Kur'an gerçekten ilahi bir vahye dayanıyor mu?

Tarih: 16.05.2017 - 00:47 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Kuran'da Allah için savaşmak (cihad) ve düşmanlara karşı öç almak teşvik edilir. Hoş görüyü buyuran bir ayette "Dinde zorlama yoktur" (Bakara 2:256) diye yazılmasına rağmen daha sonra gelen birçok ayet, Müslümanlara din için savaşmalarını buyurmaktadır:
"Ey Peygamber, Mü'minleri savaş için coştur!" (Enfâl/8:65)
"Savaş, - hoşunuza gitmediği halde - size farz kılındı." (Bakara/2:216)
"... Eğer sizden uzak durmazlar, barış teklif etmezler ve sizden el çekmezlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün ... Düşman milleti kovalamaktan gevşeklik göstermeyin." (Nisâ/4:91, 104)
"Fitne kalmayıp, yalnız Allah'ın dîni kalana kadar onlarla savaşın. " (Enfâl/8:39)
"Puta tapanları bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayıp hapsedin... Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse yollarını serbest bırakın... Yeminlerini bozan, peygamberi sürgüne göndermeye azmeden bir toplumla savaşmanız gerekmez mi?" (Tevbe/9:5, 13)
"Kitap verilenlerden, Allah'a, âhiret gününe inanmayan, Allah'ın ve peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dînini dîn edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye (Müslüman olmayanlardan alınan vergi) verene kadar savaşın." (Tevbe/9:29)
"Ey Peygamber! İnkârcılarla ve ikiyüzlülerle savaş; onlara karşı sert davran." (Tahrîm/66:9)
"Ey inananlar! Yakınınızda bulunan inkârcılarla savaşın." (Tevbe/9:111)
"...onlar müslüman olana kadar savaşmaya çağrılacaksınız; eğer itaat ederseniz, Allah size güzel ecir verir..." (Feth/48:16) (Saf/61:11-12)
- Sonuç olarak bu konuyu şöyle özetleyebiliriz:
- Kutsal Kitap'a göre İsa Mesih tekrar gelinceye kadar, bütün devletlerde yaşayan Tanrı'nın halkı var olan yönetimlere söylenmeden ve çekişmeden boyun eğeceklerdir.
- Kuran'a göre ise, Tanrı'nın halkı olan Müslümanlar Muhammed'i inkâr eden yönetimlere boyun eğmeyip tersine, onlara karşı var güçleriyle savaşacaklardır.
- Normal şartlarda olması gereken savaş işgal değil açıkça doğruyu söyleyip insanları bu çağrıya davet edip onlar için dua etmektir.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Soruda savaşla ilgili yazılan ayetlerin hepsi, Müslümanlarla müşrikler, inkârcılar arasında savaşın devam ettiği bir ortamda indirilmiştir.

Bu savaşların hepsi de kâfirler tarafından başlatılmıştır. Bedir, Uhud, Hendek savaşlarının Medine topraklarında cereyan etmesi bunun açık göstergesidir.

Diğer savaşlar da düşmanın kalleşçe Müslümanlara saldırmak için gizlice kurduğu planların deşifre olmasının ardından başlamıştır. Hayber, Tebuk, Beni Kureyza, Beni Mustalık, Mute savaşlarının hepsi böyle başlamıştır. (bk. Muhammed Gazzali, Fıkhu’Sire, Dimaşk, 1427, 1/367)

Soruda yer verilen “Kur'an'a göre ise, Tanrı'nın halkı olan Müslümanlar Muhammed'i inkâr eden yönetimlere boyun eğmeyip tersine, onlara karşı var güçleriyle savaşacaklardır.” bilgi tamamen bir iftiradır. Kur'an’da böyle bir ifade asla söz konusu değildir.

Aksine sahih hadislerde, devlet reislerinin zalim olmaları durumunda da halkın sabırlı olması tavsiye edilmektedir. Çünkü, Müslümanların kendi aralarında yapacakları dahili savaşlar faydadan çok zarar verir. Bunun için, birçok sahih hadislerde Müslüman halkın dinde kayıtsız ve zalim de olsa, kolay bir şekilde yönetimden uzaklaştırılması mümkün olmadığı sürece, onlara karşı baş kaldırmamaları hususu açıkça vurgulanmıştır. Bunlara “fitne hadisleri / fitnelerden bahseden hadisler” denir.

- Ehl-i sünnet âlimleri, devlet reislerinin adâletli, idarî, siyasî ve askerî işlerden iyi anlayan iktidar sahibi, dirayetli kimselerden seçilmesi lüzumu üzerinde ittifak etmişlerdir. Bu şekilde seçilerek başa geçen devlet reislerine itaat, umum alimlerin görüşlerime göre vâcibtir.

Keza, Ehl-i sünnet âlimleri, zorlama ve baskı kullanarak zorla iktidara gelmiş olan devlet reislerine de layık olup olmama durumuna bakmaksızın itaat etmeyi gerekli görmüşlerdir. Çünkü devlet otoritesine yapılan isyan, büyük bir fitne ve şerre yol açar.

Malumdur ki, isyan ile ortaya çıkan parçalanma, kargaşa ve anarşinin kapısını kapamak fevkalade zordur. Hatta bazen bu kargaşa, milletlerin ve devletlerin hayatına bile mal olabilmektedir.

Peygamber Efendimiz (asm) müminlerin huzur ve sükûnuna, birlik ve beraberliğine büyük ehemmiyet vermiş, umumî asayişin bozulmaması için devlet reislerinden gelebilecek zulüm ve baskılara karşı ümmetine isyan etmeyip tahammül göstermelerini tavsiye etmiştir.

Hz. Huzeyfe'den nakledilen şu hadîs-i şerîf bu mevzuya ışık tutmaktadır:

"Hz. Peygamber: 'Benden sonra benim doğru yolumdan gitmeyen ve benim sünnetimle amel etmeyen hükümdarlar olacaktır.' deyince,

'Ben buna yetişirsem ne yapayım, yâ Resûlâllah?' diye sordum.

'Dinler ve itaat edersin. Sırtın dövülse ve malın alınsa bile yine dinle ve itaat et.' diye buyurdu." (bk. Tac, III/44-45)

- Hülasa, Ehl-i sünnet dairesinde bulunan bütün müçtehidler, müceddidler ve diğer İslâm âlimleri, itaat etmemekle isyan etmeyi birbirinden tamamen ayrı mütalaa etmişlerdir. Onlar, Allah'ın emrine aykırı durumlarda hiç kimseye itaat etmemişlerdir. Bu tutum “Allah’a muhalif olan yerde kula itaat edilmez.” şeklindeki Nebevi emrin gereğidir.

Bununla beraber katiyen isyana teşebbüs yahut teşvik de etmemişlerdir. Bilakis müminleri isyandan men etmek hususunda gayret ve himmetlerini esirgememişler ve bu vadide bütün Müslümanlara, halleriyle, örnek olmuşlardır.

Konuyla ilgili asrın müceddidi Bediüzzaman Hazretlerinin birçok ifadeleri vardır. Bunlardan aşağıya aldığımız şu ifadeleri de sorudaki son sözlerin iftira olduğuna şahittir.

“Evet meselâ: Seksen bir hatasını mahkemede isbat ettiğim bir müddeiumumînin yanlış iddiaları ile aleyhimizdeki kararına karşı, beddua dahi etmedim. Çünkü asıl mesele bu zamanın cihad-ı manevîsidir. Manevî tahribatına karşı sed çekmektir. Bununla dâhilî asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir."

"Evet mesleğimizde kuvvet var. Fakat bu kuvvet, asayişi muhafaza etmek içindir. وَ لاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى düsturu ile ki: 'Bir câni yüzünden; onun kardeşi, hanedanı, çoluk-çocuğu mes'ul olamaz.'"

"İşte bunun içindir ki, bütün hayatımda bütün kuvvetimle asayişi muhafazaya çalışmışım. Bu kuvvet dâhile karşı değil, ancak haricî tecavüze karşı istimal edilebilir."

"Mezkûr âyetin düsturu ile vazifemiz, dâhildeki asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir. Onun içindir ki, âlem-i İslâm'da asayişi ihlâl edici dâhilî muharebat ancak binde bir olmuştur. O da aradaki bir içtihad farkından ileri gelmiştir."

"Ve cihad-ı maneviyenin en büyük şartı da vazife-i İlahiyeye karışmamaktır ki, 'Bizim vazifemiz hizmettir, netice Cenab-ı Hakk'a aittir; biz vazifemizi yapmakla mecbur ve mükellefiz.'" (Emirdağ Lahikası-II, s. 241)

İlave bilgi için tıklayınız:

İncil'i özetle deseler "sevgi" derim. Kur'an'ı özetle deseler

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun