Köleye karşı işlenen cinayetlerde adil davranılmadığı iddiasına ne dersiniz?

Tarih: 08.08.2021 - 06:25 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Hür insanların köleye karşı işledikleri cinayetlerde adil davranılmadığı iddiasına ne dersiniz?
- İslâm’da, kısas olarak yakma cezası var mıdır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Çok şükür ki, İslâm’ın hedefi olan “köleliğin kaldırılması” geç de olsa gerçekleşmiş, bu ayıptan insanlık kurtulmuştur. Tarihte olup bitenle ilgili soruya gelince:

Önce köleye karşı işlenen cinayette hürlerin de kısas edileceklerine dair bir genel bilgi vereceğiz, sonra da kısas veya kısas dışı sebeplerle insanı veya bir uzvunu ateşle yakmanın caiz olup olmadığı konusundaki soruya cevap vereceğiz.

“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında kısas size gerekli kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ancak her kime, kardeşi tarafından bir şey bağışlanırsa artık ona hakkaniyetle uymalı ve kalan diyeti ona güzellikle ödemelidir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme, bir rahmettir. Bundan sonra kim haddi aşarsa ona elem verici bir azap vardır. / Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri, umulur ki sakınırsınız.” (Bakara, 2/178, 179)

Bu iki ayette, dinin korumayı hedeflediği temel değerlerden biri olan hayatın korunmasıyla ilgili bir tedbir olarak kısas ele alınmaktadır. Gerek kısasın diyete (kan bedeli, tazminat) çevrilmesi ve bunun güzellikle ödenmesi ve gerekse kısasın uygulanması konularının -önceki ayette geçen- birr (iyilik) ahlakıyla ilgisi vardır.

İslâm’dan önce Araplarda kabileler arası savaş, baskın, yağma, öç alma âdetleri çok yaygın bulunuyor, kabile fertleri dışında kalan insanların hayatlarına değer verilmiyor, bu sebeple güçlü olanlar zayıf olanları eziyor, hunharca katlediyorlardı. Araplar da “Hayatı korumanın çaresi öldürmektir.” diyor, öldüreni öldürmek suretiyle hem tedbir hem de intikam alıyorlardı; fakat bunu yaparken intikam duygusuyla hareket ettikleri ve adalete riayet etmedikleri için yaşama hakkını korumak yerine onu ortadan kaldırmış oluyorlardı. Rivayetlere göre bu ayetin nazil olmasına da Arapların bu âdet ve tutumları sebep olmuştur.

İslam‘dan önce aralarında ihtilaf bulunan, karşılıklı olarak birçok insanın katledildiği ve yaralandığı iki kabileden biri, kendini diğerinden üstün görüyor, bir erkeğe karşı, karşı taraftan iki erkek, bir kadına karşı bir erkek, bir köleye karşı bir hür erkek öldürmek istiyorlardı. Her iki kabile de Müslüman olduktan sonra bu istek ve uygulamayı sürdürmeye kalkışınca, şahsî intikamı hukukî kısas cezasına çeviren, cezayı şahsileştiren (katilden başkasının öldürülmesini yasaklayan), canlar arasında değerli-değersiz farkının bulunmadığını, dokunulmazlık ve değer bakımından bütün canların birbirine eşit olduğunu bildiren ayetler geldi. (İbn Kesîr, Tefsîr, 1/299-301)

Müçtehitlerin çoğunluğu farklı düşünmekle birlikte Ebu Hanife gibi nesihten hareket ederek Maide ayetini “Tevrat’ta onlara, cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralar kısas yapılacaktır diye yazdık” (Maide 5/45), mealindeki ayeti Ebu Yusuf gibi bütünlükten hareket ederek her iki ayeti genel (hem aynı cinsin fertleri hem farklı cinslerin ve statülerin fertleri arasında kısas hükmü getiren) ayetler olarak anlayan müçtehitlere göre bir köleyi öldüren kimse ceza olarak kısas edilir. “Kölesini öldüreni öldürürüz...” (Darimî, Diyat, 7; Tirmizî, Diyat, 18) mealindeki hadis debu hükmü desteklemektedir.

Aynı anlayışın tabii bir sonucu olarak haksız yere gayrimüslimi öldüren Müslüman da kısas edilir. Aksini ifade eden hadis, Müslümanlarla savaş halinde olan (harbî) gayrimüslimlerle ilgilidir.

Malikî fıkıhçı Ebu Bekir İbnü’l-Arabî, 487 (1094) yılında Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın yanında, orayı ziyarete gelen Zevzenî isimli meşhur bir Hanefî fıkıhçısı ile Ata el-Makdisî isimli yerli bir Şafiî fıkıhçısı arasında -o zamanın âdetine uygun olarak- cereyan eden, bizzat dinlediği ve konumuzla ilgili olup İslâm’da insan hakları anlayışına da ışık tutan bir tartışmayı şöyle nakletmektedir (1/61-62):

(Kudüslü fıkıhçılar Zevzenî’ye, “Kafiri öldüren Müslümanın kısas edilip edilmeyeceğini” soruyorlar, o da “Kısas edilir.” cevabını veriyor. Delilini sorunca da konumuz olan ayeti okuyor ve bunun “bütün öldürülenleri içine aldığını” söylüyor, bu noktada Atâ delile itiraz ederek tartışmayı başlatıyor).

Atâ, “Hocanın ileri sürdüğü delil (ayet) üç noktadan ona delil olmaz.” diyerek şu delilleri sıralar:

1. Allah Teâlâ “Size kısas farz kılındı.” buyurarak, birbirine eşit olan Müslümanlar arasında kısas hükmünü getiriyor, kafir Müslümana eşit değildir; çünkü hak dini inkar etmesi onun derecesini aşağıya düşürmüştür.

2. Ayetin başı ile sonu arasında mana ilişkisi, bütünlüğü vardır; aslı kafir olduğu için köle hüre eşit olmayınca, halen kafir olan kimsenin Müslümana eşit olmayacağı aşikardır.

3. Ayetin devamında “Her kime kardeşi tarafından bir şey bağışlanırsa...” buyuruluyor. Kafirle Müslüman arasında kardeşlik olamaz; şu halde kafir ayetin hükmüne dahil değildir.

Zevzenî ise ileri sürdüğü delilin sağlam olduğunu, Ata’nın itirazlarının bunu çürütemediğini şu gerekçelerle savunur:

a) Allah Teâlâ’nın cezalandırmada eşitliği şart koştuğu yönündeki görüşünüze katılıyorum; ancak “kısas bakımından Müslümanla kafir arasında eşitliğin bulunmadığı” şeklindeki tespitinizi doğru bulmuyorum. Müslüman gibi, İslâm ülkesinde yaşayan veya oraya izinli olarak girmiş bulunan gayrimüslimlerin de hayatları ebedî olarak dokunulmazdır, bu bakımdan eşitlik vardır. Müslüman, gayrimüslimin malını çalsa cezalandırılır. Bu hüküm onun canının da dokunulmaz olduğunu gösterir, sahibi dokunulmaz olmasaydı malının da dokunulmazlığı bulunmazdı.

b) Ayetin başının mana bakımından devamına bağlı olduğu görüşünüze katılmıyorum. Ayetin başı genel, devamı özeldir, her biri kendi çerçevesinde geçerlidir.

c) “Köleyi öldüren hür kısas edilmez.” hükmünüzü kabul etmiyorum. Tam aksine o da kısas edilir, bu hükmünüz size delil olmaz.

d) Müslümanlarla kâfirler arasında din kardeşliğinin bulunmadığı doğrudur; ancak buna dayalı hüküm af ve diyetle ilgili olup kısasla ilgili değildir, biri diğerini ortadan kaldırmaz.

Diğer taraftan, Hz. Ömer’in “oğula karşılık babanın, köleye karşılık hür sahibinin kısas edilemeyeceğini duymuş olmasaydım” anlamındaki ifadesi, bu manayı veren rivayetlere dayanıyor ve bazı müçtehitler de buna göre hükme varıyorlar. Ancak öldüren hür, öldürdüğü de köle veya gayrimüslim de olsa, öldürene kısas uygulanacağını ifade eden deliller daha güçlüdür ve bu delillere göre -yukarıda aktardığımız tartışmada da geçtiği gibi- hükmeden müçtehitler isabet etmiş ve İslâm’ın ruhuna uygun bir anlayış sergilemişlerdir.

Yakarak kısas yapmaya gelince:

Bu konu, kısas kuralına göre insanı veya bir uzvunu yakmakla ilgilidir.

İmam Şafiî, ilgili rivayetlere dayanarak "yakanın yakılarak kısas edileceği" sonucuna varmıştır. İmam Malik misillemenin gerekli olduğunu ileri sürmüş, Maliki fukahası ise “bu misillemenin yakma ile de olup olamayacağı” konusunda farklı görüşlere sahip olmuşlardır.

Hanefîler ve Hanbelîlere göre kısas ancak kılıçla olur; işkence ile yakarak ve başka şekillerde öldürenler de yine kılıçla idam edilir.

Bu içtihadın sahipleri “Ateşle ancak onun Rabbi azab edebilir.” mealindeki sahih hadise, Areniler kıssasında ve benzerlerinde olduğu gibi işkenceyi yasaklayan naslara, bu cezalandırmada haddin aşılması ve zulme kaçılması ihtimalinin bulunduğuna dayanmışlardır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun