Kendine saygı duymak ne demektir? İnsan kendine nasıl saygı duyar?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kişinin kendisine saygı duyması, kendisinin kendisi üzerindeki hakkı gözetmesidir. Şahsına ait vazifelerini yerine getirmesidir.

Bu vücudun ve ruhun bizim üzerimizde bir hakkı vardır; vunun gereklerini yapmaktır.

Vermiş olduğu sözü tutmasıdır. Hak ile yapmış olduğu sözleşmeyi hatırlaması ve gereğini yapmasıdır.

Yaratılıştan getirdiği kişiliğini ve şahsiyetini korumasıdır. Saygı, kişilik oluşumudur. Özünü kaybetmeyerek, kendisi olmaya çalışmasıdır.

Bu, aynı zamanda hadiste buyurulan; “Nefsini bilen Rabbini de bilir.” (bk. Aclunî, 2/262) hakikatidir. Kişinin kendisini bilmesi, değerini anlaması ve kendisine, kendisini yaratan Yaratıcı'nın ne kadar ehemmiyet verdiğinin bilincinde olmasıdır. Zira insan saygı duyan ve saygı duyulan bir varlıktır.

İnsan, kâinatta ve tüm varlıklar içerisindeki farklılığını ve değerini bilirse, kendine olan saygısı da artacaktır. Saygısı artanın güven duygusu da paralel olarak gelişecektir.

İnsanın değişiminde her ne kadar çevrenin büyük bir etkisi söz konusu olsa da, ancak yaratılıştan getirdiği İslam fıtratı ve modeli üzerine yaratılmış ve bir çok donanımlarla donatılmış olarak gönderildiği için, en azından onların korunmasına sahip olmasıdır.

Örneğin, içki içerek sefalet içerisinde yaşayan, çamura bulanan bir insan; kendisine olan saygısını yitirdiği gibi, başkasının da kendisine bir saygı göstermesini bekleyemez.

Saygı duymak ve saygı duyulmak, seviye kazanmaktır. Saygının kendisi bir seviyedir.

Saygı istenilmez, verilir. Saygı saygıyı çeker.

Esasen kişinin kendine saygısının bir başka boyutu daha vardır; o da Allah’ın sanatına ve emanetine yapılan saygıdır. Soruda geçen sözden asıl maksat da bu olmalıdır.

Hiçbir şey bizim malımız değildir. Her şey emanettir. Çünkü mülkün sahibi Allah’tır. Bu nedenle, kendimize saygı duymanın anlamı, Allah’ın bize verdiği antika sanat eseri olan emanete saygı duymaktır. Emaneti, hakiki sahibinin rızası yolunda, izin verdiği yerde kullanmaktır.

İnsanın kendine saygısı derken, kendisi denilen şeyi belirlemek gerekiyor. “Şüphesiz, Allah müminlerden nefis ve mallarını cennet karşılığı olarak satın aldı...” (Tevbe, 9/111) mealindeki ayette geçen nefis, dahildeki bütün nimetleri, mal da harici nimetleri ifade ediyor. Yani, nefis “zat” manasına geliyor ve nefis denilince göz ve kulaktan, akıl ve kalbe kadar her türlü maddî ve manevi cihazlar anlaşılıyor. Bütün bunları Allah’ın rıza çizgisinde kullananlar ebedî bir saadete kavuşuyorlar.

İnanan bir insanın ruhuna neşe veren, onu yükselten, terakki ettiren sebepler sayısız denecek kadar çoktur:

• Allah’ın en mükemmel eseri olmanın zevki.
• Dünyada diğer canlıların kendi hizmetine verilmiş olmasının zevki.
• Hastalıkların günahlara kefaret olup insanı manen terakki ettirdiğini bilmenin zevki.
• Ölümün hiçlik olmayıp bu dünyadan daha güzel bir aleme göçme olduğunu bilmenin zevki.
• Ruhun baki olup, hayatını kabirde de, mahşerde de, ahirette de devam ettireceğini düşünmenin zevki.

Bütün bu manevî hazlar ve lezzetler hiçbir dünya nimetiyle kıyaslanmayacak kadar değerlidir, büyüktür.

Bütün bunlar kalbin, ruhun, vicdanın zevkleridir ve bunlar bedenle alınan lezzetlerden çok ileridir.

İşte insanın kendine saygısı ve bundan aldığı zevk…

Diğer taraftan, kedine saygısı olmayan, yani emaneti sahibinin iznine göre kullanmayan kimse, kendine zulmetmiş olur. Nitekim bir ayette: “Kim bir günah kazanırsa onu sırf kendi aleyhine kazanmış olur.” (Nisa, 4/111) buyrulmaktadır. Bu açıdan baktığımızda örneğin şirk, inkar, ayetleri yalanlama, ahiret gününe inanmama gibi tutumlar da itikadi açıdan nefse karşı işlenen bir zulüm olarak değerlendirilirler.

“Biz onlara zulmetmedik, asıl onlar kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince Allah’tan başka taptıkları tanrılar, kendilerine hiçbir fayda vermedi. Hatta onların ziyanlarını arttırmaktan başka bir şeye yaramadı.”
(Hud, 11/101)

Konuya ameli açıdan yaklaştığımızda da görüyoruz ki Kur’an-ı Kerim’deki pek çok ayet-i kerime büyük ve küçük günahlar manasında birçok davranışı “nefse zulüm” içerisinde mütalaa etmiştir. Adam öldürmek, Allah’ın çizdiği sınırları aşmak, kadınları boşadıktan sonra yanlarında tutarak onların evlenmelerine mani olmak vs. bunlar hep kişinin nefsine/kendine karşı işlemiş olduğu zulümlerdir.

Demek ki, insan ister Allah’a, ister diğer insanlara, isterse kendi nefsine zulmetmiş olsun, sonuç itibarıyla aslında o kendi nefsine zulmetmiştir ve kendine saygısızlık etmiştir. Çünkü insanın işlediği bütün günahlar ancak kendi aleyhinedir.

Allah bu kimseler için çok bağışlayıcı ve esirgeyici olduğunu bildiriyor:

“Kim bir kötülük eder veya günah işleyerek nefsine zulmeder de sonra Allah’tan af dilerse, Allah’ı gafûr ve rahîm bulur.”
(Nisa, 4/110)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
10809 kez okundu

Yorumlar

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.