İslam'da neden çok fazla kural var?

Tarih: 21.02.2026 - 08:12 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“İslam’da neden çok fazla kural var?” sorusu aslında şu soruya dayanır:

Din sadece inanç mı öğretir, yoksa hayatı da mı düzenler?

İslam, yalnızca metafizik inançlar bildiren bir sistem değil; bireyin iç dünyasından aileye, ticaretten hukuka kadar hayatın tamamına hitap eden bir dindir.

Bu yüzden kurallarının çokluğu, maddî–manevî, dünyevî–uhrevî, ferdî–sosyal, bedenî–ruhî, ahlâkî–hukukî, itikadî–amelî, özel hayat–kamusal hayat, ailevî–iktisadî, bireysel sorumluluk–toplumsal düzen, hak–yükümlülük, niyet–fiil, sebep–sonuç, dünya düzeni–ahiret hesabı, disiplin–merhamet dengesi, adalet–ihsan boyutu gibi hayatın çok katmanlı alanlarını kuşatmasıyla ilişkilidir.

Yani kapsam genişledikçe, düzenleyici ilkelerin ve sınırların da artması tabiîdir.

İslam, belli bir kavme ya da zamana değil, bütün insanlığa gönderilmiş bir dindir. Kuran’ın indiği toplumdan bugüne kadar farklı kültür, coğrafya ve şartlarda yaşayan insanlara rehberlik etmesi için genel ilkeler yanında ayrıntılı düzenlemeler de bulunur.

Hayatın her alanına temas eden bir sistemin, doğal olarak daha fazla kuralı olur. Çünkü, ibadet düzeni, ahlâk ilkeleri, aile hukuku, ticaret ve sosyal hayat, ceza hukuku, kamu düzeni gibi alanların her biri ayrı bir düzenleme gerektirir.

Kuralların Hepsi Aynı Ağırlıkta Değildir

İslam’daki hükümler tek tip değildir. Fıkıhta hükümler derecelendirilmiştir:

Yapılması İstenenler: Farz, vacip, mendup (sünnet).

Yapılması İstenmeyenler: Haram, tahrîmen mekruh, tenzîhen mekruh.

Bu sınıflandırma, “her şey eşit derecede zorunlu” demek değildir. Aksine, bir esneklik alanı oluşturur. Her kural aynı bağlayıcılığa sahip değildir.

Detaycılık mı, rehberlik mi?

Bazı kurallar (yeme adabı, temizlik, sosyal davranışlar gibi) zorunlu değil; eğitim ve incelik kazandırmaya yöneliktir. Amaç, insanı hem zahiren hem ahlaken olgunlaştırmaktır.

Evet, yemek, içmek, uyumak, temizlik yapmak, yürümek gibi her insanın yaptığı işler bir ibadet değildir. Fakat bunları Peygamber Efendimiz (asm) gibi yapmaya niyet ederek yaptığımızda sıradan bir alışkanlık (âdet) olmaktan çıkar ve sevap kazandıran bir ibadete dönüşür.

Örneğin, yemeğe besmele ile başlamak, sağ elle yemek, israf etmemek gibi sünnetlere uymak; günlük hayatı bilinçli hâle getirir. Böylece hayatın akışı ibadet şuuruyla yaşanır.

Demek ki, İslam Dini, hayatı din–dünya diye ayırmaz. Her anı anlamlı kılar. Sürekli ibadet bilinci kazandırır. Kişiyi zahiren düzenli, batınen olgun yapar.

Böylece insan sadece namazda değil; sofrada, sokakta, aile içinde de kulluk halinde olur.

Evrensellik ve Düzen İlişkisi

Bir sistem ne kadar geniş bir alana hitap ediyorsa, düzenleyici ilkeleri de o kadar kapsamlı olur. Devletlerin kanunları nasıl sayfalarca ise; hayatın tamamına rehberlik eden bir dinin de ayrıntılı hükümleri bulunması doğaldır.

Ancak burada önemli bir nokta vardır:

Kuralların tamamı her Müslümanı her durumda bağlayan, her an uygulanması gereken yükler değildir. Bir kısmı şartlara, imkâna, zamana ve ehliyete bağlıdır.

Sonuç

İslam’da kural çokluğu, evrensel olmasının, hayatın tamamına hitap etme amacının, ahlâkî ve toplumsal düzen kurma hedefinin bir sonucudur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun