Güzel konuşmanın tehlikesi... diye başlayan söz hadis midir?

Tarih: 21.04.2020 - 14:48 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Bir çok yerde Hz. Ali’den Güzel konuşmanın, cesaretin, ibadetin tehlikesi diye bir söz dolaşıyor. Bu söz hadis midir, tamamı nasıldır, sahih midir?
- Kısaca açıklar mısınız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu söz bir hadistir, tamamı şöyledir:

Hz. Ali (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber Efendimiz (asm) şöyle demiştir:

“Güzel konuşmanın tehlikesi, insanlara karşı kibirlenme ve kendisinde olmayan şeyle övünmektir.
Cesaretin tehlikesi, zulüm ve haddi aşmaktır.
İyilikseverliğin tehlikesi, başa kakmaktır.
Güzelliğin tehlikesi, böbürlenmektir.
İbadetin tehlikesi, tembellik ve usanç duymaktır.
Konuşmanın tehlikesi, yalan söylemektir.
İlmin tehlikesi, unutmaktır.
Yumuşak huyluluğun tehlikesi, kendinden beklenen metanet ve salabeti göstermemektir.
Asaletin tehlikesi, soyu ile övünmektir.
Cömertliğin tehlikesi, israftır.”
(1)

Alimler, bu hadis rivayetinin senedinin zayıf olduğunu belirtmişlerdir.(2)

Zayıf, sahih ve hasen hadisin şartlarından birini ya da birkaçını taşımayan rivayetler için kullanılan hadis terimidir.

Muhaddisler, inanç ve haram-helal gibi hükümlerle ilgili olmamak şartıyla, zayıf senetli hadislerin rivayetinde bir sakınca görmemişler; nasihatler, kıssalar, amellerin faziletleri gibi tergīb-terhîb yani hayra yönlendirme ve kötülükten sakındırma konularında yahut tefsir ve tarihe ilişkin hususlarda hadis rivayet ederken, daha hoşgörülü bir tutum ortaya koymuşlardır.(3)

İnsan Cenab-ı Hakk'ın antika bir sanat eseridir. Bin bir çeşit duygu ve kabiliyetle donatılmıştır. Bu duygu ve kabiliyetler insanın saadetini olduğu gibi felaketini de hazırlayabilecek güçtedir. Eğer insan onları istikametle kullanabilir, orta yolu, vasatı muhafaza edebilir ve aşırılıklardan sakınabilirse saadeti elde eder, aksi halde felakete sürüklenir.

İşte Cenab-ı Hak gönderdiği dinler ile yaratılışça sınırlandırılmayan, bir ibre gibi aşırılıklar, geri ve ileri dereceler arasında zikzak çizen bu duygulara bir limit göstermiş, sınır çizmiş, "Şu çizgiyi aşmayın!" diye ilahi talimatını vermiştir.

Bütün mesele, insanın iradesiyle duygularına sahip olup doğru yolda gitme gayreti içerisinde olmasıdır.

Hadis-i şerifte, temelde bazı güzel huylardan bahsedilmiş ve bunların ifrat ve tefritleri sonucu doğabilecek tehlikelerden söz edilmiştir. Biz bunların üzerinde ayrı ayrı durma yerine, insanda en belirgin olan belli başlı üç duygu ve kabiliyetin ifrat, tefrit ve vasatları, yani aşırı, geri ve orta dereceleri üzerinde durmak istiyoruz.

Daima değişikliklere maruz ve felaketlere hedef olan insanın bedeninde misafir olan ruhun yaşayabilmesi için gerekli olan üç duygudan biri akıl, biri öfke, biri de şehvettir.

Asıl veriliş maksadı faydalıyı zararlıdan, iyiyi kötüden ayırmak olan akıl, eğer aşırılığa kayacak olursa cerbeze içerisine girer. Cerbeze; aklı, hakkı bâtıl, bâtılı hak, akı kara, karayı ak göstermek için kullanmaktır.

Aklın tefrit derecesi ise saflık ve bönlüktür. Böyle biri, kendisini ilgilendiren bir konu da olsa kayıtsız kalır, kafa yormaya yanaşmaz.

Aktın vasat kullanımı ise hikmettir. Böyle bir akıl sahibi hakkı araştırır, bulduğunda ona uyar, bâtılı da tanımaya çalışır, tespit ettiğinde de ondan sakınır.

Öfke duygusunun aşırısı saldırganlıktır ki, maddî manevî hiçbir şeyden korkmamak demektir. Bütün zorbalıklar, zulümler, istibdatlar, baskılar bundan kay­naklanır.

Öfke duygusunun geri derecesi ise korkaklıktır. Böyle biri korkulmayacak şeylerden dahi korkar. Oysa Allah dilemedikçe insana hiçbir şeyin zararı dokunmaz.

Öfkenin orta derecesi de şecaattir. Şecaat de şahsının veya dininin hak ve hukukunu koruma konusunda arslan kesilme, canını dahi feda etmekten çekinmeme, kendisini ilgilendirmeyen ve karışmaması gereken şeylere karışmama, meşru olmayan şeylere de girmeme demektir.

Bir şeye duyulan fazla arzu manasına gelen şehvetin ifratı fücurdur. Şehveti fücur seviyesinde olan bir insan, nefsin arzularına öylesine düşkündür ki namus ve ırzları çiğnemekten çekinmez. Tefriti ise helale de harama da arzu duymamaktır; şehvet duygusunun sönmesidir. Şehvetin arzu edilen vasat mertebesi ise iffettir ki helale arzu duyup haramdan kaçınmak şeklinde kendini gösterir.

İşte, dinimiz olan İslam, insanları doğru yola çağırırken bu üç duygunun ifrat ve tefritten uzak hikmet, şecaat ve iffetten ibaret orta derecelerini emretmiş, günde en az kırk defa okuduğumuz Fatiha Suresinde, "Bizi doğru yola ilet!" duasını yaptırmakla da bu yolda sebat göstermemizi istemiştir. Böylece fazilet ufkunun yollarını açmış, dünyayı da cennete döndürmeyi başarmıştır.

Esasında insanlık tarih boyunca bütün hak dinlerin emir ve tavsiyeleri içerisinde bulunan doğru yolun temel taşları olan bu üç duyguyu yaşamakla, insanlığa saadet buketleri armağan etmiştir. Bu fıtrî hakikate kulak vermeyenler ise insanlığa boğazda düğümlenen zakkum meyvelerini yedirmekten, dünyayı yaşanmaz hale getirmekten geri kalmamışlardır.

O hak dinler ki bu üç duyguyu yeşertmekle;
- Akıl dalında
enbiyaları, evliyaları, sıddîkînleri, âdil idarecileri, melek gibi hükümdarları;
- Öfkeyi kullanmada, Hz. Ömer, Hz. Hamza, Hz. Ali, Salahaddin Eyyubi, Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim gibi kahramanları;
- Şehvet sahasında da Hz. Yusuf gibi iffet âbidesi insanlık yıldızlarını
insanlığa en büyük örnekler olarak takdim etmişlerdir.

Bu gerçeğe kulak asmayan insanlık ise;
- Akıl dalında
maddeci, tabiatçı gibi akılsız dinsizleri;
- Öfke dalında Nemrud, Firavun, Şeddad gibi zalimleri,
- Şehvet hususunda da enva-ı çeşit putları, tanrıçaları, tanrılık davasında bulunan nice sapık ve sapıklıkları
alemin başına musallat etmekte tereddüt etmemişlerdir.

Bu üç duygunun ifrat ve tefritinin hayatı onduracak veya öldürecek seviyede güçlü sırlara sahip olduklarını dikkate aldığımızda, mealini verdiğimiz hadiste bahsi geçen huyların vasat, ifrat ve tefritlerinin de maddî ve manevî hayatımıza neler kazandırdığı veya kaybettirdiklerini anlamak zor olmayacaktır.(4)

Kaynaklar:

1) Suyuti, Camiu’s-Sağir, 1/49, h.no: 10.
2) Münavi, Feyzü’l-Kadir, 1/64-67, h.no: 10.
3) bk. Zeynüddin el-Iraki, et-Taḳyid, Beyrut 1350, s. 10; Hatîb el-Bağdadi, el-Kifaye, s. 162.
4) İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir, Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi (Heyet), Yeni Asya Neşriyat: 1/22-24.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun