Halıkın hizmetinden çıkarsan mahlukatın meşakkati altına girersin ne demek?

Tarih: 08.05.2026 - 11:45 | Güncelleme:

Soru Detayı

Ariflerin böyle bir sözü var. Mesela biz Allah'a kullukta zayıflık gösterince böyle bir durumla mı muhatap oluyoruz. İmam Gazali veya Fudayl Bin Iyad Hazretlerine ait bir söz (Ben Allah c.c ile irtibatımın zayıfladığını hanımımın ve bineğimin davranışlarından anlarım).
Hayatta yolunda gitmeyen şeyler bizim Cenab-ı Allah ile olan zayıf irtibatımızdan dolayı mıdır? Bunu genellemek doğru mudur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Her günah işleyen kimsenin işleri ters gider” demek doğru değildir, fakat “işi ters giden bazı insanların, bu tersliği bir günahın neticesidir” denilebilir.

“Halık’ın hizmetinden çıkarsan mahlûkatın meşakkati altına girersin” sözü, tasavvuf ve irfan geleneğinde insanın yaratılış gayesini hatırlatan derin bir hakikati ifade eder. Buradaki mana şudur:

İnsan, Allah’a kulluk ve teslimiyet çizgisinden uzaklaşırsa; bu defa nefsinin, insanların, dünyanın ve çeşitli kaygıların baskısı altında kalır. Çünkü kalp mutlaka bir şeye bağlanır. Allah’a dayanmazsa, dünyaya ve mahlûkata dayanmak zorunda kalır.

Bu sebeple arifler, Allah’a kulluğun insanı özgürleştirdiğini; O’ndan uzaklaşmanın ise insanı mahlûkatın yükü altında yorduğunu söylemişlerdir. Yani insan, tek bir Sultan’a kul olmazsa; makamın, paranın, beğenilme arzusunun, korkuların ve insanların beklentilerinin esiri hâline gelebilir.

Soruda geçen ve Abu Hamid al-Ghazali veya Fudayl ibn Iyad gibi zatlara nisbet edilen: “Allah ile aramdaki hâlin bozulduğunu hanımımın ve bineğimin davranışlarından anlarım.” sözü de bu manaya işaret eder. Yani kulun iç dünyasındaki bozulmanın bazı yansımaları hayatına da aksedebilir.

Günah ve gaflet, kalpte huzursuzluk meydana getirir; bu huzursuzluk bazen insanın ilişkilerine, işlerine ve ruh hâline de yansır. Allah’a yakın olan insan ise daha sabırlı, dengeli ve huzurlu olur; bunun olumlu etkileri çevresinde de görülebilir.

Ancak bunu katı ve mekanik bir kurala çevirmek ve “İşi ters giden herkes mutlaka günahkârdır.”, “Başına musibet geldiyse Allah ondan razı değildir.” gibi genellemek ve bir kurala çevirmek asla doğru olmaz. Çünkü peygamberler ve salih kullar da en ağır imtihanlardan geçirilmiştir. (bk. Müsned, 1/172, 174, 180, 185)

Bu noktada başta da ifade edildiği üzere, “Her günah işleyen kimsenin işleri ters gider” demek doğru değildir; fakat “işi ters giden bazı insanların yaşadığı sıkıntılar, kendi hata ve günahlarının bir neticesi olabilir” demek daha uygun olur.

Nitekim Kuran’da şöyle buyrulur:

“İnsanların kendi tercihleriyle yaptıkları (kötü) işler sebebiyle karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Belki dönerler diye (Allah), onlara yaptıklarının bir kısmını tattırıyor.” (Rum, 41)

Bir başka ayette ise:

“Başınıza herhangi bir musibet gelirse, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Allah, işlediğiniz günahların çoğunu da affeder.” (Şûrâ, 30)

buyrularak, insanın yaptığı yanlışların bazı dünyevî sonuçları olabileceğine dikkat çekilmiştir.

Fakat her musibetin sebebini kesin olarak bilmek mümkün değildir. Çünkü sıkıntılar bazen günaha karşı bir uyarı, bazen bir imtihan, bazen derecenin yükselmesi, bazen de manevi arınma vesilesi olabilir.

Bu yüzden en doğru tavır; başımıza gelen sıkıntılarda önce kendimizi muhasebe etmek, “Acaba benim bir kusurum var mı?” diye düşünmek; fakat başkaları hakkında kesin hükümler vermemektir.

Kısacası, Allah’a yakınlık insana huzur, denge ve manevi bereket kazandırır. Allah’tan uzaklaşmak ise kalbi dünyaya daha bağımlı ve daha yorgun hâle getirebilir. Ancak hayatta yaşanan her sıkıntıyı doğrudan “günah cezası” olarak yorumlamak doğru değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun