtubi, Hazin, ilgili yer)

Araplar bu sözleriyle, “bu adam zaten bu haliyle helak olmaya aday olduğunu” belirtmek istiyor.

Abdullah b. Mesud’un kıraatinde ilgili cümle “ve kad Tebbe” (Zaten helak oldu / hüsrana uğradı da) şeklindedir. Bu da birinci cümlenin bir beddua (inşa cümlesi), ikinci cümlenin ise bir haber cümlesi olduğunu göstermektedir.

Ancak bu ifade tarzı, geçmişten değil, gelecekten verilen haberin vukuunun kesin olduğunu göstermeye yöneliktir. Nitekim, Araplarda kullanılan yaygın sözlerden biri de (an önce belirtilen “ehleke...” bedduası gibi), “Cealekellahu salihen ve kad cealeke (Allah seni salih eylesin, zaten seni –öyle- kılmıştır.” şeklindeki duadır. (bk. Taberi, ilgili ayetin tefsiri)

10. İslam literatüründe şöyle ilmi bir kaide vardır: “Muhakkaku’l-vuku’ ke’l-vuku’” Yani, bir şeyin vuku bulması kesin ise, o şey vuku bulmuş gibi değerlendirilir. (bk. Alusi, söz konusu ayetin tefsiri)

Kur'an’da bu manaya uygun ifadeler vardır.  Meallerini vereceğimiz ayetlerde bu kurala uygun ifadelerin bulunduğunu görmek mümkündür:

- “Allah’ın (azapla, kıyametle ilgili) emri geldi (ey inkârcılar!). Onun için acele etmeyin.” (Nahl, 16/1) mealindeki ayette bu mana söz konusudur. (bk. Sami el-Kadumi, tefsiru Sureti’n-Nahl)

Yani: Allah’ın emri -Allah’ın vadi olarak- geldi, yaklaştı, yakınlaştı.

Araplar kesin olarak olacağını bekledikleri bir konu için “oldu” derler. Bunu göre bu ayetin manası şöyledir: “Allah’ın emri bir vad olarak, karara bağlanmış olarak gelmiştir(gelmiş gibi kabul edin). O halde ey inkar edenler! Allah’ın geleceğini vadettiği kıyametin vukuu hususunda acele etmeyin.” (bk. Beğavi, İbn Atıyye, ilgili yer)

- “Ve sûra üfürüldü. İşte o anda onlar kabirlerinden çıkmış, Rablerine doğru koşmaktadırlar.” (Yasin, 36/51) mealindeki ayette yer alan ve “üfürüldü” manasına gelen “Nufiha” fiili, geçmiş zamanın meçhul/edilgen kalıbıdır. Kıyamette olacağı kesin olduğu için “olmuş” gibi kuvvetli bir hakikat olduğuna işaret etmek için mazi kalıbı kullanılmıştır.

- “Cennetlikler cehennemliklere: ‘Biz, Rabbimizin bize vadettiği şeylerin gerçek olduğunu gördük; siz de Rabbinizin size vadettiklerinin gerçekleştiğini gördünüz mü?’ diye çağırdılar (çağırırlar).  Onlar: "Evet" diye cevap verdiler (verirler). Derken bir görevli aralarında: ‘Allah’ın lâneti zalimlerin üzerine olsun diye’ nida etti (eder)” (Araf, 7/44) mealindeki ayetin ifadesinde, kıyamet geldikten sonra cereyan edecek karşılıklı bir konuşma, yapılmış gibi mazi kalıplarıyla ifade edilmiştir. Çünkü “geleceği muhakkak olan bir olay, gelmiş gibi kabul edilebilir.”

Demek ki Kur'an’da “geçmiş fiil kalıbıyla zikredilip de geleceğe işaret eden birçok ifadeye” rastlamak mümkündür. Tebbet suresindeki “Ve Tebbe” fiili de bu kısımda dahildir.  Zira, -tefsir, tarih, siyer kaynakları arasında- Ebu Leheb’in bu surenin inişinden yıllar sonra öldüğü konusunda hiçbir ihtilaf yoktur.

11. Ebu Lehep, Tebbet suresinin inişinden 8-10 yıl sonra ölmüştür.

Ebu Leheb, Hz. Peygamber (asm)'e karşı Kureyş ile beraber olduğu halde, kendisi adese denilen Taun gibi bir hastalıkla rahatsız olduğundan dolayı, Bedir savaşına bizzat iştirak edememiştir. Fakat maddi imkanlarıyla müşriklere yardım etmiş, hatta kendisinde 400 dirhem alacağı bulunan Ebu Cehlin kardeşi As b. Hişam’ı, bu borcunun karşılığında kendi yerine bedel olarak Bedir savaşına göndermiştir. (Taberi, Tarih, 2/430)

Ebu Leheb, Bedir’de müşriklerin mağlup oldukları haberini alınca, çok üzülmüş ve yedi gün sonra kahrından ölmüştür.

O günkü Kureyş kültüründe, Adese hastalığı, taun gibi bulaşıcı ve öldürücü bir hastalık olarak telakki edildiği için, aile fertleri dâhil hiç kimse kendisine yanaşmamış ve üç gün leşi yerde kalmıştır. Nihayet bazı kimseler tarafından evinden alınıp uzak bir yere götürülmüş ve derin bir çukura atılmış, üzerine de taşlar atılmıştır. (Taberi, Tarih, 2/462)

Beyzavi “Ebu Leheb, Bedir savaşından birkaç gün sonra öldü” ifadesine yer vermiştir. (Beyzavi, ilgili ayetin tefsiri)

Ebu Hayyan, Kurtubi gibi bazı müfessirler, “Bedir savaşından yedi gün sonra öldü” ifadesiyle kesin bir sayı vermişlerdir. (Ebu Hayyan, Kurtubi, ilgili yer)

Hülasa, Ebu Leheb’in ölüm olayına yer veren kaynakların hemen hepsi, onun ADES/Çiçek, Taun gibi telakki edilen bir hastalıkla, Bedir savaşından sonra öldüğü konusunda ittifak halindedir. (bk. el-Bikai, ilgili yer)

Alimlerin hem onun hastalığının adı, hem ölümünün zamanı konusunda bu ittifakları, Ebu Leheb’in, Tebbet suresinin inmesinden yıllar sonra öldüğünün açık delilidir.

12.  Son olarak Tebbet suresindeki mucize sayesinde Müslüman olan matematik bilgini ve eski misyoner Prof. Dr. Gary Mıller’in -Medyada ve değişik platformlarda gündeme getirilen- ilgili açıklamasına bakacağız:

İslamiyeti seçip mümin olan Gary Mıller, İslam’ı iyice araştırdığını, birçok konuları öğrendiğini, fakat Tebbet Suresi sebebiyle mümin olduğunu söyler. Eski misyoner, çok enteresan şeyler anlatır. Yıllardır, bütün müminlerin her zaman, bilhassa namazlarda okuduğu Tebbet Suresi için, “Bu surede muhteşem bir incelik ve mucize gördüm” ve ”mümin oldum” der.

Müslüman olan eski misyoner, Kur'an’ı her yönü ile incelediğini ve Allah’ın kelamı olduğunu birçok ayetlerin ispat ettiğini, fakat Tebbet Suresindeki mucizeliğin kendisini mümin yaptığını ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürür:

“Tebbet sûresi yaşayan bir insan hakkında nazil oldu. Yani Ebu Leheb hakkında nazil oldu. Ebû Leheb bu sure indikten sonra tam sekiz sene daha yaşadı."

"Bu sure onun ve karısının cehennemlik olduğunu bildiriyordu. Yani Ebu Leheb yalandan bile iman etse bu sure geçersiz kalacaktı. Çünkü Ebu Leheb iman etmiş olacaktı. Ama Ebru Leheb bu sure inmesine rağmen ve tam 8 sene yaşamasına rağmen inkarında direndi ve karısıyla birlikte zulmüne devam etti."

"Mucize"

"… Ebu Leheb, iman ederek bu sureyi geçersiz kılabilirdi. Ama Allah onun iman etmeyeceğini biliyordu. İşte suredeki muhteşem mucize. Bu da demektir ki Allah (Celle Celaluhu) geçmiş ve gelecek ile ilgili her şeyi eksiksiz bilmektedir. Kuran, gaybları en iyi bilen Allah’ın kelamıdır ve O’nun sözüdür. Ben bu yüzden iman edip Müslüman oldum.”(1)

Kur'an-ı Kerim kıyamete kadar bakidir. Ayetler de bütün zamanlara ve asırlara bakar ve her asır yeni nazil oluyor gibi o zamanın insanına ders verir. İşte bu asırda da Amerikalı eski bir misyonere ders veriyor. Onun mümin olmasına vesile oluyor.

Evet, Kur'an, Ebu Leheb için isim vererek “Kafir olarak ölecek” diyor ve 8 sene sonra kafir olarak ölüyor. Bütün düşmanlığına rağmen, ayet-i kerimeyi yalan çıkarmak için münafıklık yaparak “İman ettim” bile diyemiyor. İman kelimesini yalandan da olsa telaffuz edemiyor.

Kuran bir haber verdiği zaman, onu yalanlayabilecek kimse olmaz, olamaz. Zaman da onu tasdik eder, dost da, düşman da.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, Tebbet suresi, bir çok açıdan kıyamete kadar güzelliğinden zerre kadar kaybetmeyen Kur'an’ın parlak bir mucizelik belgesidir.

Kaynak:

1) https://islamhashtag.com/dr-gary-miller-islam-christianity/

http://islamicweb.com/quran/amazing.htm#abulahab

https://m.facebook.com/Dr-Gary-Miller-Abdul-Ahad-Omar-284131568303311/.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun