Hicr Suresinin 22. ayetinde "siz suyu depo edemezsiniz" deniliyor. Ama barajlar sayesinde su depo ediliyor, bu ayette bir çelişki yok mu?

Tarih: 06.07.2009 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Elbette Kur’an’ın ifadeleri ile sosyal realiteler, gerçekler arasında hiçbir zaman çelişki olmaz. Çelişki gibi görünen şeyler, ya ayetleri, ya da sosyal, ontolojik realiteleri yorumlayanın algılamasından kaynaklanmaktadır.

İlgili ayetin meali şöyledir: “Aşılayıcı Rüzgârlar gönderdik. Derken gökten yağmur indirip onunla sizi suladık. Halbuki o suyu hazinelerde depolayan da sizler değilsiniz.” (Hicr, 15/22)

Bu ayette -konumuzla ilgili- anahtar kelime, “suyun hazinelerde depolanması”dır.

Ayette geçen “SU”dan maksat, yağmurdur. “HAZİNE”den maksat, yer altında bulunan su mahzenleri, su yataklarıdır. Bütün dünyada geçerli ve bütün canlılar için hayat-memat meselesi olan suların toprak altındaki mahzenlerde -harika bir mekanizmayla- depolanması nerede, büyük oranda yine yeraltı tabii/ilahî mahzenlerden beslenen barajların mahzeni nerede!

Bu tasavvur,  yağmurun, denizlerden buharlaşmayla yukarıya doğru devam eden onlarca ilgili ameliyeleri düşünmeden, kolaycı bir yargıyla “yağmur buluttan yağar” demek gibi olur.

“De ki: “Söyleyin bana: şayet suyunuz çekilir, yerin dibine giderse, o akan tatlı suyu, kim getirebilir size?” (Mülk, 67/30) mealindeki ayette de, konumuzla ilgili ufkumuzu açacak manidar bir hitap/sunum vardır.

Diğer taraftan her şeyi yaratanın Allah olduğunu da unutmamak gerekir. Rüzgar, bulut, yağmur gibi sebepleri yaratan Allah olduğu gibi, bizi, bizdeki kuvveleri ve yaptıklarımızı yaratan da Allah’tır. İsteyen ve irade eden insan ise de, istediklerini yaratan Allah'tır. İnsanlar da birer sebeptir. Bu açıdan bakıldığında, suları yaratan, onları toplayan, her nerede olursa olsun onları depolayan da yine Allah’tır.

Örneğin içtiğimiz suyu yaratan Allah olduğu gibi, bunları içimizde, midemizde, kanımızda ve hücrelerimizde depolayan da Odur. Sebepleri de ve sebeplerin sonuçlarını da yaratan Odur. Kanımızı depolayan damarlarımızı ve onu pompalayan kalbimizi biz yapmadığımız gibi, içindekileri depolayan da biz değiliz. Aynı durum dünyamız ve içindeki sular için de geçerlidir.

Bitkileri aşılayan rüzgârlar, canlıların su ihtiyaçlarını karşılayan yağmurlar da O'nun hazinelerinden gelen nimetlerdir. Rüzgâr esmese aşılanma olmaz, yağmur yağmasa canlılar su bulamaz ve hayat sönerdi. Bunları insan depolamış da o depolardan geliyor değildir. Hepsinin hazinesi Allah'a aittir. Her gün her saat içinde yaşadığımız için bu olaylar bize normal ve sıradan geliyorsa da her birinde Allah'ın sonsuz kudretini, akıllara durgunluk veren hikmetini yansıtan nice tecelliler vardır. Sadece arzdaki suyun önce güneşten gelen yeterli ölçüdeki ısıyla buharlaşması, buharların uygun meteorolojik şartların yardımıyla, keza esen rüzgârların, fırtınaların denizlerden kaldırdığı tuz zerrecikleri ve karalardan kaldırdığı toz zerreciklerinden oluşan "yoğunlaşma çekirdekleri" sayesinde üst atmosfer tabakasına taşınması ve burada uygun fiziksel ortamda tekrar yoğunlaşarak kazandığı ağırlıkla, -yukarıdan aşağıya düşen diğer bütün cisimlerin aksine- hızında ivme olmadan, tahribata yol açmayacak ölçüdeki sabit bir hızla (limit hız) yere inmesi; ardından insanlar ve diğer canlılar tarafından kullanılabildiği kadarının kullanılması, bir kısmının da yerin üstünde (denizler, göller) veya altında depolanması ve nihayet bütün bu olup bitenlerin bağlı bulunduğu sayısız çeşitteki diğer doğal şartların gerçekleşmesi, ince ince ayarların yapılması, bunların hepsi gören göze, hisseden kalbe, düşünen akla sürekli Allah'ı hatırlatmaktadır. Onun için Kur'ân-ı Kerîm'de bunlara "Allah'ın âyetleri" yani O'nun varlığının işaretleri, delilleri denmektedir.

Zahirdeki sebepler ne olursa olsun evrendeki her şeyi yapıp yaratan Allah'tır. Gökten indirdiği su ile yer yüzünü canlandıran, vakti geldiğinde bitkileri sarartıp solduran doğal güçlerin arkasındaki en büyük kudret de O'dur; şu halde can veren ve yaşatan da O'dur, hayata son verip öldüren de O'dur. Mülkün (canlısıyla cansızıyla bütün varlığın) asıl mâliki Allah olduğuna göre, insanın kendi varlığının ve bu dünyada kendisinin bildiği diğer bütün şeylerin, kısaca top yekûn mevcudatın hakiki sahibi de O'dur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun