Haram yiyen ve haram kazançla elbise giyenin ibadeti kabul olmaz mı?

Soru Detayı

- Hasan Basri'nin bir sözünü okudum diyordu ki, insan ibadetten bir deri bir kemik kalsa, ama yediğinin helal mi haram mı olduğuna dikkat etmezse, Allah onun ibadetini kabul etmez.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Önce şunu belirtmeliyiz ki, haram kazançtan yiyen veya giyenin ibadeti makbul olmayacağına dair gelen hadis rivayetleri zayıftır. (bk. Zeynu'l-Irakî Tahricu Ahadisi'l-İhya/İhya ile birlikte/, II/90).

Ayrıca bu ve buna benzer rivayetler, haram elbise ile kılınan namazlar, namazdan alınacak mükemmel sevaba ulaşamaz demektir. Yoksa kılınan namaz geçersiz olur anlamında değildir. Nitekim namazı bozan ya da namazı geçersiz kılan konularda böyle bir madde de yoktur. Buna göre haram yiyenin ya da haram elibseyle namaz kılanın ibadetleri geçerlidir.

Bu konuda iki husus önem arz etmektedir:

Biricisi: Suç işlemekle itaat etmek arasında ters orantılı bir ilişki vardır. Bu iki zıt kutbun sürekli yan yana bulunması, bir problemin varlığına işarettir. Evet peygamberlerden başka kimse masum değildir. Fakat, sürekli olarak suç işlemek, Allah'a karşı isyan etmek, Allah'a samimi olarak iman eden, onun büyüklüğünü gönlüne yerleştiren bir kimsenin bu samimiyeti ile bağdaşmaz. O zaman kişinin bu samimiyetini sorgulaması gerekir.

Bir hadiste Peygamberimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur:

"Allah katında işlerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır." (Buharî, İman, 43).

Burada vurgulanan husus devamlılıktır. Çünkü bir işte devamlılık, o işi yapan kimsenin iç alemindeki değerini, onunla ilgili kararlılığını ve niyetini göstermektedir.

Bu hadisten hareketle şöyle bir sonuca varmak da mümkündür: "Amellerin en kötüsü az da olsa devamlı olanıdır." Çünkü devamlılık çok şey ifade etmektedir. Kişinin sistemi, niyeti, bakış açısı, yargısı, iç dünyası, karakteri, ilklerinin hepsini yansıtan bir aynadır.

Nitekim, diğer bir hadis-i şerifte şu değerlendirme yapılmıştır:

"Israrla sürdürülen / sürekli işlenen bir suç -küçük de olsa- küçük olarak kalmaz. Ve samimi olarak kendisinden pişmanlık duyulan, tövbe ve istiğfarla karşısına dikilen bir suç -büyük de olsa- artık büyük sayılmaz." (Aclunî, II/364)

 Özellikle yiyecek, içecek gibi bedenin tüm hücrelerine yayılan haram bir gıdanın olumsuz etkisi inkâr edilemez. Çünkü beden ile ruhun karşılıklı etkileşimi bilimsel olarak da ispatlanmış bir hakikattir. Nitekim bir hadiste şu hususa dikkat çekilmiştir:

"Mümin bir günah işlediği zaman, kalbinde (manevî pastan) siyah bir nokta oluşur. Kişi tövbe eder, günahtan uzaklaşır, istiğfar ederse, kalbi -tekrar- cilalanmış olur. Eğer böyle yapmayıp, günah işlemeye devam ederse, kalbindeki siyah lekeler de artmaya devam edecektir. 'Hayır, yaptıkları günahlar sebebiyle onların kalpleri oldukça paslanmıştır/artık cilalanma özelliğini kaybetmiştir.' (Mutaffifîn, 83/14) ayetinin işaret ettiği paslanma budur." (İbn Mace, Zuhd, 29)

Hadiste tövbe, "pişmanlık" olarak tarif edilmiştir. Bir kimsenin haram yemeye, haram elbise giymeye devam etmesi, onun yaptığından pişman olmadığı anlamına gelebilir. Allah'a karşı işlediği suç aletlerini çekinmeden sürekli yanında taşıması, bir bakıma cahilce yapılan bir meydan okumadır. Böyle bir insanın yapacağı ibadet, ciddiyetle, samimiyetle, kullukla ne kadar bağdaşabilir?

Hasan-ı Basri Hazretlerinin değerlendirmesini, yukarıda arz edilen çerçeve içerisinde değerlendirmek lazımdır, diye düşünüyoruz.

İkincisi: Suç ile itaat farklı birer olgudur. İmtihana tabi tutulan insanoğlu, hem suç işleyecek hem de itaat edecek bir kabiliyette yaratılmıştır.

"Eğer siz suç işlemeseydiniz, Allah sizi ortadan kaldırır, yerinize suç işleyen nesiller yaratırdı. Ta ki onlar günah işlesin, Allah da onları affetsin." (Müslim, Tevbe, 9-11)

hadisinde insanın bu yapısına dikkat çekilmiştir. Burada tabii ki, suça teşvik etmek gibi bir şey elbette söz konusu değildir. Bilakis ifade edilen şey, insanoğlunun günahlara bulaşması beklenen bir husus olduğu, pişmanlık duyup Allah'tan af dilediği takdirde, bağışlanmasının Allah katında zor bir iş olmadığı, Allah'ın kullarını affetmekten hoşlandığı gerçeğidir.

Bu ve benzer hadislerin ışığında denilebilir ki, bir günahın varlığı, bir sevabın varlığını ortadan kaldırmaz.

Kıyamet gününde Mahkeme-i Kübrada Allah'ın yüce adaletinin ölçüsüne göre, insanların iyilik ve kötülükleri karşılaştırılacak, iyilikleri yüzde elli bir olan kurtulacaktır. (Misal olarak Karia Suresine bakın). Bu da gösteriyor ki, bir eksi bir artıyı götürmez.

"Zerre miskal iyilik yapan onu görür, zerre miskal kötülük yapan onu görür." (Zilazal, 99/8).

Bir gözü kör olan kimseye "Diğer gözünü de kör et!" Bir kulağı işitmeyen kimseye "Diğer kulağını da kopar at!" denilir mi?

Nasıl ki, bir insan, başkasının suçundan dolayı sorumlu tutulmaz, öyle de bir insanın iyi huyları, onun kötü huyları yüzünden yok sayılamaz.

Söz gelimi, bir profesörün unvanı, cimriliği sebebiyle elinden alınır mı? Sert mizaçlı olduğu için, bir doktorun diploması iptal edilir mi? Bunun gibi, namaz kılmayan bir kimsenin oruç sevabı iptal edilmez.

Ancak giyimi, yemesi içmesi helal olan bir kimsenin kıldığı namaz ile haram yiyen, haram içen ve haram giyen bir kimsenin kılacağı namaz da elbette bir olmaz. Her ikisini de kılacağı namaz geçerli olsa bile, mükafatı elbette bir olmayacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
EN ÇOK SORULANLARDAN
UYGULAMALAR