Kanun önünde eşitlik ne demektir?

Tarih: 07.03.2022 - 15:06 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Adaletin mühim bir esası, kanun önünde eşitliktir. Adalet mekanizması, güçlülerin saltanatına hizmet unsuru olmamalıdır. Eşitliği nazara almayan bir adalet, mükemmel bir adalet olamaz.

Ancak bunu belli kayıtlarla anlamak gerekir. Çünkü eşitlik her zaman adaleti yansıtmayabilir. Mesela, çok iyi çalışan biriyle gevşek çalışan birine aynı ücreti vermek eşitliktir, ama adalet değildir. Bu durumda eşitliğin hangi durumlar için olacağı öne çıkar.

Demek ki, kanun önünde eşitlik, devletin en üst kademesinde olan idareciyle en altta bulunan sıradan bir vatandaş, kanun önünde aynı haklara sahip olması, suç işlediklerinde de her biri cezalandırılmasıdır.

Hz. Peygamber (asm) döneminde yaşanan şu olay, buna güzel bir misaldir:

Mahzumoğulları kabîlesine mensup eşraftan Fatıma adında bir kadın hırsızlık yapar, Hz. Peygamber (asm) Efendimizin huzuruna getirilir, suçu sabit görülerek elinin kesilmesine hükmedilir. Kureyş'in ileri gelenleri, affedilmesi için Üsâme Bin Zeyd'i araya koyarlar. Üsame'nin böyle bir şefaatte bulunması Hz. Peygamber'e (asm) çok ağır gelir. Bu münasebetle ashabına şöyle der:

"Ey insanlar! Sizden öncekilerin neden dolayı yoldan saptıklarını biliyor musunuz? Asilzâde biri hırsızlık yaptığında onu affeder, kimsesiz biri bir şey çalarsa onu cezalandırırlardı. Allah'a yemin ederim ki, kızım Fatıma da böyle bir şey yapsa, onun elini de kestirirdim."(1)

Herkes kanun önünde eşittir, suçu işleyen kimse, kim olursa olsun cezasını çekmelidir. “Kanunlar, kartalların delip geçtiği, sineklerin ise av olduğu bir örümcek ağı gibi olmamalıdır.”(2)

Kanun önünde eşitlik ilkesine uyulmaması, insan onurunu ayaklar altına alan şiddetli bir zulümdür.

Hz. Ali’nin olayı, kitaplarımızda şöyle anlatılır:

Hz. Ali, kendi hilafeti devrinde örme zincirden yapılı zırh yeleğini kaybeder. Derken zırh bir Yahudi’nin eline geçer. Hz. Ali onu Yahudi’de gördüğünde “Bu zırh benimdir; ben onu ne sattım ne de başkasına verdim.” der. Lakin Yahudi de zırhın kendisine ait olduğunu söyler. Bunun üzerine Hz. Ali, “O zaman kadıya çıkalım.” der, Kadı Şurayh’e giderler.

Kadı, Hz. Ali’ye “Elinizde bir delil var mı?” diye sorar. O da Kanber ve oğlu Hasanı şahit olarak gösterir. Şurayh, “Bir oğulun babası için şahitlik etmesi uygun olmaz.” der. Bunu duyan Yahudi gördüğü muamele karşısında daha fazla dayanamaz “Beni kendi kadısının huzuruna çıkaran halifedir; lakin kendi kadısı onun aleyhine karar vermiştir. Zırh Ali'nindir.” der ve kelime-i şehadeti getirip Müslüman olur.(3)

Selâhaddin Eyyûbî’nin miskin bir Hristiyan ile hâkim karşısına çıkması ise şöyle anlatılır:

Bir Ermeni, Selahaddin Eyyubîyi İslam mahkemesine şikâyet eder, Yüce Sultan, Ermeni ile beraber hâkim karşısına çıkar. Mahkeme Selahaddin Eyyubî lehine sonuçlanır. Sultan Selahaddin, Ermeni’ye “Mademki ilahi emirlere itaatime güvendin, haydi şunları al!” diyerek bir kısım ihsanlarda bulunur.(4)

Selahaddin Eyyubî ile ilgili benzeri bir olay ise şöyle nakledilir:

Selahaddin Eyyubî Akka kalesi karşısında karargâh kurar. Ordu kadısı ile birlikte at sırtında dolaşırken, bir Yahudi onlara şöyle seslenir: "Müslümanların şeriatından yardım istiyorum!.."

Askerler adama derler: Kimden şikâyetçisin, sana haksızlık yapan kimdir, bize söyle.

Yahudi şöyle cevap verir: Sultan'ın kendisi. Askerleri bana tecavüz etti.

Bu sözleri işiten Selahaddin Eyyubî, atından iner. Onu gören hâkim de atından iner. Sultan, hâkimin karşısında Yahudi ile yan yana durur. Yahudi derdini şöyle anlatır:

- Ben Şam tacirlerindenim. Deniz yolu ile İskenderiye’den geliyorum. Yanımda yirmi yük şeker vardı. Akka limanına çıkınca adamlarınız beni soydular ve bana “Sen kâfirsin, malların Sultanın hakkı.” dediler.

Bunun üzerine Selahaddin Eyyubî, şekere el koyanları getirtir. Bunlar şekeri hazineye teslim ettiklerini söylerler. Bunun üzerine şekerin bedeli Yahudi tacire ödenir.(5)

Dipnotlar:

1) Müslim, Hudud, 2.
2) bk. Meriç, Bu Ülke, s. 205. Ayrıca bkz. Meriç, Sosyoloji Notları, s. 191
3) Süyûti, Tarihu’l- Hulefa, s. 147-148; Ayrıca bkz. Hamidullah, İslam Peygamberi II, s. 933; Corci Zeydan, İslam Uygarlıkları Tarihi II, Ter: Nejdet Gök, İletişim Yay. İst. 2015, s. 262.
4) Namık Kemal, Evrak-ı Perişan, Tercüman 1001 Temel Eser, s. 96.
5) bk. Muharrem Kesik, “Selâhaddin Eyyubî’nin 10 liderlik sırrı”, Derin Tarih, Mart-2015, s. 80.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 90
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun