Kur'an'da Yahudilerin yoksul yaşayacakları bildirildiği halde, günümüzde çok zenginler, bunu nasıl açıklarsınız?

Tarih: 15.10.2011 - 00:00 | Güncelleme:

Soru Detayı
(Âl-i imran suresi 112. ayet)
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Gerek havyalar aleminde, gerek insanlar aleminde olsun, hırsın zarar ve hüsranın sebebi olduğunu anlatan Bediüzzman Said Nursi, konuyu açıklarken verdiği misallerden biri de Yahudi milletinin durumudur. Onun bu konudaki ifadeleri şöyledir:

"Yahudi milleti hırs ile, ribâ ile, hile dolabı ile rızklarını zilletli ve sefaletli, gayr-ı meşru ve ancak yaşayacak kadar rızklarını bulması.. ve sahranişinlerin (yani; bedevîlerin) kanaatkârane vaziyetleri ve izeetle yaşaması ve kâfi rızkı bulması, yine mezkur davamızı kati ispat eder."(Lem'alar, On Dokuzuncu Lem'a, s. 145).

"Hırs, sebeb-i haybettir; ve illet ve zillettir; ve mahrumiyet ve sefaleti getirir. Evet her milletten ziyade hırs ile dünyaya saldıran Yahudi milletinin zillet ve sefaleti, bu hükme bir şahid-i katidir?."

"Hem daire-i insaniye içinde her milletten ziyade hırs ile dünyaya yapışan ve aşk ile hayatı dünyeviyeye bağlanan Yahudi milleti, pek çok zahmet ile kazandığı, kendine faidesi az, yalnız hazinedarlık ettiği gayr-ı meşru bir servet-i ribaî ile bütün milletlerden yedikleri sille-i zillet, katl ve ihanet gösteriyor ki, hırs maden-i zillet ve hasarettir." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, s. 271).

"Vesile-i rızk-ı helal, acz ve iftikardır, zekâ ve iktidar değildir."(Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, s.418)" diyen Bediüzzaman Said Nursi, bu davasını ispat etmek için kullandığı delillerden biri de Yahudilerin durumudur. O şöyle der:

"Hem dünyada, milletler içinde şiddet-i hırs ile meşhur olan Yahudi milletinden daha ziyade rızk peşinde koşan olmuyor. Halbuki, zillet ve sefalet içinde en ziyade su-i maişete onlar maruz oluyorlar. Onların zenginleri dahi süflî yaşıyorlar. Zaten gayr-ı meşru yollarla kazandıkları mal, rızk-ı helal değil ki, meselemizi cerh etsin."(Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, s.418).

Kur'an-ı Kerim'in bazen çok cuz'î ve spesifik misallerle çok küllî düsturlara ve umumî kanunlara işaret ettiğini ifade eden Bediüzzaman, aşağıda gösterdiği ayetlere dikkat çekmekte ve şu gerçeklere parmak basnaktadır:

Ona göre;

"Kızlarınızı sağ bırakıp yeni doğan erkek çocuklarınızı kesiyorlardı." (Bakara, 2/49)

mealindeki ayette, bir Firavun zamanında, İsrailoğullarının erkek çocuklarının kesilip kadın ve kızlarının hayatta bırakıldığını gösteren bir hadise söz konusu edilmiştir. Kur'an, bu hususi hadiseyi zikrederken, Yahudi milletinin her asırda, pek çok memlekette maruz kaldığı müteaddit katliamlarına, onların kadın ve kızlarının, insanların sefih hayatında oynadıkları rolüne işaret etmiştir.

Bediüzzaman, aşağıdaki ayetleri de aynı prensip içerisinde değerlendirmiş ve yine ilgili Kur'an ifadelerinin, Yahudilerin hayata bakış açılarını, her asırda yaşadıklarını ve başlarına gelen sıkıntılarını bir külli kanun olarak değerlendirmiştir.

"Sen onları, hayata karşı insanların en hırslısı olarak bulursun." (Bakara, 2/96).

"Onların çoğunun günaha, zulme ve haram yemeye koşuştuklarını görürsün. Ne kötü bir şeydir o yaptıkları!" (Mâide, 5/62)

"Onlar yeryüzünde hep bozgunculuğa koşarlar. Allah ise bozguncuları sevmez." (Mâide, 5/64)

"İsrailoğullarına Tevrat'ta şöyle bildirdik: Siz yeryüzünde iki kere fesat çıkaracaksınız." (İsrâ, 17/4)

"Bozgunculuk yaparak yeryüzünü fesada vermeyin." (Bakara, 2/60)

"Eğer doğru iseniz mevti isteyiniz. Hiç istemeyeceksiniz."(Bakara, 2/94).

"Onların üzerine bir zillet ve yoksulluk damgası vuruldu." (Bakara, 2/61).

Kur'an-ı Kerim'in, yukarıdaki ayetlerde Yahudilerle ilgili verdiği bilgilerde birkaç önemli mesaj söz konusudur.

Birincisi: Yahudilerin, insanların sosyal hayatında çeşitli hile ve dolaplar çevirdikleri, bulundukları yerlerdeki insanlara karşı komplolar kurdukları, özellikle son asırlarda emek ile sermayeyi karşı karşıya getirip, fakirleri zenginlerle çarpıştırdıkları, haksız yere kazanç elde etmek için faiz ve tefeciliğe soyundukları, faizin kapısı olan bankaların tesis edilmesine sebebiyet verdiklerine işaret eden bilgiler...

İkincisi: Yahudilerin, bir devlet kurmaktan mahrum kaldıkları, bu mahrumiyetin verdiği haset ve kıskançlık duygusu içerisinde, her devirde, sürekli zulmünü gördükleri hükümetlerden ve galiplerden intikamlarını almak için her çeşit fesat komitelerine karıştıkları ve her nevi ihtilâle parmak karıştırdıklarına dair bilgiler...

Üçüncüsü: Yahudilerin, insanlık camiasında hayata karşı en fazla hırslı olduklarını, başka milletlerden çok daha fazla ölümden korktuklarını, her devirde hal dilleriyle/davranış biçimleriyle ortaya koydukları manzarayla kıyamete kadar hayata karşı düşkünlükleri ve ölüme karşı aşırı korkaklıklarının devam edeceğini belgeleyen bilgiler...

Dördüncüsü: Zillet ve yoksulluğun, Yahudi milletinin bütün geleceğini ipotek altına alan bir mukadderât olduğunu umumi bir prensip halinde ortaya koyan bilgiler...

Bediüzzamn'a göre, şu milletin seciyelerinde ve mukadderatında var olan bu gibi müthiş hususlar içindir ki, Kur'ân onlara karşı pek şiddetli davranıyor, dehşetli sille-i tedip vuruyor.(Sözler, Yirmi Beşinci Söz, s.402-403).

Sonuç olarak diyebiliriz ki; Kur'an'da Yahudilerin bir vasfı olarak geçen "zillet ve meskenet" kavramları, sadece normal maddi fakirlikle ilgili değildir. Zenginlik veya devlet kurmak, Yahudileri hâlâ da aşağılık kompleksi anlamına da gelen zilletten kurtaramamıştır.

Meskenet/miskinlik de yalnız maddi fakirlik, yoksulluk anlamında değildir. Ayetteki meskenet/yoksulluk daha çok onların dünyaya olan düşkünlükleri ve hayata karşı gösterdikleri şiddetli hırs olarak değerlendirilmelidir. Buna göre, yoksulluk, fakirlik psikolojisi Yahudiler için ayrılmaz bir fobi olmuştur. Çünkü, hırslı olan insan zengin de olsa, gerçekte fakirdir. Çünkü asıl zenginlik gönül zenginliğidir. Kur'an'ın,

 "Yahudiler üzerine zillet ve yoksulluk damgası vurulmuştur."

mealindeki ifadesi, bu vasıfların psikolojik açıdan onların iliklerine kadar sızdığı, bir fobi haline geldiği, silinmez bir mühür gibi kalplerini mühürlediğini ifade etmektedir. Hırsları huyları haline geldiği gibi, hırs yolunda her türlü zilleti çekmek de onlara karakter olmuştur.

Bununla beraber, Yahudilerin yaklaşık üç bin yıldır çektikleri zillet ve yoksulluk şamarı, Kur'an'ın ifadesini fazlasıyla tasdik etmiştir. Üç bin yılın yanında kırk yılın lafı mı olur?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun