İnsan uyutulup yüz sene sonra tekrar uyandırılabilir mi?

Tarih: 14.05.2026 - 11:37 | Güncelleme:

Soru Detayı

Bakara suresinin 259. ayetinde bir şahsın öldürülüp yüz sene sonra diriltildiği belirtilmektedir. Bu şahsın bazı âlimlerce bir peygamber olabileceği, böylece bu hadisenin bir mucize olabileceği belirtilmektedir. Kur'an'da belirtilen peygamber mucizelerinin maddî nazirelerinin insanlar tarafından gerçekleştirilebileceği Risale-i Nur'da belirtilmektedir. Mezkûr hadisenin maddî naziresi gerçekleştirilebilir mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Evet, teorik olarak “uzun süre uyutulup sonra tekrar uyandırma” mümkündür; ancak bu, Bakara 2/259’daki mucize gibi ölüm sonrası gerçek diriltme değildir. Orada anlatılan, Allah’ın kudretini gösteren bir mucizedir ve insanın kendi imkânıyla tekrarlanamaz.

Günümüzde tıpta görülen durumlar (yoğun bakım, suni dolaşım, bazı ameliyatlarda geçici klinik ölüm hali) ölüm değil, hayat fonksiyonlarının cihazlarla geçici olarak sürdürülmesidir.

Bu yüzden “ölüyü 100 yıl sonra diriltme” ile kıyaslanamaz.

Risale-i Nur’da da işaret edildiği gibi, bazı tıbbi gelişmeler “hayata benzer bir hâl” oluşturabilir; fakat bu, ruhun çıkmasıyla gerçekleşen gerçek ölümden geri dönüş değildir. Ölüm gerçekleştiğinde ise insanın diriltilmesi ancak ahirette Allah’ın kudretiyle olur.

Özetle, uzun süre uyutma, askıya alma, tıbben kısmen mümkün olabilir. Gerçek ölümden sonra diriltme, sadece ilahî mucizedir, insan yapamaz.

Detaya gelince:

Bakara suresi 259. ayette belirtilen belirli bir süre ölü kalan insanların tekrar diriltilmesinden elbette ahirette bütün canlıların yeniden diriltilişine bir örnektir.

Bu tip mucizelerin benzerleri günümüzde bir derece cereyan ediyor. Kalp ve akciğer ameliyatlarında solunum ve kan dolaşımı suni bir sisteme bağlanarak bir bakıma şahıs ölüm halini yaşıyor. Sistem yeniden devreye alınınca adeta ölü yeniden hayata döndürülüyor.

Risale-i Nurlarda ölüme geçici hayat verilmesiyle ile ilgili bahis şöyledir:

“Hem meselâ, Hazret-i İsa aleyhisselamın bir mucizesine dair:

Allah’ın izniyle, anadan doğma körleri ve alaca hastalığına tutulanları iyileştirir ve ölüleri diriltirim (Âl-i İmran, 3/49)

Kuran, Hazret-i İsa aleyhisselamın nasıl ahlak-ı ulviyesine ittibaya beşeri sarihan teşvik eder. Öyle de, şu elindeki sanat-ı aliyeye ve tıbb-ı Rabbânîye remzen tergib ediyor. İşte, şu ayet işaret ediyor ki, en müzmin dertlere dahi derman bulunabilir. Öyleyse, ey insan ve ey musibetzede benî Âdem! Meyus olmayınız (ümitsiz olmayınız, üzülmeyiniz). Her dert, ne olursa olsun, dermanı mümkündür. Arayınız, bulunuz. Hatta ölüme de muvakkat (geçici) bir hayat rengi vermek mümkündür.

Cenâb-ı Hak, şu ayetin lisan-ı işaretiyle, manen diyor ki: "Ey insan! Benim için dünyayı terk eden bir abdime iki hediye verdim: biri manevî dertlerin dermanı, biri de maddî dertlerin ilâcı.

İşte, ölmüş kalbler nur-u hidayetle diriliyor. Ölmüş gibi hastalar dahi onun nefesiyle ve ilâcıyla şifa buluyor. Sen de Benim eczahane-i hikmetimde her derdine deva bulabilirsin. Çalış, bul. Elbette ararsan bulursun" (Sözler, 20. Söz)

Burada iki hususa işaret edilmektedir.

Birisi, Allah’ı tanımayan ve dolayısıyla manen ölmüş durumda olan insanların iman nuruyla hayat bulup dirilmesi, diğeri de ölüme geçici olarak hayat renginin verilmesi.

Bu ikinci kısım ile ilgili tıpta hayatın devamı için önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Mesela bazı organ nakilleri, görevi bitmiş organların sağlamları ile değiştirilmeleri veya kalp kapakçığı gibi suni bazı organ parçalarının ve görevi yapamaz duruma gelmiş bazı damarların değiştirilmesi gibi.

İşte günümüzde tıbbın asırlar öncesine göre ilerlemiş olması, insanların ortalama yaş ortalamasının da yükselmesine sebep olmuştur.

1950’li yıllarda Türkiye’de ölüm yaş ortalaması 40-50 civarında idi

Türkiye’de “ölüm yaş ortalaması” genellikle doğuşta beklenen yaşam süresi olarak ifade edilir. Buna göre yaklaşık değerler şöyledir:

1950’li yıllarda Türkiye’de ortalama yaşam süresi: yaklaşık 43–48 yıl civarındaydı.

(Bebek ölümlerinin yüksek olması ve sağlık hizmetlerinin sınırlı olması bu ortalamayı düşürüyordu.)

Günümüzde Türkiye’de ortalama yaşam süresi: yaklaşık 78 yıl düzeyindedir. TÜİK’in 2022–2024 verilerine göre bu değer 78,1 yıl olarak açıklanmıştır. Erkeklerde yaklaşık 75,5 yıl, kadınlarda ise 80,7 yıldır.

Yani son 70 yılda Türkiye’de ortalama yaşam süresi yaklaşık 30 yıl kadar artmıştır. Bunun başlıca sebepleri:

• Sağlık hizmetlerinin gelişmesi,

• Aşı ve antibiyotiklerin yaygınlaşması,

• Bebek ölümlerinin azalması,

• Beslenme ve hijyen şartlarının iyileşmesi,

• Eğitim seviyesinin yükselmesidir.

Cenab-ı Hak geleceğin nasıl olacağını bildiği için, sebeplere bağlı olarak insanların yaş ortalamalarını da ona göre tayin ediyor.

Kader defterinde yazılan yaş sınırı değişmiyor.

Kuran, her varlığın bir ömrü olduğunu, o ömrü tamamlayanların mutlaka öleceğini bildirir.

Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler (Araf, 34)

...O, sizi bir çamurdan yaratan, sonra size bir ecel (bir ömür süresi) tayin edendir. Bir de O'nun nezdinde muayyen (belirlenmiş) bir ecel vardır. Sonra, bir de kalkmış şüphe ediyorsunuz! (Enam, 2)

Sonuç olarak,

Her asrın şartlarına göre her canlının fıtri bir ömrü vardır. Kuran’ın bildirdiği gibi kader defterinde tayin edilmiş olan o ömür ne ileri ne geri gidebilir. Zamanı gelince o canlı ölür.

Cenab-ı Hak sıhhatli ve manen nurlu bir hayat nasip etsin.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun