İmanı, sezgicilik yoluyla ispatlar mısınız?

Tarih: 10.07.2014 - 02:07 | Güncelleme:

Soru Detayı

- İmanın altı şartını akılla değil de sezgicilik yoluyla ispatlar mısınız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

İmân esaslarını yalnızca tecrübe ve ilmî metodlarla kabul etmek yeterli değildir. Kalbî, rûhî, hâlî (bâtınî, içe bakış) vicdânî metodlar da gerekir ki, insan yüksek mârifet ve inanca ulaşabilsin. Bacon, imânı birinci sıraya, tecrübeyi ikinci sıraya alarak; tecrübenin yanında bir de bâtınî tecrübeyi kabul eder. (Prof. Dr. İrfan Yılmaz vd., İlim ve Din, İst., 1998, II/268)

İmam-ı Gazalî’ye göre de mantığın, dünya ilimlerinde bir şeyi anlatmak ve ispat etmek için âlet olabilir. Fakat derûnî, iç hakikatlerde onun isbatı asla yetmez; “kalb gözü”ne başvurmak gerekir. (Hilmi Ziya Ülken, Felsefeye Giriş, s. 110) Bunu biraz daha açarsak:

Fıtratın / yaratılışın yalan söylemediğini vicdânen ve hâlen biliyor ve görüyoruz. Meselâ, bir çekirdekteki gelişme meyli, “Sümbülleneceğim, meyve vereceğim.”; bir yumurtadaki hayat meyli, “Piliç olacağım.”; bir avuç su, “Fazla yer tutacağım.” der ve oluşsal âlemde bunların olduğunu görürüz.

İnsanlığın beş zahiri duyu ve beş batın (iç) duygularının yanında, gayb âlemine açılan pek çok pencereleri; şuûruruna varılmayan “şevk ve sevk” gibi hisler var. Bunlar yalan söylemez; yanlış gidemez. Dolayısıyla fıtrat (yaratılış) ve vicdan, yalan söylemez...

Hads -ki, şimşek gibi sür’at-i intikaldir-, daima onu tahrik eder, hakikati tasdik ettirir. Hadsin muzaafı (iki katı) olan ilham, onu daima nurlandırır. Meylin muzaafı, arzu ve onun muzaafı olan iştiyak ve onun muzaafı olan İlâhî aşk, ona daima gerçeği söyler. (Mesnevi-î Nûriye, s. 214-215)

İşte, insandaki tapınma, teşekkür, duâ ve ibâdete olan meyli; hakikî bir cazibedarın cezbiyle, yâni çekimiyledir. Çekim varsa, bir cazibedar var demektir.

Dolayısıyla, kâinatın sonsuz bir kudret, ilim ve sonsuz isim ve sıfat sahibinin eseri olduğunu vicdânen de biliriz. Tıpkı, balın tadını, limonun ekşiliğini, biberin acılığını “tartı, metre ve hacim” gibi ölçüleri “ilmî” rakamlarla ispat edemeyip; vicdânen bilmemiz, anlamamız gibi..

Cevap 2:

Sezgi aracılığı ile iman esaslarına ait bilgilere ve kanaatlere ulaşılması çabası, rasyonel, mantık esaslı akıl yürütmeye dayalı ve kanıtlandırma diyebileceğimiz bir yaklaşımdan farklıdır. Ruhî tecrübeye dayalı bireysel yaşanmışlık diyebileceğimiz sezgisel tavır, imanın konusu olan madde ötesi aşkın alanların yine insanın madde ötesi yönünü temsil eden ruh aracılığı ile tanınması ve bilinmesi esasına dayalıdır.

Bu nedenle rasyonaliteye ait ispatlamak isteği sezgiciliğe uygun değildir. Bunun yerine “İman esaslarına ulaşacak sezgisel bilgiyi nasıl elde edebiliriz?” şeklinde bir soru uygun olacaktır.

Felsefî çizgide özellikle Plotinus’un etkisindeki yeni Plâtoncu yaklaşım ile Orta Çağ Hristiyan felsefesinde Augustinus gibi filozoflarda etkin olmuştur. İslam dünyasında ise tasavvuf düşüncesi bağlamında özellikle Sühreverdi ve İbn Arabî gibi mutasavvıfların vahdet anlayışlarında etkin olmuştur.

İnsan ruhunun temel yetilerinden biri olarak sezgi, dolayımsız bir idrakin adıdır. Ancak bu dolayımsız idrake ulaşılması için insanın maddi ilişki ve koşullara bağlı algısını temsil eden zihinsel yönünün üzerine çıkılması gerekmektedir. Öncelikli olarak bu hedefe ulaşabilmek içinse bir takım özel çaba ve yaklaşımlar tarih boyunca söz konusu olmuştur. Örneğin İslam tasavvuf anlayışındaki seyrü sülûk yaklaşımı, ruha ait sezgisel ve dolayımsız bilgi aracılığı ile iman esaslarına ulaşılması açısından bu özel çabalardan birisidir.

Hakkalyakîn bilgi olarak da adlandırılan bu salt gerçeklik algısına ulaşabilmek için gerekli çabalar tasavvuf kaynaklarında açıklanmaktadır. Bu noktada dikkate değer olan, bu yol aracılığı ile rasyonel ve genel geçer bir ispatın söz konusu olmamasıdır. Ancak günlük hayat içerisinde yer yer farklı psikolojik etkiler neticesinde sezgisel yönümüzün devreye girdiği de bir gerçektir.

Buna göre kimi zaman herhangi bir kanıt ileri sürmeksizin içsel bir duyuş ile ilahi varoluşu hissedebiliriz. Özellikle ilhama dayalı sanat çevrelerinde ya da insan doğasını zorlayan istisnai durumlarda bu yönümüz açığa çıkabilmektedir. Tüm bunlarla birlikte, iman esaslarına yönelik rasyonel bilgi ve algıların kolektif bütünlüğü de bize, tüm bu bütünlüğün gösterdiğinden daha aşkın olan bir mevcudiyetin gerçekliğini de ifade edebilmektedir.

Sezgisel bilgide yalnızca ruhsal yönle hareket etme geleneği, Hz. Peygamber (asm)'in Necm suresinde anlatılan mi’rac yaşanmışlığı ile ruh ve beden birlikteliği aracılığı ile ulaşılan bir sezgisellikte ortaya konmuştur.

“Gördüğünü kalbi yalanlamadı. Onun gördükleri hakkında onunla tartışacak mısınız?” (Necm, 53/11, 12),

gibi ifadeler, ruha ait sezgisel bilginin aynı zamanda bedensel bilgi ile de paylaşılarak tam bir yaşanmışlığın imkânına vurgu yapılmaktadır.

Bu surede ilahi gerçeklik ile olan yakınlık “Bunun üzerine ne vahyettiyse kuluna onu vahyetti.” (Necm, 53/10), melekler ile olan yakınlık “çünkü onu güçlü, kuvvetli Cebrail öğretti, bu esnada o istiva etti.” (Necm, 53/5, 6), ahret bilgisi hakkında ise “Son sınır olan sidrenin yanındaki cennetü'l-me’va da onun yanındadır” (Necm, 53/13, 14) ifadelerini görmekteyiz.

“O arzusuna göre konuşmaz, o kendisine vahyedilenden başkası değildir.” (Necm, 53/3, 4) ayetleri de peygamberlik ve vahye inancı içermektedir.

Bu surenin ilk ayeti olan “Yörüngesinde akan yıldıza and olsun.” ifadesi de ilahi takdiri, “arkadaşınız sapmadı ve taşkınlık yapmadı” ifadesi de Hz. Peygamber (asm)'in iradesini doğru yolda kullandığını belirleyerek, ters manası ile arkadaşınız iradesi ile sapmadı ancak sizler iradeniz ile saptınız anlamını bildirmektedir.

Böylece de ilahi takdir ile özgür irade birlikteliğine vurgu yapmaktadır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun