Kasten ve canice adam öldüren kişiye, biz kısas uygulayabilir miyiz?

Soru Detayı

Kısas Kuran’la sabittir. Ailesinden birden fazla kişi kasten ve canice katledilen kişi kısası kendince uygulayabilir mi?
Birden fazla kişiyi kasten ve canice öldürenler hakkında kısas uygulayabilir miyiz? Yoksa mutlaka resmi kurumların mı uygulaması gerekir? Kısasın günümüz şartlarında uygulanma şartları var mıdır? Bunun cevabını Kuran sünnet mezheb imamları ve Risale-i Nur olmasını rica ederim.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Kısası uygulama açısından, kısas için yetkili mahkemenin kararı ve kamu görevlilerinin sorumluluğunda infaz zorunlu görülerek ferdî hak arama (ihkāk-ı hak) yolu kapatılmıştır.

Kısasla ilgili bu genel çerçeve ile kolektif öç ve kolektif cezaî sorumluluk anlayışından beslenen kan davalarının İslâmî ölçülere tamamen aykırı olduğu da vurgulanmıştır.

- Kısas hükmünün yerine getirilmesi için, İmamın/devletçe yetkilendirilmiş kimselerin izni şarttır. Şayet bu resmi izin olmadan maktulün yakını onu öldürürse, kısas haddi yerine gelmiş olur. Fakat -izinsiz yaptığı için- bunu yapan kimse tazir cezasına çarptırılır. (el-Mevsuatu’l-Fıkhıyeti’l-Kuveytiye, 4/150)

- Buna göre, kısas haddinin tahakkuku için yetkililerden izin almanın şart olduğu açıktır.

Ancak Devletin /Mahkemenin izni çıktıktan sonra, bu hükmü yerine getirmeleri gereken kimseler konusunda farklı iki görüş vardır:

a) Alimlerin büyük çoğunluğuna göre, kısas haddini yerine getirmesi gereken kişi, maktulun velisidir/yakınıdır. Çünkü, “Kim haksız yere öldürülürse biz onun velisine bir yetki verdik.” (İsra, 17/33) mealindeki ayette bu hususa işaret edilmiştir. Bir hadis-i şerifte de bildirildiğine göre, “Hz. Peygamber (asm), katili maktulün kardeşine teslim etmiş ve “Artık onun hakkında hüküm vermek sana kalmıştır.” diye buyurmuştur. Ardından da affetmenin daha iyi olduğunu söylemiş ve katil  affedilmiştir.” (Müslim, hno: 32/1680)

b) Şafii âlimlerine göre, kısas hükmünü icra etme yetkisi, sadece İmama/Devlet reisine veya onun yetki verdiği kimseye/hâkime, kadıya, mahkeme heyetine aittir. Şayet maktulün velisi, bu hükmü bizzat kendisi icra etmek isterse, bu da yine İmamın/yetkili kimselerin iznine bağlıdır. Uygun görmezlerse yapamaz. (el-Mevsua, a.g.y)

Bununla beraber, Hanbelilere göre, maktulün velisi bu işe yetkili olmakla beraber,  kısas almakta aşırılığa kaçmaması için, resmi devlet yetkililerinin infaz mahallinde olmaları gerekir. Hanefilere göre, maktulün velisi şayet bu işi için birini vekil tayin etse bile, -duruma bakıp affetme ihtimali olduğundan- onun bizzat orada bulunması vaciptir. (bk. a.g.y)

Affetmek kısas almaktan daha hayırlıdır

- “Ey iman edenler! Öldürülen kimselerin hakkını almak için size kısas farz kılındı. Hür hür ile, köle köle ile, dişi dişi ile kısas olunur. Ama kim, maktulün velisi tarafından affedilirse kısas düşer. Bundan sonra, diyeti ona güzel bir şekilde ve tam olarak ödemek gerekir. Bu esneklik Rabbiniz tarafından bir kolaylık ve lütuftur. Artık kim bundan sonra karşıdakinin hakkına tecavüz ederse, Ona son derece acı bir azap vardır.” (Bakara, 2/278) mealindeki ayette, affın kısastan sonra zikredilmesi, kısasın bir hak, affın ise bir fazilet olduğunu göstermektedir.

- Beyhaki’nin Hz. Enes’ten yaptığı rivayete göre, "Hz. Peygamber (asm) kendisine intikal eden her KISAS konusunda mutlaka affedilmesini istemiştir.” (bk. el-Cezeri, el-Fıkhu alal’mezahibi’l-erbaa, 5/229; ayrıca bk. Ebu Davud, hno: 4497)

 Bediüzzaman hazretlerinin şu ifadeleri, affetmenin güzelliğini göstermektedir.

- “Meselâ: Birisi birinin kardeşini veya bir akrabasını öldürmüş. Bir dakika intikam lezzetiyle bir katl, milyonlar dakika hem kalbî sıkıntı, hem hapis azabını çektirir ve maktulün akrabası dahi intikam endişesiyle ve karşısında düşmanını düşünmesiyle, hayatının lezzetini ve ömrünün zevkini kaçırır. Hem korku, hem hiddet azabını çekiyor. Bunun tek bir çaresi var. O da Kuran’ın emrettiği ve hak ve hakikat ve maslahat ve insaniyet ve İslâmiyet iktiza ve teşvik ettikleri olan, barışmak ve musalaha etmektir.” (Sözler, 152)

“Evet, hakikat ve maslahat sulhtur. Çünkü ecel birdir, değişmez. O maktul, herhalde ecel geldiğinden daha dünyada kalmayacaktı. O katil ise, o kaza-i İlahiyeye vasıta olmuş. Eğer barışmak olmazsa, iki taraf da daima korku ve intikam azabını çekerler. Onun içindir ki, "Üç günden fazla bir mümin diğer bir mü'mine küsmemek" İslâmiyet emrediyor.” (Şualar, 487)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
196 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun