Her bir mürşid, yaşadığı toplumun diliyle tebliğ yaptığı halde, neden Mevlana Türk toplumunda eserlerini Farsça telif etmiştir?

Tarih: 22.11.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hz. Mevlana, İslâm ve tasavvuf dünyasında tanınmış, alim, muhaddis, şair, düşünce adamı ve Mevlevî yolunun öncüsüdür.

Uzmanların çoğu, Mevlâna'nın Anadolu edebiyatının bir parçası olduğunda hemfikirdir. Mevlâna Celâleddin Rumi, öncelikle Selçuklu Devleti'nin üyesidir. XII. yüzyılda Selçuklu topraklarında günlük konuşma dili Türkçe olmasına rağmen, bilim dili Arapça, edebiyat dili ise Farsça olarak kabul ediliyordu. Bir alim eserlerinin yayılmasını istiyorsa, Farsça yazması gerekiyordu.

Selçuklu Saray dilinin Farsça olması, Hz. Mevlana'nın elit ve entelektüel bir zümreye hitap etmesi, Farsça’nın şiirsel edebi anlatım kolaylığı yönünden zengin bir lisan olması dolayısıyla Hz. Mevlana Farsça eserler vermiştir.

Bunun yanında Farsça, işlenmiş bir dil olarak tasavvufa ve edebiyata girmiş, kültürlü ve entelektüel tabakanın bilmesi, okuması, yazması gereken bir dil olmuştur. Mevlâna da daha tahsil çağının eşiğinde bu iki dille karşılaşmış, babasından ve hocalarından Arapça ve Farsça`yı öğrenmiş, bu dillerde yazılan eserleri okumuştur.

Bugünün bilim adamlarının bilim dergilerinde İngilizce makaleler yazması gibi, o zamanda Farsça ya da Arapça eser vermek bir ihtiyaçtı. Böylelikle eser çok kısa sürede tüm Müslüman dünyaya yayılabilecek, kabul görebilecekti. Mevlana da, o dönemde İlim ve Edebiyat dili olarak kabul edilen Arapça ve Farsça’yı eserlerinde kullanmış. Hatta Osmanlı Pâdişahları bile Farsça şiirler yazmışlardır.

Diğer taraftan, o yüzyılda Türkçe, Anadolu’da ileri bir “şiir dili” olarak daha gelişmemiş bulunuyordu. Mevlana da bu yüzden şiirlerini Farsça yazıyordu. Hatta bunu bir ifadesinde şöyle dile getirir:

“Aslem Türk-est egerçi Hindu guyem - Her ne kadar Hintçe söylüyorsam da, aslım Türk’tür.”

Türklüğü ile ilgili tartışmalar son döneme ait olup büyük ölçüde,

"Beni yabancı sanma­yınız, ben bu mahalledenim.

Sizin mahal­lenizde evimi arıyorum.

Her ne kadar düş­man görünüyorsam da düşman değilim.

Her ne kadar Hintçe söylüyorsam da as­lım Türktür"(1)

şeklindeki rubâîsi çerçeve­sinde cereyan etmiş, şiirdeki Türk keli­mesiyle ırkî mensubiyetin kastedildiğini savunanların yanında bazıları kelimenin burada farklı anlamlara geldiğini, bununla Türk ırkına ruh yakınlığı­nın kastedildiğini ileri sürmüştür

Ayrıca, Mevlana’ya gelen ilhamlar Farsça olabilir. Onun da bu ilhanları geldiği haliyle aktarmış olması da mümkündür.

Mevlana, eserlerini çoğunlukla Farsça yazmasına rağmen, hem zamanında hem tarihte hem de günümüzde gördüğü ilgi ve yaptığı tesir dikkate alınırsa, bir mürşid olarak görevini yaptığı açıkça görülecektir.

1) bk. TDV. İslam Ans. Cilt  XXIX, s.441.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun