Musa (as) ile Harun Peygamberin (as) aynı kavme ve aynı zamanda gönderilmesinin hikmeti nedir? Bir kavme, neden iki ayrı peygamber gönderilmiştir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Konuyla ilgili bazı ayet mealleri şöyledir:

“Ya Rabbî! dedi, Ben yanlışlıkla onlardan bir adam öldürdüm, bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum. Kardeşim Harun’un ifadesi benimkinden daha düzgündür, onu da benimle beraber yardımcı olarak görevlendir ki beni tasdik etsin. Doğrusu beni yalancı saymalarından endişe ediyorum.” Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “Seni kardeşinle destekleyeceğiz, size öyle bir kudret vereceğiz ki ayetlerimiz sayesinde onlar size el uzatamayacaklardır. Siz de size tâbi olanlar da, mutlaka galip geleceksiniz.”(Kasas, 28/33-35)

"Musa "Rabbim, beni yalanlamalarından korkuyorum. Kalbim sıkılır, dilim açılmaz olur. Onun için Harun'a da Peygamberlik ver. Bir de onların aleyhimde de bir kısas davaları var, bu sebeple beni öldürmelerinden korkarım." (Şuarâ, 26/12-14).

"Bana ailemden bir vezir ver. Biraderim Harun'u. Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl. Ta ki seni çok çok tesbih edelim ve seni çok çok zikredelim. Şüphesiz sen bizi hakkıyla görensin." (Tâhâ, 20/29-35).

"Firavun'a gidin, 'Biz âlemlerin Rabbinin Peygamberleriyiz, bizimle beraber israiloğullarını gönder.' deyin." (Şuarâ, 26/16-17).

Bu ayetlerden anladığımız kadarıyla, Hz. Harun (as)’ın da Hz. Musa (as) ile birlikte peygamber olarak gönderilmesinin hikmetlerinden bazıları şunlardır:

a. Hz. Musa (as), yanlışlıkla -bir kaza eseri de olsa- Firavun’un yakınlarından sayılan bir adam öldürmüştü. Bu sebeple kaçtığı Medyen’den ilk defa Mısır’a tekrar dönüyordu. İster resmen devlet tarafından olsun, ister ölenin yakınları tarafından olsun her an kendisine bir suikast yapılacağından endişe ediyordu. Hadis’te ifade edildiği üzere, Hz. Harun (as) orada sevilen, sayılan bir konuma sahipti. Onunla birlikte aynı davaya omuz vermek, birlikte hareket etmek olumsuz havayı yumuşatabilirdi.

b. Hz. Musa (as) celalli bir insandı. Bu sebeple karşıdaki muarızların itirazlarına sert mukabele ederdi, üstelik -bu sert mizacından ötürü her zaman meramını güzelce ifade edecek kadar- hatip de değildi. Mizacın sertliği, tavrın pervasızlığı dil problemi ile birleşince muhatabı ikna etmek odlukçu zor olacaktı. Hz. Harun (as) oldukça hatip bir insandı. Hem yumuşak huylu, hem güzel konuşan bir hatip olması, Hz. Musa (as)’ın görünürdeki olumsuz yanlarını telafi edecekti.

c. Hz. Musa (as) yıllardır Mısır’da yaşamıyordu. Yeni nesil onu pek de tanımıyordu. Birden Medyen’den gelir gelmez peygamber olduğunu ilan edecekti. Bir çok yönden olumsuz bir atmosferle karşı karşıya olduğunu biliyordu. Hz. Harun (as) ise endisinin aksine yıllardır Mısır’da yaşıyor, sempatik yönüyle de oldukça geniş bir çevre oluşturmuştu. Hatipliği, ikna kabiliyeti, dürüstlüğü ve sempatik tavırlarından ötürü, çevresine, sempatizanlarına güvenilir bir adam portresini kabul ettirmişti. Onun doğru kabul ettiği bir fikir bir çok kimse tarafından -tartışmasız- kabul edilebilirdi. Bu sebeple, onun da bizzat Hz. Musa (as) ile aynı görevi paylaşması, omuz omuza vermesi ve Hz. Musa (as)’ın peygamberliğini tasdik etmesi büyük önem arz ediyordu. Hz. Musa (as)’ın bu konudaki arzusu da Rahim ve Hakîm olan Rabbi tarafından kabul edilmişti..

d. Hz. Musa (as)’ın fiili tebliğ hareketinde, Hz. Harun (as)’ın gerek İsrâiloğulları, gerekse Firavun nezdindeki etkinliğinden yararlanmak istediği anlaşılıyor. Ayrıca, Hz. Musa (as)’ın Hz. Harun (as)’ı yardımcı olarak istemesinde bir diğer sebep olarak, en az on yıldır Mısır’dan uzak kalması da gösterilebilir.

e. Peygamberlerin, tebliğ faaliyetlerinin sürekli insanlarla uğraşma zorunluluğu, onların dünyevi problemleri; Rabbin zikri ve tesbihi süresinde kısıtlamalar yapılmasını gerektirebilir. Bu konuda peygambere yapılacak yardım, zikre rağbeti artırabileceği gibi, ilmin çoğalması sonucunu da sağlar. Bu bakımdan âyette zikrolunan 

“Böylece Seni bol bol tesbih edelim, bolca analım.” (Taha, 20/33-34) âyeti,

“Onu işimde ortak kıl. Onunla arkamı güçlendir.” (Taha, 20/31-32)

âyetlerinin nihâî varmak istediği hedefi olmaktadır. Ve Hz. Musa (as)’a bu talep ettiklerinin verildiğini Kur’an açıkça belirtir. (Taha, 20/36).

f. Ayrıca ayetlerden anlaşıldığı üzere (bk. Taha, 20/88-91), Mısır’da iken özümsedikleri putperestlik damarları iki de bir kabarıyordu. Hz. Musa (as), Tur-i Sina’ya çıktığı zaman İsrailoğullarının başına Hz. Harun (as)’ı bırakmıştı. Bir peygamber olmasına rağmen, Hz. Harun (as)’a muhalefet etmiş ve buzağıya tapmışlardı. Bu ve benzeri durumlar gösteriyor ki, İsrailoğullarını bir an olsun yalnız bırakmamak gerekiyordu. Yani onlarla iki peygamber ancak baş edebiliyordu..

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR