Gökyüzü korunmuş bir tavan ise, meteorlardan dolayı neden canlılar zarar görüyor?

Soru Detayı

Bu ayet, en alt gök tabakasını korumak amacı ile şeytanlara atılan yıldızlar (meteor)lar hakkındadır.
Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik. Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk. Onlar, artık mele-i a´lâ´ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar. Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır. (37:6-10)
Bu ayette; Arapça -Hafiza- kökünden gelen ve muhafaza anlamında bir isim kullanılmıştır.
Ancak ne gariptir ki, göğü koruduğu iddia edilen şeyler dünyadaki yaşam türleri için bir tehdittir.
Tarihe bakarsak asteroidler ve meteorlar atmosferi geçerek dünyaya çarpmışlardır. Örnek; Chicxulub göktaşının yeryüzüne çarpmasıdır. Bu göktaşı Meksika'nın Yucatán Yarımadasına çarpmıştır ve çoğu dinazorun ölmesine sebep olduğu düşünülmektedir.
(EK SORU İÇERİĞİ)
Cevabınızda dinazorların ölmesine sebep olan göktaşının bir hikmete binaen düşürüldüğü ve yeryüzünün sadece insanların yaşayışı için hazırlandığına dair bir açıklama olmasın. ‘Korunmuş’ deniyorsa bu her zaman için ve her canlı varlık için de geçerli olması gerekmez midir?
“Biz, gökyüzünü korunmuş bir tavan gibi yaptık. Onlar ise, gökyüzünün ayetlerinden yüz çevirirler.” (21:32)

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Birinci sorudaki ilk ayetlerin meali şöyledir:

“Şüphesiz biz, dünya semasını (yakın göğü), birer zinet olan yıldızlarla/yıldızların zinetiyle (güzellikleri ve ışıklarıyla) süsledik. Ve o göğü, itaatin dışına çıkmış her azgın şeytandan koruduk. Onlar/şeytanlar, artık Mele-i Â’lâyı (yüce melekler topluluğunu) dinleyemezler. Her taraftan atışa tutulurlar.  Oradan kovulurlar. Onlar için sürekli bir azap vardır. Ancak (o yüce topluluktan) kulak hırsızlığı yapıp bir söz kapan olursa, onu delip geçen yakıcı bir yıldız takip eder.” (Saffat, 37/6-10)

Konunun iyi anlaşılması için bir kaç madde halinde açıklama yapmanın faydalı olacağını düşünüyoruz:

a) Bu ayetlerden sorudaki yorumu çıkarmak gerçekten çok tuhaf kaçmıştır. Çünkü deniliyor ki, ilgili ayetlerde “Ancak ne gariptir ki, göğü koruduğu iddia edilen şeyler dünyadaki yaşam türleri için bir tehdittir.”

Bir an için bu yorumun doğru olduğunu kabul etsek bile, ayetlerden çıkarılmak istenen bir çelişki söz konusu olamaz. Çünkü, herkes bilir ki, arz/yerküresi “Sema” kavramında dahil değildir. Kur’an’ın onlarca ayetinde gökler ile arzın/yerküresinin ayrı iki blokta zikredilmesi bunun açık delilidir. Durum böyle olunca,  ayetlerde gök ile birlikte “yerküresinin de korunduğuna” dair bir ifade kırıntısını bile bulmak mümkün değildir.

b) İlgili ayetlerde göğün hangi şeyden korunduğuna dair ifadeler çok açıktır.

Nitekim, “Ve o göğü, (yıldızlarla) itaatin dışına çıkmış her azgın şeytandan koruduk” mealindeki ayette dünya semasının kendilerinden korunduğu varlığın şeytanlar/cinler olduğu bildirilmiştir.

Buna göre, bu ayetlerde korunan dünya seması; kendisinden korunan ise şeytanlardır.

Bu yakın göğe mahsus olan, astrofizik boyutu yanında gaybi, fizik perdesine bürünmüş metafizik boyutu olan olayı, meteorların dünyaya düşmesiyle izah etmek hiç te isabetli değildir.

c) Daha açık bir ifadeyle, ilgili ayetlerde yerküresini de içine alan bir korumadan söz edilmemektedir. Göklerin de hepsi değil, “dünya seması” denilen yeryüzüne en yakın olan göklerin bir bölgesinden söz edilmektedir.

Bu sebeple, soruda  “Korunmuş deniyorsa bu her zaman için ve her canlı varlık için de geçerli olması gerekmez midir?” şeklindeki düşünce, yerden göğe kadar yersizdir.

d) Ayetlerde dünya semasını şeytanların şerrinden korumakta kullanılan yıldızlardan söz edilmektedir. Bu ifadeden meteorları da işin merkezine koymak ve varsayımın üzerinden “ne gariptir ki, göğü koruduğu iddia edilen şeyler dünyadaki yaşam türleri için bir tehdittir” deyip, sonsuz ilim, hikmet ve kudret sahibi olduğu bütün kâinatın ve semavi kitapların şahitlik yaptığı Allah’ın icraatına kafa feneriyle itiraz etmek çok cahilce bir kendini bilmezliktir.

e) Bununla beraber, kainatın mevcut nizam ve intizamının mükemmelliği, az bir kısım kötülükler için, pek çok iyiliklerin terk edilmemesinde yatmaktadır.

İlim erbabı çok iyi bilir ki, “şerr-i kalil için hayr-ı kesir terk edilmez”. Örneğin; yüzde doksan beş tarafı güzel olan bir işin yüzde beş kötü tarafı için terk edilmez. Eğer terk edilse büyük bir kötülük yapılmış olur.

Örneğin:

Bal yapan arı, eğer  bazen insanları sokup incittiği için yaratılmasaydı, insanlara büyük bir kötülük olurdu.

Yan etkilerinden ötürü ilaçlar yapılmasaydı, insanlığa büyük bir kötülük olmaz mıydı?

Yüzde beş nispetinde “cılk çıkar” diye yüz tane yumurtayı tavuğun altına koyup kuluçkaya yatırmayan bir kişinin aklından şüphe edilmez mi? Zira, bu takdirde 95 yumurtanın civciv olmasını engellemekle büyük bir zarara sebebiyet vermiş olur.

Keza, bazen insanı öldürmede kullanıldığı için tüm bıçakların veya ormanları, evleri yakmakta kullanıldığı için kibritlerin, çakmakların ve diğer yakıt alet ve edevatlarının üretimini durdurmak mı gerekir? Yoksa böyle yapmayan milyarlarca insanların hepsini deli mi ilan etmek gerekir?

Bu perspektiften daha onlarca misal verilebilir.

Demek ki, -sorudaki bilgileri doğru kabul etsek bile- tarih boyunca yerdeki varlıklara zarar verdiklerine yönelik cüzi birkaç olayın (ki ancak bir misal verilebilmiştir, varsın daha fazla olsun) taş yağmurlarının semayı korumadaki  faydalı rolleri karşısında ne kıymet ifade eder?

Şimdi de sorudaki son ayete bakalım:

İkinci sorudaki son ayetin meali şöyledir:

“Biz, gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise, gökyüzünün alametlerinden yüz çevirmektedirler.” (Enbiya, 21/32)

Aslında ilk ayetlerde şeytanların şerrinde korumaya yönelik, olayın astrofizik kanunları içerisinde  bir çeşit metafizik boyutuna işaret edilmiştir.

Son ayette ise doğrudan ontolojik prensipler içerisinde astrofizik kanunlar çerçevesinde kozmik tedbirlerden söz edilmiştir. Bu sebeple, bu iki ayeti, sırf “hıfz” kelimesinin ortak paydasına bakarak birbirinin mütemmimi gibi görmek isabetli bir yaklaşım değildir.

Bununla beraber, bu ayetin açıklamasını da bir kaç madde halinde yapmayı düşünüyoruz:

a) Ayette söz konusu olan “Mahfuz” kelimesi ism-i meful olup “korunmuş” anlamına gelir. Buna göre, ayetin ilk görünen manası: “semanın korunmuş bir tavan” olmasıdır.

Burada “semâe’d-dünyâ” değil, yalnız “sema” kelimesi kullanılmıştır. Kuran’ın mutlak olarak ifade ettiği “sema” kelimesini yalnız “en yakın sema” deyip sadece atmosfere tahsis etmek isabetli değildir.

Bu açıdan bakıldığında, korunan bir tavan olan semanın geniş korunması şöyle açıklanabilir: “Allah semayı  kendi izni olmadıkça yer üzerine düşmekten korur. Çünkü Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.” (Hac, 22/65) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, Allah hikmetinin gereği olan sebepler dairesinde yörüngeler, yıldızlar arasında boş alanlar (oklit), bu mesafeleri korumaya yönelik itim ve çekim kanunlarını yaratmıştır. Güneş, ay, yıldızlar, bunların belli yörüngelerde tutulmaları, doğup batmaları, ortaya çıkıp gizlenmeleri gibi pek çok hikmetli icraatın olması, göğü korunmuş bir tavan haline getirmiştir. Ayette “ayetlerimiz” diye ifade edilen Allah’ın sonsuz ilim, kudret, hikmet ve iradesinin deliller, bu tür kozmik belgelerdir.

Meşhur bilim adamı Kepler’in “üç yasası” diye bilinen kozmik yasalar da, yukarıda özetle arz ettiğimiz ilahi prensiplerin bazı boyutlarının keşfinden ibarettir. Bu yasaları şöyle özetlemek mümkündür:

Birinci yasada, gezegenlerin, merkezinde Güneş olan eliptik yörüngeler çizdiğini anlatır.

İkinci yasaya göre gezegeni Güneş’e birleştiren doğru, eş zamanda eş alan kat eder.

Üçüncü yasa, gezegenlerin dönüşü hakkındadır. Dönüş zamanının karesinin, gezegenin Güneş’ten ortalama uzaklığının küpüyle orantılı olduğunu öğretir.

b) Ayette geçen “Sema”, lügatte yukarıda olan her şey demektir. Dolayısıyla, verdiği dersin bir boyutu da yukarıda olan atmosfer tabakasıdır.

Bu açıdan bakıldığında “korunmuş tavan” olarak geçen atmosferin aynı zaman da “koruyucu tavan” manasına da gelir. Çünkü, atmosferin korunmuş olması, yukarıdan gelecek zararlı şeylerin onu delip geçmesine mani olacak biçimde yaratılmış olmasını ifade eder. Atmosferi geçemeyen zararlı şeylerin yeryüzüne inmesi de söz konusu değildir.

İşte bu sebep sonuç bağlamında konuya bakıldığında, bünyesi tehlikelerden korunmuş olan atmosferin bu yapısı, yeryüzünü de bu tehlikelerden korumuş olur.

Günümüzde astronomi ilminin elde ettiği gelişmeler ve ulaştığı veriler bu ayeti ‘Dünyayı saran atmosferin korunmuş bir tavan olması sebebiyle, yeryüzünü, hayata zarar verecek ışık ve gök cisimlerinden korumuş olması’ şeklinde anlamamıza imkan sağlamıştır.

c) Atmosfer, korunan ve dolayısıyla da koruyan bir özelliğe sahiptir.

Yukarıda özetlediğimiz koruma işini şöyle açıklanabilir:

  1. Atmosfer, korunmuş bir tavan olarak Güneşten gelen zararlı ışınları süzer.
  2. Meteorların dünyamıza düşmesini büyük oranda engeller.
  3. Canlılar için gerekli gazları bulundurur.
  4. İklim olayları meydana gelir.
  5. Dünyamızın aşırı ısınmasını ve soğumasını engeller.
  6. Güneş ışınlarını dağıtır. Böylece gölgede kalan yerlerin de aydınlanmasını sağlar.
  7. Dünya ile birlikte dönerek sürtünmeden doğacak yanmayı engeller.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
105 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun