Filistin’i koruma yasasını geçirmek farz mı?

Tarih: 25.04.2026 - 14:01 | Güncelleme:

Soru Detayı

Pakistan Parlamentosu için Filistin’i koruma yasasını geçirmek farz mıdır?
Filistin yanıyor, halk ayağa kalktı, heyet yola çıktı. Şimdi tüm gözler Hak âlimlerine çevrildi. Adab ve aciliyetle soruyoruz:
1.         Pakistan Parlamentosu’nun, Filistin’i Koruma Yasası’nı geçirerek sorumluluğunu yerine getirmesi farz mıdır?
2.         Parlamento bu yasayı geçirmezse, onlara oy vermek helal mi yoksa haram mı olur?
3.         Sivil halkın Pakistan Parlamentosu’nu barışçıl yollarla bu yasayı geçirmek için baskı yapması farz mıdır?
Verilecek fetva sadece bir cevap olmayacak; Gazze için bir can simidi ve bu uyuyan ümmet için bir kıvılcım olacaktır. Rehberliğinizi bekliyoruz. Sizin sesinizde bir milletin uyanışı yatıyor.
Bu durum bütün İslam devletleri için dikkate alındığında, hüküm aynı mı olur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Pakistan Parlamentosu için Filistin’i Koruma Yasası’nı geçirmek meselesi, devletlerin imkân, güç, zarar–fayda dengesi ve ümmet sorumluluğu çerçevesinde ele alınır.

İslam hukukunda “zulmü engelleme” esastır. Ancak bu engelleme, imkân, güç, daha büyük bir fesada yol açmama, netice elde etme gibi ölçülerle birlikte değerlendirilir.

Bu sebeple, eğer bir devletin gücü büyük ihtimal ile zulmü durdurmaya yetecek ise bu takdirde ebette gücü kullanması gerekir ve böyle bir sorumluluk taşır.

Ama neticenin gerçekleşmesi şüpheli veya daha büyük bir felakete yol açma ihtimali varsa, o zaman farklı yollar (diplomasi, ekonomik baskı, tam bir boykot, siyasi girişim) devreye girer.

Bugün birçok İslam ülkesi için durum budur. Türkiye ve benzeri ülkeler, doğrudan savaş yerine diplomatik ve siyasi yollarla zulmü engellemeye çalışmaktadır. Çünkü savaşın hedefi gerçekleştirme ihtimali zayıfken, ortaya çıkacak zarar çok daha büyük olabilir.

İttihad-ı İslam ve devlet başkanlarının sorumluluğu

Filistin’de ve benzeri coğrafyalarda yaşanan zulümler karşısında İslam dünyasının tavrı, sadece tek tek devletlerin imkânlarıyla değil, ümmetin birlik ve beraberliğiyle değerlendirilmesi gereken bir husustur.

Bu çerçevede esas hedef, İslam ülkelerinin güç ve imkânlarını birleştirerek İttihad-ı İslam’ın tahakkuk etmesi olmalıdır. Çünkü böyle bir birlik gerçekleştiğinde, zulümlerin önlenmesi daha mümkün hale gelir, mazlumların korunması daha etkin olur, İslam ümmetinin caydırıcı bir güç oluşturması sağlanır.

Eğer böyle bir birlik ve ittifak imkânı bulunduğu halde, buna yanaşmayan veya bu birliğin oluşmasına engel olan devlet başkanları ve yetkililer olursa, bu durum sadece siyasi bir tercih olarak değil, zulmün devamına dolaylı katkı anlamı taşıyan ağır bir sorumluluk olarak değerlendirilir.

Bu yönüyle, imkân varken birlikten uzak durmak, sonuç itibarıyla zulmün sürmesine dolaylı şekilde zemin hazırlama anlamı taşıyabilir.

Kamuoyu ve halkın sorumluluğu

Aynı şekilde, toplumlar da bu konuda sorumluluktan bağımsız değildir. Devlet yöneticilerine karşı, meşru yollarla, barışçıl yöntemlerle, bilinçli kamuoyu oluşturarak zulmün engellenmesi yönünde baskı oluşturma imkânı varken, bunu tamamen terk etmek de ümmet bilinci açısından ayrıca değerlendirilir.

Ancak bütün bu değerlendirmelerde esas olan husus, gücün gerçek durumu, neticenin gerçekleşme ihtimali, daha büyük bir fesada yol açmama dengesi, meşru yöntemler içinde kalma zorunluluğu daima göz önünde bulundurulmalıdır.

Önemli not:

Mesela bir devletin nükleer veya çok yıkıcı askerî imkânlara sahip olması halinde bile, bunların kullanımı sadece “güç var” gerekçesiyle değerlendirilemez. Çünkü bu tür adımlar, hedef ülkeyi aşarak çok daha geniş coğrafyalarda ağır sivil kayıplara ve telafisi zor büyük yıkımlara yol açabilir.

Bu sebeple devletler, her türlü müdahalede ölçülülük, netice analizi ve daha büyük bir fesadı önleme ilkesini mutlaka dikkate almaları gerekir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun