Enine yayılan kızıllığı görünceye kadar yiyin, hadisine göre sahur ne zaman başlar?

Soru Detayı

Sahurla ilgili hadis ve ayet
Ebu Davut ve Tirmizi’nin naklettiği hadis şöyledir: "Yiyin için, yukarı tırmanan aydınlık sizi yanıltmasın, enine yayılan kızıllığı görünceye kadar yiyin."
Bu hadisle Kuran’daki sahurla ilgili ayet tam uyum içinde.
Öyleyse neden zifiri karanlıkta sahur yapıyoruz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İslam dini zorluk değil, kolaylık dinidir. (La harece fi’d-din, ed-dînu yüsr). Bu prensip hem tedriç metodunu hem tebliğ metodunu hem tatbik metodunu göz önünde bulundurmayı elzem kılar. Bu cümleden olarak;

a) Kuran-ı kerim, 23 yıl içerisinde bir tedriç metodunu tatbik ederek indirilmiştir.

b) Genel olarak iman esasları sabit olmakla beraber, peygamberlerin şeriatlerinin farklı hükümler ihtiva etmesi, bu prensibin bir tezahürüdür.

c) İslamî hükümlerin belli aralıklarla indirilmesi, özellikle faiz, içki gibi kötülükleri yasaklayan hükümlerin bir kaç safhada tatbik sahasına konulması da bu prensibin bir tezahürüdür.

d) Evrensel bir vahiy kaynağı olan Kuran ve onun hakiki tefsiri olan sünnetin ifadelerini sadece bir asrın insanlarına ve imkanlarına bağlamak yanlıştır. Mutlak olan geniş manalarının her asra ve her kesime hitap eden tarafı vardır. Bunlar, birbirine engel değil, destektir.

“Evet hitabat-ı Kur'aniyenin vüs'ati ve maânî ve işaratındaki genişliği ve en âmi bir avamdan en has bir havassa kadar derecat-ı fehimlerini müraat ve mümaşat etmesi gösterir ki; herbir âyetin herbir tabakaya bir vechi var, bakıyor.” (Lem'alar, 68)

e) Mesela; İslam’da bir suyun temiz sayılması için “rengi, tadı, kokusu” gibi unsurlarının müspet olması esas kabul edilmiştir. Birilerinin şimdi kalkıp da, bu gün “rengi, tadı, kokusu” güzel olan sularda da mikropları, zararlı bakterilerin olduğundan hareketle, bu şartları yetersiz görmesi yerden göğe haksızlıktır. Çünkü, İslam dininde kolaylık esas olduğuna göre, susamış bir insanın çayırda-bayırda, kırsal yerde gördüğü bir suyun temiz olup olmamasını değerlendirmesi için, bu üç ölçüden başka kullanacak bir seçeneği yoktur. Değil bu teknik araştırma, alet ve edevatın bulunmadığı eski çağlarda, günümüzde bile en mütefennin insanlardan bile kaç kişi bir suyun temiz olup olmadığını tespit etmek için bu teknik ölçüleri kullanır? Belki de hiç biri kullanmaz, kullanamaz, çünkü cebinde aleti yok ki… Arındırma ilaçlarının bulup bulunmaması ise ayrı bir konu..

Bununla beraber, İslam dini, herkesin yapabileceği bir iş olan bu ölçüleri belirlerken, hiçbir zaman bunlardan başka bir ölçü kullanılmasına yasak getirmemiştir…

f) Gözle Ayın görülmesini öngören, imsak vaktini tayin eden ayet ve hadislerin hiç birinde “Hesap” ile bu konuların tespit edilmesine ambargo koyan bir ifade yer almamıştır. Hilal ile ilgili olarak Hz. Peygamber (asm)'den bize intikal etmiş hadisler bir hayli çoktur. Ebu Hureyre (r.a), Peygamber Efendimiz (asm)'in şöyle buyurduğunu söyler: "Ramazan orucunuzu hilali gördüğünüzde tutun. Hilali gördüğünüzde açın. Şayet hava kapalı olursa (ay'ın tespitine engel olursa) otuza tamamlayınız" (Buhari, Savm, II; Müslim, Siyam, 19, H. No: 1081; Nesâî, Siyam, 9; Darimi, Sivam, 2; Ahmed b. Hanbel, II, 422)

Hz. Peygamber (asm)’in "Biz ümmî bir ümmetiz: yazı bilmez, hesap bilmeyiz" (Buhârî, Savm, 13; Müslim, Siyam, 15; Ebû Davûd, Savm, 4) manasındaki hadisin ifadesini, “hesaba itibar edilmediğine” yorumlamak yerine, “ümmi olmayan insanların sağlam hesap metodunu bulduklarında hesap yapabileceklerine” yorumlamak çok daha isabetli ve manaya daha uygundur.

Nitekim, Şafii ve Hanefi alimlerinden bazıları, hesabın caiz olduğunu açıkça belirtmişlerdir.

Hesaba itibar edileceğini söyleyenlerin delilleri:

- (Az önce ifade edildiği üzere), Hz.Peygamber (asm)'in "Biz ümmî bir ümmetiz; yazı bilmez, hesap bilmeyiz" şeklindeki hadisi o günkü bir vakıayı dile getirmektedir. Peygamber (asm) İslâm ümmetinin bu hal üzere devam edeceğini söylemiyor. Hesaba başvurmanın müneccimlik ve kahinlikle de bir ilgisi yoktur. Kahinler, yıldızların hareketlerinden fert ve toplumun geleceği hakkında mana çıkarır, kehanetlerde bulunurlar. Oysa rasathane hesapları bir ilimdir, ilmî usullerle neticeye varır.

- Yüce Allah Kuran-ı Kerim'de güneş, ay ve yıldızların belli ölçüler dahilinde hareket ettiklerini, kainatın tamamına bir nizamın hakim olduğunu ve bu nizama bir değişikliğin arız olmadığını haber vermektedir.

Astronomi ile meşgul olanlar, hassas aletlerle donatılmış rasathanelerde bu hareketleri hesap ederler. Hilalin hesapla tespiti Müslümanlar arasında birliği sağlar.

- Oruç da namaz gibi bir ibadettir. Namaz vakitlerini tespit ederken  hesaba itibar  edildiği gibi, oruç konusunda da hesaba itibar edilmesi gerekir.

- Şafiî âlimlerden İmam Sübkî, hesaba itibar etmenin ötesinde hesabın esas alınması gerektiğini savunur. Ona göre şahitler, hilali gördüklerine dair şahitlik etseler, hesap ehli de o gün ayın görülemeyeceğini söyleseler, hesap ehlinin görüşüyle amel edilir. Çünkü hesap, kesindir, şahitlerin şahitliği ise zannidir. (Sübkî, İlmul-Menşur fi İsbati'ş-Şuhür, Mısır 1329, s. 26)

Keza, Şafiî ulemâsından el-Kaffal, el-Kazi Ebû etTayyib, Muhammed b. Mükatil ve Muhammed Remli gibi zevat da, hesabın doğruluğunu kabul eden kimsenin hilâl rü'yeti olmadan da rasathanenin hesabına göre oruç tutması veya bayram yapması vaciptir, diyorlar. (el-Fıkh ale'l-Mezahib el-arba'a,1/551)

g) Kanaatimizce, hesaba karşı çıkan alimler, bugünkü hesabın  kesin sonuçlarını görselerdi, o görüşlerinden vazgeçerlerdi. Zira İslam alimleri hak ve hakikatin aşıklarıdır.

Bugün güneşin, ayın ne zaman tutulacağını, ne zaman açılacağını çok önceden tespit eden ve doğruluğu güneş gibi ortada olan hesapları inkâr etmek, hak ve hakikati ders veren İslam’ın ruhuna aykırıdır.

h) Bu açıklamalardan anlıyoruz ki, doğruluğu tescil edilen hesapla amel etmek dinimizin ruhuna uygun olan bir tutum ve davranıştır.

Mesele şudur:

Bugün ülkemizde hesap yapan farklı kurum ve kuruluşlar vardır. Bunların farklı tespitleri vardır. Ne yapacağız?

Cevabımız şudur:

Biz bu yorumlar içerisinde tecrübesiyle, heyet halindeki çalışmasıyla, diğer kurumlardan daha geri değil, daha ileri olan takvasıyla temayüz etmiş Diyanet İşleri Başkanlığının takvimine güveniyoruz. Namazlarımızı bu takvime göre kıldığımız gibi, oruçlarımızı da bu takvime göre tutarız.

İlave bilgi için tıklayınız:

Eskiden imsak vakti nasıl belirleniyordu, şimdi fazladan mı oruç ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
385 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR