Kur'an mucizleriyle ilgili delilleri yetersiz buluyorum. Örneğin gökyüzünde yıldızlarla, Allah ve Muhammed yazan bir delil olsaydı ya? O zaman herkes inanırdı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Kur’an’ın her bir ayeti, bir yıldız gibidir, içinde bulunduğu Kur’an güneşi sisteminin bütün kurallarına uygun bir konumdadır. Her bir ayetin dokuduğu nakış, bir halının bütün nakışlarına göre vaziyet alan bir nakşı gibidir. Her bir ayetin diğer ayetlere bakan birer gözü, bir yüzü vardır. Bunları görmemek, Kur’an’ın suçu değildir. Çünkü, bunları görmek mümkündür. Çalışan binlerce allameler bunları görmüşlerdir.  Fizik, kimya prensiplerini derinlemesine okumadan, bu bilimlerin zorluğunu bahane ederek onları suçlamak doğru olur mu? Her ilmin kendine mahsus bir onuru ve şerefi vardır. İfadeleri de ona göredir. Yoksa, hiç eğitim görmemiş bir kimsenin de yüksek fizik uzmanı olması gerekirdi. Bir çobanın da, tıp alanında bir hekim-i Lokman, bir İbn-i Sina olması icap ederdi.

Taberi, Zemahşerî, Curcanî, Sekkakî, Bakıllanî, Nazzam, Cahız, Beyzavî, Razî gibi binlerce dil uzmanlığı yanında farklı bilim dallarında büyük bir uzman olan allamelerin gördüğünü, görmemekten şikayet etmeye hakkımız var mıdır?

- Arapça dilbilgisini, Bedi, Beyan ve Fesahat  ilmini bilmeyen kimselere, Kur’an’ın belagatı hakkıyla anlatılabilir mi? Değişik fen bilimlerinin ortaya koyduğu gerçek ilmî keşifleri bilmeyen kimseye, Kur’an’ın  ilmî, ontolojik ve  kevnî ayetlerini nasıl anlatabilirisiniz?

Evrensel ahlakî değerleri, evrensel hukuku bilmeyen kimselere, Kur’an’ın ders verdiği evrensel ahlakî değerlerin güzelliğini, insanlık camiasına en uygun olan Kur’an’ın hukukî hükümlerini anlatabilir misiniz?

- Kur’an on beş asırdır, muarızlarına karşı meydan okuyor. “Kur’an’ın bir benzerini, hiç olmazsa, on suresinin bir benzerini, oda size zor geliyorsa, bir tek surenin, en kısa bir surenin bir benzerini getirin, biz bu davadan vazgeçeriz.” diyor. Eğer varsa, gösterilsin beraber görelim. Biz de hodri meydan diyoruz. En kısa sure Kevser suresidir. Mescid-i Aksa’nın 17. hicrî yılında,, İstanbul’un hicrî 857 yılında fethedileceğini, Ayasofya Camii'nin tam 482 yıl mescit olarak kalacağını ders vermektedir. Böyle bir surenin benzerini getirebilen varsa, buyursun...

- “Allah neden gökyüzünde kelime-i şahadet yazıp herkesi iman etmeye mecbur etmiyor?” şeklindeki soruyu ise şöyle açıklayabiliriz.

a. İmtihanın en belirgin özelliği gizliliktir. Ta ki, bilenlerle bilmeyenler belli olsun. Eğer gök yüzünde açık bir mucize gösterilseydi, bu takdirde, Hz. Ebu Bekir Sıddık gibi  bir sadakat abidesi ile, Müseylem-i Kezzap gibi bir yalan küpü aynı seviyede kalırdı...

b. Herkese fırsat eşitliğini tanımak için imtihanın gizli olması şarttır. Bu sebepledir ki, İslam’da ve Kur’an’da Tevhit  delilleri, Hz. Peygamber (a.s.m)’in peygamberlik delilleri, Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğunu gösteren deliller, öyle anlatılıyor ki, akla kapı açıyor, fakat aklın iradesini elinden alacak şekilde, söylenen gerçekleri ister istemez kabullenmek zorunda bırakmıyor. Kabullenmek zorunda bırakmıyor, ta ki, herkes kendi özgür iradesi doğrultusunda aklını kullanarak bir yol edinsin; kimisi, hakkı hak olarak bilsin de ona boyun eğsin, batılı ise batıl olarak bilsin ve ondan uzak dursun  ve sonuç olarak da sınıfını geçmeyi hakketsin. Kimisi de tembellik döşeğinde yatıversin, kuruntular yorganı altına girsin, gözlerini hakka kapatsın, batıl olanı hak olarak telakki edip onun esiri olsun ve sınıfta kalmayı hakketsin.

c. “Ta Sin Mim, Şunlar gerçekleri açıklayan kitabın ayetleridir. Onlar iman etmiyor diye üzüntüden neredeyse kendini yiyip bitireceksin. Eğer dileseydik onlara gökten öyle bir mucize indirirdik ki, onun karşısında ister istemez boyun bükerlerdi.”(Şuara, 26/1-4) mealin deki ayette, Hz. Peygamber (a.s.m)’e inkârcıların imana gelmemelerinden üzüntü duymaması için bir teselli sunulduğu gibi, imtihanın bu gizlilik prensibine de işaret edilmiştir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, cennet adam istediği gibi, cehennem de adam ister. Özellikle içinde bulunduğumuz şu zaman, bize göstermiştir ki, cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değildir.

Bize düşen iyi yere gitmeye aday olmak, Allah’ın hiçbir kuluna zulmetmeyeceğine iman etmek, kimsenin hakkını yemeyeceğine inanmak, onun sonsuz adaletine güvenmek ve nihayetsiz merhametine itimat etmektir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Kur'an’ın mucizelik yönleri kırk tanedir, deniliyor; bunu nasıl anlamalıyız?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR