Devlet başkanlarını ziyaret eden ilim sahiplerinin ve kurraların cehennemde hüzün kuyusuna atılacağını, bildiren hadis var mıdır? Varsa bunlar kimlerdir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili hadis rivayetinde “ilim tahsil edenler..” kısmı yoktur. Tam meali şöyledir: “Peygamberimiz (a.s.m) “Hüzün vadisinden/kuyusundan Allah’a sığının.” buyurdu. Oradakiler, “Hüzün kuyusu / veya hüzün vadisi nedir?” diye sorunca,  “Bu, cehennemde bulunan ve bizzat cehennemin günde yetmiş defa kendisinden Allah’a sığındığı bir vadidir ki, riyakâr / gösteriş yapan kurralar için hazırlanmıştır.” buyurdu. Tirmizî, İbn Mace, İbn Adî’nin rivayet ettiği bu hadis “garip, zayıf” olarak değerlendirilmiştir. (bk. Zeynu’l-Irakî, Tahricu Aahadisi’l-İhya, 10/2-şamile).

Öyle zannediyoruz ki, soruda “devlet başkanlarını ziyaret edenler” ifadesi, Arapça metindeki “yuhalitune es-Sultan” veya benzeri bir ifadenin tercümesidir. Bize göre, “Sultan"kelimesi, burada belli bir şahsı, sultanı değil, devleti, saltanatı ifade etmektedir ki, konuyu çok geniş bir perspektiften değerlendirmektedir. Aşağıdaki hadis rivayetinde  de bu ifadeyi görmekteyiz.

Hz. Enes’den yapılan bir rivayette şu bilgiler vardır:

“Alimler -sultana / saltanata karışmadıkları, dünyaya bulaşmadıkları sürece, peygamberlerin ilmî verasetlerini üstlenmiş emin / güvenilir kimselerdir. Saltanata karışıp, dünyaya bulaştıkları zaman peygamberlere hıyanet etmiş olurlar, onlardan sakının.” (Kenzu’l-Ummal, h. No: 28952)

Şunu da belirtelim ki, alimler bu rivayetin zayıf olduğunu söylemişlerdir. (bk. Zeynu’l-Irakî, Tahricu Ahadisi’l-İhya, 4/221-şamile)

Bu tür hadis rivayetlerinde vurgulanan husus, alimlerin her türlü siyasetin üstünde olmalarının gereğidir. Çünkü, insanları irşat etmekle, aralarında adaletle hüküm vermekle yükümlü olan alimlerin herkese karşı aynı seviyede yakın olmaları gerekmektedir. Halbuki, belli bir siyasî zümreye -fanatikliğe kadar varan bir arzuyla- katılmak, her zaman tarafsızlık kimliğini korumaya izin vermeyebilir. Eskiden bazı alimlerin resmî görev almaktan sakınmalarının hikmeti de budur; bu gibi rivayetlerdir.

Ayrıca, ne kadar samimî olursa olsun, halkın nazarında önemli bir mevkide bulunan bir alimin söylediklerini, tarafgir bulan ve bu sebeple ondan uzak durmaya çalışacak olan kimselerin bulunması kaçınılmazdır.

Önemli bir husus da şudur ki, devletin özellikle üst düzey yetkilileriyle -avamî bir ifadeyle- sıkı-fıkı olmak, onların bazı yanlışlarına karşı çıkmayı zorlaştıracak ve belki de susarak da olsa zulümlerine onay verecektir. İşte bu da tam bir hıyanet belgesi olacaktır.

Hadiste geçen "kurralar" dan maksat kimlerdir?

Cehennemin bile Allah'tan günde yetmiş sefer sığınma taleb ettiği "hüzün kuyusu" dindarlık kisvesi altına girerek dîni tahrib edenler için hazırlanmıştır. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir başka hadislerinde: "Ümmetimin gerçek münâfıklarının çoğunluğu kurrâları arasındadır." buyurmuştur. İbnu'l-Esîr bu hadisi şöyle açıklar:

"Yani, münâfıklar (halka tam bir güven vererek foyalarını gizlemek ve böylece ortaya attıkları yıkıcı fikir ve faaliyetleri esnasında haklarında doğabilecek şüphe ve) töhmeti ortadan kaldırmak için Kur'ân-ı Kerîm'i ezberlerler. Onlar Kur'ân'a bu yolla zarar vereceklerine inanırlar. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) devrinde münâfıklar bu vasıfta idiler."

Bu hadiste Resûlullah (sav) tarafından tehdîd edilen kurrâların, hâfızların, dindarların, samimiyetle Müslüman olmakla beraber zaman zaman beğenilmeyen davranışlara düşen günahkâr Müslümanlar olmadığı kanaatindeyiz. Hadis'de tenkid edilenler dîni yıkmak üzere, özellikle yetiştirilmiş gerçek münâfıklar olmalıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR