Borsa caiz diyenlerin fetvası ile amel edebilir miyiz?

Tarih: 18.07.2020 - 15:05 | Güncelleme:

Soru Detayı

Borsa caiz diyenler olduğu gibi caiz değildir diyenler de olduğundan caiz diyenlerin fetvası ile amel edebilir miyiz? Bununla amel günah olur mu?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Soru:
Borsa caiz diyenler olduğu gibi caiz değildir diyenler de olduğundan caiz diyenlerin fetvası ile amel edebilir miyiz? Bununla amel günah olur mu?

Cevap:

Çeşitli ticaret ve sanayi kuruluşları tarafından çıkarılıp serbest piyasada ve menkul değerler borsasında, günlük değeri üzerinden alınıp satılan hisse senetleri; üretim, ticaret veya hizmet yapan ve alıcı tarafından bilinen bir şirkete ortaklığı ifade etmektedir.

Bu senetlere sahip olan kimseler, ellerindeki senedin temsil ettiği ölçüde ilgili şirketin kâr ve zararına ortak olurlar. Menkul Kıymetler Borsaları hisse senedi alım satımın yapıldığı pazarlardır.

Hisse senedi almanın hükmü, arkasında bulunan ve temsil ettiği şirketin mal varlığı ile bağlantılıdır.

İster ulusal ister uluslararası olsun; şirketin meşguliyet alanı dinen yasaklanmış işler olmadıkça, meşru şekilde üretim veya ticaret yapan bir şirketin çıkardığı hisse senetlerinin alınmasında dinen bir sakınca yoktur. Ancak temsil ettiği serveti ve faaliyet alanı meşru olmayan bir şirketin hisse senedini alan ve bunun yıllık kârından faydalanan şahıs, doğrudan veya dolaylı olarak İslami açıdan meşru ve helal olmayan bir servete ortak olmuş olur ki, bu caiz değildir.

Buna göre, portföyünde tahvil, faizli devlet bonosu vb. enstrümanlar bulunan, vadeli mevduat gelirleri olan ve dinen yasaklanan faaliyetlerle meşgul olan şirketlerin hisse senetlerinin yer aldığı yatırım fonlarına ortak olmak, evrakını alıp satmak dinen caiz değildir. Dinimizde faizli işlem içeren ya da haram şeylerin alım satımını konu alan alışverişler haram kılınmıştır.

Asıl faaliyet alanı helal olmakla birlikte kimi zaman faizli ya da dinen mahzurlu bazı işlemler de yapabilen şirketlere ortak olmak ya da bu şirketlerin hisse senetlerine gelince, asıl işi, üretim ve yatırımı helal olmakla beraber gelirine bir miktar faiz karışan, ama bunun miktarı da gelirler toplamının belli bir oranı geçmemek şartıyla bu tür şirketlerin hisse senetlerinin alınabileceği konusunda görüş bildiren bireysel ve kurumsal bazı fetvalardan söz etmek mümkündür. (bk. AAOIFI (Accountıng and Audıtıng Organızatıon For İslamıc Fınancıal İnstıtutıons), 21-3/4)

Dileyen bu görüşle de amel edebilir.

Ancak takva açısından ve şüpheli şeylerden sakınma bakımından, faiz, içki vb. meşru olmayan gelirleri olan şirketlerin bu türlü faaliyetlerinin, toplam sermayesinin belli oranının altında olması halinde bu tür şirketlerden hisse almanın hiçbir sakınca teşkil etmeyeceğini söylemek doğru olmaz. Zira az da olsa haram yollardan bazı gelir getirici faaliyetleri olduğu bilinen şirket ya da kuruluşlara finansman desteği sağlayarak onlara ortak olmak, miktarı az da olsa o harama göz yummak mahiyeti taşıyabilir.

Buradan hareketle, bir şekilde bu tür şirket veya kurumların hisseleri alınmış ve helal olmayan yollardan gelir sağladıkları sonradan tespit edilmişse, temiz olmayan bu kazanç oranının tespit edilerek hisse dönemine ait kardan çıkarılması ve sevap beklemeksizin ihtiyaç sahiplerine verilmesi uygun olur.

Soru:
Asıl işi, üretim ve yatırımı helal olmakla beraber gelirine bir miktar faiz karışan, ama bunun miktarı da gelirler toplamının % 5’ini geçmeyen şirketlerden de hisse senedi almanın gerekçesi nedir?

Cevap:

Asıl işi, üretim ve ticareti meşru, helal ve mubah olan ama bazen faizli kredi kullanan veya parasını faizci bankaya koyan ve faiz alan şirketlerin borsada hisse senetlerini alıp satmanın ve elde bulunduğu sürece dağıtılan temettüyü alıp kullanmanın hükmü çağımızın fukahası arasında tartışılan, üzerinde ittifak oluşmamış bir konudur.

Karadâvî ve Karadâğî gibi meşhur fıkıh âlimlerinin de içinde bulundukları bir grup alim ve bazı fetva meclisleri, şu şartlarla böyle şirketlerin hisse senetlerini alıp satmayı ve temettuunu de kullanmayı caiz görüyorlar:

a) Kullanılan faizli kredi, şirketin toplam hisse senetlerinin piyasa değerinin yüzde otuzunu geçmeyecek.

b) Faizli krediden kazandığı da şirketin toplam gelirinin yüzde beşini aşmayacak.

c) Eğer hisse senedi sahibi temettu (kâr) alıyorsa bu yüzde beşlik haramdan kendine düşen kârı yoksullara verecek.

Bun caiz gören alimlerin gerekçeleri şudur:

Dindar Müslümanlar hakim olabildikleri şirketlerde az da olsa faiz vb. haramları engellemelidirler. Ama hakim olamadıkları büyük şirketlerin -asıl işleri helal olduğu halde, sermayeye ve kâra az da olsa haram karıştığı için- hisse senetlerini almak caiz görülmezse dindar Müslümanlar büyük miktardaki milli servete katılmak ve bundan istifade etmekten mahrum kalırlar, dini hassasiyetleri olmayan kimseler bu servetleri ele geçirirler, bu da İslam'ın hedeflerine (mekasıd) uygun düşmez. Haramdan kaçan Müslümanlar, yıl sonu raporlarına bakarak “haramdan gelen miktarı” öğrenir ve bunu aldıkları kârdan çıkarır, yoksullara verirler…

Soru:
Ben şirketlerin yıllık hisse senedi sahiplerine dağıttığı temettüyü alacak kadar uzun süre bir hisse senedini elimde tutmuyordum yani temettü almadım. Sadece hisse senedinin imkb'de çıkıp inmesine göre alım-satım yaparak para kazandım. Caiz mi?

Cevap:

Temettu almadığın için bununla ilgili bazı tedbirler (mesela kazancı o yüzde beş veya daha azına tekabül eden kısmın yoksullara verilmesi) seni ilgilendirmiyor. Böyle bir şirket hissesini alıp satmadan doğan kazanç ise helaldir.

Soru:
1997-2011 arası borsadan katılım endeksi çıkmadan önce yaptığım ana işi helal olan ama günümüzdeki gibi kritere göre inceleyen heyet olmadığı için, benim bu kriterlere uyup uymadığını bilemediğim işlemlerde kazandığım param haram mıdır? Dinen geçmişe yönelik bir inceleme yapmam gerekir mi? Param haram ise nasıl bir yol izlemeliyim?

Cevap:

Hesaplama ve inceleme imkanınız yoksa ihtiyaten temettü gelirinin üçte birini yoksullara verin.

Soru:
Borsada hissesini aldığımız demirçelik fabrikası hissesi artınca satarak buradan para kazanıyoruz, biz bu şirketin hisselerini alırken sahiplerinin bu işin yanında ne işler yaptığını dini hassasiyeti olan kişiler mi vs. bunları bilebilmek mümkün değil biz sadece hissesini aldığımız şirketin ana işi helal bir üretim ise alıyoruz. Şirket sahiplerinin dini hassasiyeti olup olmadığını başka ne işler ile uğraştığını bilmeyerek alınan bu hisseden kazanılan para haram mıdır?

Cevap

Başka işlerinin helal olup olmadığı, helal olan işlerin şirketine ortak olmak bakımından sizi sorumlu kılmaz.

Soru:
Borsaya baktığımızda neredeyse her şirketin faizli bir işleminin olduğunu görüyoruz. Aslen Dinen caiz bir iş yapan (mobilya, otomotiv, çimento, market vb.) olarak gözüken şirketin bile bankalarla bazen kredi alıp-verme noktasında işlemleri olabiliyor. Din İşleri Yüksek Kurulunun borsa fetvasında belirttiği “şirketin meşguliyet alanı dinen yasaklanmış işler olmadıkça, meşru şekilde üretim veya ticaret yapan bir şirketin çıkardığı hisse senetlerinin alınmasında dinen bir sakınca yoktur.” ifadesine göre ben otomotiv, mobilya, çimento, demir çelik, market, tekstil, gıda gibi dinin yasaklanmadığı meşru bir iş yapan şirketin hissesini aldığımda, benim o şirkette hissem oluyor ama, kimse bana şirketin tasarrufları ile ilgili bir şey sormuyor ve şirketin üzerinde bir söz hakkım olmuyor. Bu durumda benim dinen meşru iş yapan hisse almam sonucu dinen onaylamayacağım ve söz hakkım olsa istemeyeceğim şirketin tasarruflarından dolayı benim hisse kağıdının artması sonucu kazandığım para haram olur mu?  Ben şirketlerin verdiği temettüyü almıyorum. Sadece hissenin yükselmesinin parasını alıyorum. Bu durum Maide 5/2’deki zarar üzere yardımlaşmak ayeti kapsamına mı girer?

Cevap:

Siz şirketin yönetiminde söz sahibi değilsiniz ama ne yaptıklarını biliyorsunuz; yaptıkları fetvalara uygun olduğu için de hisse senedlerini alıyorsunuz. Kötülükte ve günahta yardımlaşmak, günah olan bir işe ortak olmak veya yardımda bulunmakla gerçekleşir. Asıl işi ve öz sermayesi helal olan bir şirketin faaliyeti günah değildir ki, siz günaha yardımcı olmuş olasınız. Küçük oranda haram olan işleri ise işin tamamını haram kılmadığı için ve hassas ortak bu kısımdan elde ettiği kazancı fukaraya dağıtacağı için fıkıh heyetleri cevaz fetvası vermişlerdir.

Bununla beraber, şüpheli şeylerden sakınmak her zaman hayırlıdır.

Soru
AAOIFI nedir? Bu kurumun fetvalarının fıkha göre tutarlı tarafı ve itibarı olup olmadığını nasıl anlayacağız?

Cevap

AAOIFI ifadesinin açılımı şöyledir: Çeşitli ülkelerden alimlerin katıldığı İslami Finans Kuruluşları İçin Muhasebe ve Denetleme Kurumu-Mename-Bahreyn

Kısa adı AAOIFI olan kuruluş, şartlı olarak bazı konuları caiz görenlerdendir. Bu görüşün fıkha göre tutarlı tarafı ve itibarı olup olmadığını anlamak için kurumu kısaca tanıtmaya ihtiyaç var.

Kurumun hazırladığı standartlar kitabı birçok dile çevrildi ve birçok ülke de bu standartları (faizsiz finans kurallarını) kendi işlemlerinde bağlayıcı kabul ettiler. Standartlar kitabı Türkçe’ye de çevrilip bastırıldı; çevirenler: Mehmet Odabaşı (Giriş – 20 Standartlar), Doç. Dr. İshak Emin Aktepe (21-41 Standartlar). Bu çeviriden sonra da 30 kadar standart yayımlandı.

İşte bu çevirinin başında AAOIFI hakkında şu bilgi vardır:

Daha önce İslâmî Bankalar ve Finans Kuruluşları İçin Finansal Muhasebe Kuruluşu adıyla bilinen AAOIFI, birkaç tane İslâmî Finans Kuruluşu tarafından imzalanan kuruluş sözleşmesi uyarınca 1 Sefer 1410 / 26 Şubat 1990 yılında Cezayir’de kuruldu. AAOIFI 11 Ramazan 1411 / 27 Mart 1991 yılında herhangi bir kâr amacı gütmeyen bağımsız tüzel kişiliğe sahip uluslararası bir kuruluş olarak Bahreyn’de tescil edildi.

AAOIFI’nin amaçlarını şöyle sıralamak mümkündür:

(1) İslâmî finans kuruluşları için muhasebe ve denetleme anlayışını geliştirmek.

(2) Bu anlayışı eğitimler, konferanslar ve sempozyumlar düzenlemek, süreli yayınlar çıkarmak ve araştırmalar hazırlamak gibi yollarla yaymaya ve uygulamaya çalışmak.

(3) İslâmî finans kuruluşları için hazırlanan ve hayatın tüm alanlarını düzenleyip kuşatan İslâm hukukuna ait hükümler ile ilkeler yanında bu kuruluşların ortaya çıktığı toplum yapısını da esas alan İslâmî standartları hazırlamak, yayınlamak, açıklamak, incelemek ve tashih etmek.

(4) İslâmî finans kuruluşuna ait finansal tabloları kullananların verilen bilgilere güvenini artırmak ve onları bu kuruluşlarla çalışmaya (yatırımlar, finansman, mevduat yatırma ve bankacılık hizmetlerinden yararlanma) teşvik etmek…

Bu kurumun fıkıh heyetinde yirmi kadar İslam dünyasının tanıdığı ve itibar ettiği alim var, başkanları da Pakistanlı alim Muhammed Taki Osmani idi.

Standartlar, büyük emek mahsulü çalışmalar sonunda oluşturulmakta, fıkıh heyeti üyelerine çeşitli hizmetler veren onlarca insan da faaliyete katılmaktadır. Her standardın tartışması ve dayandığı deliller de kitapta yerini almış bulunmaktadır.

Soruda açıklanan oranlar bir nassa değil, içtihada dayanmaktadır. Bu içtihadın dayanağı fıkıh kuralları da:

a) Umumi belvâ ve zorluğun izalesi,
b) Ülke ekonomisinin ayakta durabilmesi, rekabet edebilmesi, büyük ölçekli üretim ve ticaret yapılabilmesi, küçük tasarruf sahiplerinin ortaklık usulü ile helal yoldan paralarının değerlerini koruma ve kâr sağlama talepleri… bütün bunlar ve başkalarının hem kamuya hem de bireylere ait önemli bir ihtiyaç olması. “İhtiyaç genel olsun özel olsun zaruret sayılır” kuralı.
c) “Bu mantık geçerli ise sermayesi ve işi de haram olan şirketlere de ihtiyaç var, onların senetlerini almak niçin caiz olmuyor?” şeklinde bir soru olursa, buna verilen cevap ise yine bir fıkıh kuralıdır: “Hüküm bakımından az, çoğa tabidir; az olan, çok olanın hükmünü alır; yani çoğu haram olanın tamamı haram sayılır, azı haram olanın tamamı haram olmaz.”

Şartlardan biri de piyasada faizli kredi hiç almadan iş yapan şirket hisselerinin bulunmamasıdır. Bunlar var ise kurum, az da olsa kredi alan şirketlerin hisse senetlerini almaya fetva vermiyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun