Hz Musa (as)'ın, dilindeki bağın çözülmesi için yaptığı dua kabul oldu mu? Eğer kabul olduysa Firavun neden onunla alay etti?

Tarih: 23.04.2011 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Aşağıdaki ayetlerden anlaşıldığına göre Hz. Musa (as)’ın bütün istekleri yerine getirilmiştir.

“Musa dedi ki: “Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimin düğümünü çöz.  Ki, sözümü iyi anlasınlar. Bana ailemden birini de vezir (yardımcı) ver. Kardeşim Hârûn’u. Onunla arkamı kuvvetlendir Onu işime ortak kıl.  Böylece seni bol bol tesbih edelim. Ve seni çokça analım. Şüphesiz sen bizi çok iyi görmektesin. Allah buyurdu: “Ey Musa! Dilediğin şeyler sana verildi."(Tâ Hâ, 20/25-36).

Son cümlede yer alan “Ey Musa! Dilediğin şeyler sana verildi.” mealindeki ifadeden bu isteklerin tamamının verildiğini anlamak mümkündür.(bk. İbn Aşur, İlgili ayetin tefsiri).

“(Firavun dedi:)Yahut ben, meramını ifâde etmekten âciz olan şu zavallıdan daha hayırlı değil miyim?”(Zuhrüf, 43/52)

mealindeki ayette işaret edilen husus, Hz. Musa (as)’ın iyileşmeden önceki halini anlatmaktadır. (bk. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri) Buna göre Firavun şöyle demek istiyordu: “Sen daha bir süre öncesine kadar doğru dürüst konuşmayı bilmezken, şimdi kalkıp bana karşı mı nutuk çekiyorsun?”

Konunun diğer bir boyutu da bunun Firavun tarafından yapılan bir iftira olduğudur. Hain Firavun, Hz. Musa (as)’ın değerini düşürmek için, böyle bir iftirada bulunarak, dilinin hala peltek olduğunun insanlar arasında yayılmasını istiyordu. Musa (as)’ın çocukluğu zamanında mübarek dilinde bir çeşit pelteklik vardı ve bu halk tarafından da biliniyordu. Fakat yukarıdaki ayetlerden de anlaşılacağı üzere bilahare Hz. Musa (as)’ın  “Dilimin düğümünü çöz” diye gerçekleşen duasını Allah kabul buyurarak o arıza kendisinden yok olmuştu. (Ö. Nasuhi Bilmen, Kuran-ı Kerim’in Türkçe Meal-i Alisi ve Tefsiri, 7/3288)

O devirde mesaj ilan etme yöntemi, burada bildirildiği üzere dellal çağırtmaktı. Çünkü şu ayetler de buna işaret etmektedir:

"Firavun halkına duyuru yapıp dedi ki: “Ey benim halkım! Mısır’ın yönetimi benim elimde değil mi? Ayaklarımın altından akan şu nehirler, kanallar benim değil mi? Görmüyor musunuz? Yoksa ben, şu aşağılık, meramını bile neredeyse anlatamayan adamdan daha üstün değil miyim? Eğer o dediği gibi ise, üstüne gökten altın bilezikler atılmalı, yahut beraberinde melaikeler gelmeli değil miydi?” (Zuhruf, 43/51-53)

Bu dellallar şehir, köy ve kasabalarda konuyu halka duyururlardı. Hz. Mûsâ (as)’da risaletten sonra kekemelik yoktu. Zira Taha, 27-36 âyetlerinde nakledilen “Dilimdeki tutukluğu çöz” duası, elbette kabul edilmişti. Firavun’un böyle demesi, ilahî mesajı anlamama konusundaki inadından ileri geliyordu. Kasden önemsemiyor veya önemsemez görünüyordu. O dönemde, bir elçi gönderen hükümdar, önce onu, üzerinde ve çevresinde bütün ihtişam ve zenginliğini ispatlayacak eşyalarla donatırdı. Firavun, Mûsâ (as)’da bundan bir eser göremeyince, onun sadeliğini, elçi olmayışının delili saymak istemişti.

Râzı’ye göre ise, Firavun onun iyileştiğini bilmeden konuşmuş olabileceği gibi, kendisini haklı çıkaracak delilleri getirmekten âciz olduğunu söylemek istemiş olabilir. (Râzî, ilgili ayetin tefsiri)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun