Fussilet suresi 42. ayette geçen, Kuran'a önünden ve ardından batıl gelemez, ne demektir?

Tarih: 03.05.2019 - 20:02 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Fussilet 42. ayetite geçen "Ona ne önünden ne de ardından batıl gelemez." ifaesini anlamadım. 
- Burada ne önünden ne de ardından derken önü ve ardından kastı ne oluyor anlatılmak istenen nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili ayetlerin mealleri şöyledir:

“Bu uyarıcı kitap kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler (cezalarını görecekler). O, gerçekten çok değerli bir kitaptır. Ne başlangıcında ne de sonrasında (ne önünde ne de arkasında) ona asılsız bir şey girebilir; O, hikmet sahibi, övgüye layık olan Allah katından indirilmiştir." (Fussılet, 41/41, 42)

Vahyin temel amacı, insanlara inanç ve yaşayış konularında doğruyu ve yanlışı, faydalıyı ve zararlıyı göstererek onları aydınlatmak olduğu için ayette Kur'an-ı Kerîm "uyarıcı kitap" (zikir) diye anılmıştır. Bu kullanımı nedeniyle Kur'an'ın isimlerinden biri olarak gösterilen zikir kelimesi, "değerli hatıra" anlamına da gelir.

Kur'an, ona inanan ve yolundan giden ilk neslin dilleri, inançları, erdemli yaşayışları ve mücadeleleriyle saygın bir topluluk olarak daima yadedilmelerine vesile olacağı için bu isimle anılmıştır.

“Çok değerli” diye çevirdiğimiz ayet metnindeki aziz kelimesi "güçlü" anlamına da gelir.

Esasen Kur'an'ın değerli oluşu, Allah kelamı olup O'nun katından gelmesinden, ayrıca -42. ayette de belirtildiği gibi- kesinlikle asılsız ve faydasız bir unsur içermemesinden, yani baştan sona gerçeği ihtiva etmesinden; nihayet bu nitelikleri sayesinde onun özüne ve mesajına aykırı bütün inanç ve ideolojilere karşı galip çıkmasından ileri gelir.

Bu böyledir, çünkü Kur'an, "hikmet sahibi, övgüye layık olan Allah katından indirilmiştir"; hikmet sahibi olandan da ancak hikmete uygun olan, yani mutlak doğru ve mutlak yararlı olan sözler iner.

Soruda geçen konuya gelince:

Mealde de dikkat çektiğimiz gibi, ayette geçen “yedey” ve “half” kelimeleri, hem önünde ve arkasında hem de başlangıcında ve sonunda anlamlarına gelir. Bunun manası yer veya mekan bildirmek değil, Kur'an’a Allah kelamı dışında hiçbir şeyin hiçbir zaman asla karışmayacağını ifade etmek içindir. Bu cümle genellikle, Hz. Peygamber (asm) ve Kur'an'ı ona indiren Cebrail de dahil olmak üzere hiç kimsenin Kur'an’da herhangi bir eksiklik veya fazlalık meydana getiremeyeceği anlamına gelecek ifadelerle yorumlanmıştır.

“Ne başlangıcında ne de sonrasında / ne önünde ne de arkasında ona asılsız bir şey girebilir.” ifadesiyle ilgili olarak şu açıklamalar da yapılmıştır:

1. Tevrat, Zebur ve İncil gibi, daha önce gelmiş kitaplar, Kur'an'ı yalanlamadığı gibi, bundan sonra da onu yalanlayacak bir kitap gelmeyecektir.

2. Kur'an'ın hak olduğunu bildirdiği hiçbir şey batıl olmaz; batıl olduğunu söylediği hiçbir şey de hak olmaz.

3. Kendisine herhangi bir noksanlığın arız olması, böylece de "önünden" ona batılın yol bulmasından yahut da kendisine ilavede bulunulmasından, böylece de "ardından" ona batılın yol bulmasından o mahfuzdur (korunmuştur). Bunun manasının böyle oluşunun delili, "Hiç şüphesiz biz, onu koruyucularız." (Hicr, 15/9) ayetidir.

Bu izaha göre, ayetteki "batıl" kelimesi, fazlalık ve noksanlık olmuş olur.

4. Bu ifadeden kastedilen mananın, "Gelecekte ona muaraza edebilecek bir kitabın bulunması mümkün değildir. Geçmişte de ona muaraza edecek, onunla boy ölçüşebilecek bir kitap bulunmamıştır" şeklinde olması da muhtemeldir.

5. Keşşaf sahibi şöyle der: "Bu bir teşbih (benzetme)dir ve teşbih ile anlatılmak istenen şudur: Ona batıl arız olamaz ve batılın ona girmek için bulabileceği hiçbir yol yoktur. (bk. Razi, Mefatih, ilgili ayetin tefsiri)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun