Akıl Irkçılığı Reddeder

Cenâb-ı Hak, bütün insanları bir baba ve bir anadan yaratmıştır. Yani, bütün insanlığın kaynağı birdir. İnsaniyet, yaratılış olarak birbirinden farklı değildir, hepsi aynı özelliklere sahiptirler. Maddi ve manevi cihazlarda ortak oldukları gibi yiyip içme, oturup kalkma, sevip üzülmede de aynı hislere sahiptirler. Şu halde, bir kavim bir kavme, bir aşiret diğer bir aşirete karşı üstünlük iddiasında bulunamaz.

Malûmdur ki, maddeleri bir olan iki eserden hangisinin ustası diğerinden daha maharetli, yahut hangisinde san'at estetiği daha üstün ise, o eserin diğerinden daha üstün olduğu kabul edilebilir. İnsanlar için böyle bir ölçü söz konusu olamaz. Zira, insan Allahü Azîmüşşân'ın eseridir, san'atıdır. Hepsi de Allah'ın kulları, hepsi de Âdem'in (A.S.) oğullarıdır. Vücutları aynı elementlerden dokunmuştur. Aynı beşikte büyümüş, aynı havayı teneffüs etmişlerdir. Aynı sofradan beslenmiş, aynı güneşten ziyâlanmışlardır. Bundan dolayı, Irk yönünden bir ırkın diğer bir ırka üstünlüğü iddia edilemez.

İnsanlar arasında farklılık ancak ilim ve marifet, itikat ve İnanç, fazilet ve takva, ahlâk ve terbiye gibi ulvî meziyetler yönüyledir.

Bu aslî değerler ise, Irka bağlı değildir, ona bina edilemez. Bu bakımdan, bu yüksek hakikatlerden payı olmayan herhangi bir insanın baba, dede ve atalarının değerleriyle, faziletiyle övünmeye hakkı yoktur. Çünkü o faziletlerden kendisi mahrum olup, bütün güzellikler o fazilet sahibi olan başkalarınındır. Eğer, kendisi cahilse ve ahlâktan mahrum ise, atalarının ilmi, irfanı, fazileti ve ahlâkı ona bir şan, bir şeref veremez. Kendisi çok fakir ve yoksul olan bir adamın, dedesinin geçmişteki zenginliği ile ihtiyacını gideremediği gibi...

Öte yandan, insanların gerek yaratılmaları, gerekse şu veya bu ırktan olmaları kendi iradeleri, kazanımları, tercihleri ile değil, tamamen Allahü Azîmüşşân'ın yaratması ve dilemesi iledir. Bir insanın kendi ilminin, maharetinin, çalışmasının, san'atının, kabiliyetinin neticesi olmayan bir şeyle hiçbir şekilde övünmeye hakkı yoktur. Farzedelimki, şu veya bu kabileye bağlı olmak bir şeref, bir fazilet dahi olsa, o zaman övünme ve gurur yerine, o nimete karşı, Allah'a şükür ve hamdetmek gerekir..

Irk üstünlüğü olsa olsa ancak bitkiler ve hayvanlar âlemi için geçerlidir. Meselâ, hurmanın birbirinden farklı birçok çeşidi varken, koyun türü de Merinos, Karaman, Dağlıç gibi çeşitli ırklara ayrılır. Bu ırklardan birinin, diğerine olan üstünlüğünden bahsedilebilir.

Hayvanlar âleminde her bir tür, kendi soy ve karakterini muhafaza etmektedir, meselâ, kargadan bülbül, bülbülden karga meydana gelmemektedir. Halbuki, insan âleminde kargadan bülbül, bülbülden karga misâli fertler gelmiştir ve gelmektedir. Bunun misâlleri pek çoktur.

Azer gibi putperest bir babadan Hz. İbrahim (A.S.) gibi bir peygamberin gelmesi; hem Hz. Nuh (A.S.) gibi bir peygamberden iman etmeyen bir evlâdın gelmesi, bu hakikati açık bir şekilde gösterir. Demek ki, iman ve Küfür, itaat ve isyan, irsî(kalıtsal, genetik) değildir. Nitekim Hz. Âdem'in (A.S.) bir oğlu itaatkâr, diğeri isyankâr olmuştur. Eğer irsiyet esas olsaydı Hz. Âdem'in (A.S.) her iki evlâdının da sâlih olması gerekirdi. çünkü, babaları peygamberdi.

Hem bir ırka, bir kavme mensup bütün fertlerin de aynı karakterde olmaları gerekirdi. Halbuki, her kavim içinde hem iyi, hem de kötülerin çıkması gösteriyor ki, üstün ırk fikri bâtıldır, akıldan uzaktır.

Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun