İslam dini ölümü nasıl değerlendiriyor?

Tarih: 14.05.2020 - 14:32 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur’an’ı Kerim’e göre ölüm; programlıdır ve güzeldir. Ölüm dünya hayatının sonu, ebedi bir hayatın ise başlangıcıdır. Kur’an-ı Kerim’de ölümün Allah’ın takdiri ile meydana geldiğini, ölümün son olmadığını ve yeni bir hayatın başlangıcı olduğunu bildiren birçok ayet-i kerime vardır (Enbiya/35, Necm/44, Rum/50, Rum/19, Ankebut/57).

Mesela Mülk süresi 2. Ayette hayat ve ölüm ile ilgili olarak şöyle buyrulur:

Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi imtihan etmek için ölümü de, hayatı da yaratan O’dur.

Kur’an müfessiri âlimler de Kur’an-ı Kerim’in bakışı ile ölüme nazar ederler. Ölümle ilgili yukarıda verilen ayet-i kerimenin tefsirinde ölümün nimet olarak yaratıldığı şöyle anlatılır:

"Mevt dahi hayat gibi mahlûktur; hem bir nimettir" diye ifham ediliyor. Halbuki, zâhiren mevt inhilâldir, ademdir, tefessühtür, hayatın sönmesidir, hâdimü'l-lezzâttır. Nasıl mahlûk ve nimet olabilir?

Elcevap: Birinci sualin cevabının âhirinde denildiği gibi, mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur, hayat-ı bâkiyeye bir davettir, bir mebdedir, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesidir. Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdirledir. Öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir. Çünkü, en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti, hayattan daha muntazam bir eser-i san'at olduğunu gösteriyor. Zira, meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların mevti tefessühle, çürümek ve dağılmakla göründüğü halde, gayet muntazam bir muamele-i kimyeviye ve mizanlı bir imtizâcât-ı unsuriye ve hikmetli bir teşekkülât-ı zerreviyeden ibaret olan bir yoğurmaktır ki, bu görünmeyen intizamlı ve hikmetli ölümü, sümbülün hayatıyla tezahür ediyor. Demek çekirdeğin mevti, sümbülün mebde-i hayatıdır; belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi hayat kadar mahlûk ve muntazamdır.

Hem zîhayat meyvelerin yahut hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayat-ı insaniyeye çıkmalarına menşe olduğundan, o mevt onların hayatından daha muntazam ve mahlûk denilir.

İşte, en ednâ tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti böyle mahlûk, hikmetli ve intizamlı olsa, tabaka-i hayatın en ulvîsi olan hayat-ı insaniyenin başına gelen mevt, elbette, yeraltına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi, yeraltına giren bir insan da âlem-i berzahta elbette bir hayat-ı bâkiye sünbülü verecektir.

Amma mevt nimet olduğunun ciheti ise, çok vücuhundan dört veçhine işaret ederiz.

Birincisi: Ağırlaşmış olan vazife-i hayattan ve tekâlif-i hayatiyeden âzâd edip, yüzde doksan dokuz ahbabına kavuşmak için âlem-i berzahta bir visal kapısı olduğundan, en büyük bir nimettir.

İkincisi: Dar, sıkıntılı, dağdağalı, zelzeleli dünya zindanından çıkarıp, vüs'atli, sürurlu, ıztırapsız, bâki bir hayata mazhariyetle, Mahbûb-u Bâkînin daire-i rahmetine girmektir.

Üçüncüsü: İhtiyarlık gibi, şerâit-i hayatiyeyi ağırlaştıran birçok esbab vardır ki, mevti, hayatın pek fevkinde nimet olarak gösterir. Meselâ, sana ıztırap veren pek ihtiyar olmuş peder ve validenle beraber, ceddin cedleri, sefalet-i halleriyle senin önünde şimdi bulunsaydı, hayat ne kadar nikmet, mevt ne kadar nimet olduğunu bilecektin. Hem meselâ, güzel çiçeklerin âşıkları olan güzel sineklerin, kışın şedâidi içinde hayatları ne kadar zahmet ve ölümleri ne kadar rahmet olduğu anlaşılır.

Dördüncüsü: Nevm, nasıl ki bir rahat, bir rahmet, bir istirahattir-hususan musibetzedeler, yaralılar, hastalar için. Öyle de, nevmin büyük kardeşi olan mevt dahi, musibetzedelere ve intihara sevk eden belâlarla müptelâ olanlar için ayn-ı nimet ve rahmettir. Amma ehl-i dalâlet için, müteaddit Sözlerde kat'î ispat edildiği gibi, mevt dahi hayat gibi nikmet içinde nikmet, azap içinde azaptır; o bahisten hariçtir (Nursi, B. S. Mektubat. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları-605. 3.baskı, Ankara, 2016, s. 11-13.).

Yukarıda anlatılan programlı ölümün maksat, gaye ve hikmetleri ile 14 asır önce indirlen Kur’an ayetlerinin ölümün yaratılması ve hikmetlerinin aynı parelelde olması çok manidar ve dikkat çekicidir.

Ölümün yaratıldığı gerçeği, yaklaşık 50 yıl önce programlı hücre ölümünün keşfedilmesinden sonra anlaşılmıştır. Hâlbuki Kur’an-ı Kerim yaklaşık 1450 yıl önce ölümün yaratılarak meydana geldiğini açıkça ifade etmiş ve binlerce müfessir de bu manayı açıklayan eserler yazmışlardır.

Ölüm hakikatine İslamî bakış ile günümüz ilmî bakışın uyumlu olduğu noktalar şunlardır:

1. Her canlının ölüme programlı olması.

2. Ölümün pasif bir olay olmayıp, enerji ve madde sentezini gerektirmesi (Yaratılması).
3. Ölümün güzel olması, yani hayatın devamının aslında ölümle mümkün olması.

Bu üç noktada İslamî ve ilmî bakışlar birbirine benzer. Ancak materyalist evrimciler ilmî gerçekleri farklı yorumlarlar. Onlara göre; her hücrede ölüm programı vardır, lakin programcı yoktur. Her canlının bu Dünya’dan terhisi (Ölümü) kararlaştırılmıştır, lakin karar veren yoktur. Programlı ölüm canlının faydasınadır ve güzeldir, lakin programlı ölümle yaşlanmak ve ölmek çirkindir. Materyalist evrimcilerin felsefelerini yansıtan bu gibi anlamsız cümleleri çoğaltmamız mümkündür.

İslamî bakışta ise; her hücrede ölüm programı varsa, programcı vardır. Her canlının bu Dünya’dan terhisi (Ölümü) kararlaştırılmış ise, karar veren de olmalıdır. Programlı ölüm canlının faydasına ve güzelse, programlı ölümle olan yaşlanmak ve ölmek de canlının faydasınadır ve güzeldir.

SONUÇ

Çok hücreli canlıların yaratılması ve hayatlarının devam ettirilmesi programlı hücre ölümü ile mümkündür. Canlılardaki ölüm programının yazılmasında ve işletilmesinde başta p53 olmak üzere birçok gen görevlidir. Genler ve genlerde yazılan programlar materyalist evrimcilerin iddia ettikleri gibi tesadüfî mutasyonlar ve doğal seçilim yolu ile oluşmuş olamaz. Çünkü canlılardaki genler ve genlerdeki ölüm programı günümüzde bile anlaşılamayan mekanizmalara sahip son derece karmaşık yazılımlardır. Dahası önemli faydalar gözetilerek, belli amaçlar için yapılmıştır. O halde canlıya ölüm programını yerleştiren ve programın işletimini elinde tutan bir yaratıcı olmalıdır.

Ölüm programının yapılması ve işletilmesi pasif bir olay değildir. Çünkü çok özel yüzlerce bileşik sentezlenmektedir. Bunun için ise enerji gereklidir. Yani normal fizyolojik şartlarda canlıyı öldürmek, aslında aktif bir olaydır. Bunun da İslami literatürde karşılığı yaratmadır. Nasıl ki fiil varsa, fail de olmalıdır. Aynen öyle de yaratılanlar var ise, yaratan da olmalıdır.

Canlıyı yaşatmak da, öldürmek de Yaratıcının elindedir. İşin enteresan tarafı, canlılardaki ölüm programı öyle bir özellikte hazırlanmıştır ki; çevre faktörlerinin de etkisi hesaba katılmıştır. Ancak bu etki, sonsuz bir etki değil, biraz uzatma veya kısaltma şeklindedir. Yoksa çevre faktörleri ne kadar uygun olursa olsun ölüm programı işletilmekte, hücre veya canlı ölüme götürülmektedir. Canlı ölüme programlanmıştır ve ölümün elinden kurtuluş yoktur. O halde canlıların öldürülmesinde önemli hikmetler ve gayeler olmalıdır. 

Canlı hayatının her safhasında programlı hücre ölümü yaygın olarak kullanılır. Yani hayatın devamı, ölüm programının dengeli işletilmesi ile sağlanır. Mesela üreme hücrelerinin (Yumurta ve sperm) üretilmesi, uterusun (Döl yatağı) her ay yeniden hazırlanması, anne karnında doku ve organların bu dünya hayatına uygun şekilde yaratılması, dünya hayatında hastalıklardan korunması ve homeostazinin (İç dengeler) sağlanması hep programlı hücre ölümü iledir. Canlının normal şartlarda yaşlanması ve ölümü de fizyolojik programlanmış hücre ölümü ile meydana gelir. O halde canlının yaşlanması ve ölümü de canlının lehinedir ve güzeldir denebilir (Şekil 4).

Başta İslamiyet ve tüm semavi dinler, başta peygamberimiz ve tüm hak peygamberler ölümün yaratılarak meydana geldiğini ve neticesinin güzel olduğunu söylerler. Materyalist evrimciler ise bir istisna dışında programlı hücre ölümünün canlı için faydalı olduğunu kabul ederler. O istisna da canlının yaşlanması ve yaşlanma neticesinde meydana gelen ölümüdür.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 73
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun