"Sen, benim günahımı ve kendi günahını yüklen." (Maide 5/29) ifadesi, "Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü taşımaz." (İsrâ, 17/15) ayetine aykırı olmaz mı?

Tarih: 22.04.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Katil, neden maktülün günahını yüklensin?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Maide suresinde geçen ayetlerin mealleri şöyledir:

27. Onlara Âdem'in iki oğlunun haberini gerçeğe uygun olarak anlat: Hani ikisi de birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kabul edilmeyen, "Andolsun seni öldüreceğim!" dedi. O da dedi ki; "Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder.

28. Andolsun ki sen öldürmek için bana el uzatsan bile ben öldürmek için sana elimi kaldıracak değilim! Zira ben âlemlerin rabbi olan Allah'tan korkarım.

29. Ben diliyorum ki sen hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenesin, cehennemliklerden olasın! Zalimlerin cezası işte budur."

30. Sonunda nefsânî duygular onu kardeşini öldürmeye itti; onu öldürdü ve böylece hüsrana uğrayanlardan oldu.

31. Ardından Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi, "Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar bile olamadım mı ki kardeşimin cesedini gömmeyi becereyim!" dedi, ettiğine de pişman oldu,

32. İşte bundan dolayı İsrâiloğulları'na şöyle yazmıştık: "Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olmaksızın kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir canı kurta­rırsa bütün insanların hayatım kurtarmış gibi olur." Şüphesiz peygamberle­rimiz onlara apaçık deliller getirdiler. Ama bundan sonra da onların çoğu yeryüzünde taşkınlık göstermektedirler.

Rivayete göre Âdem'in iki oğlu arasında bir ihtilâf çıkmış, babalan her ikisinin de Allah'a kurban sunmalarını, hangisinin kurbanı kabul edi­lirse onun haklı olacağını söylemişti. O zaman gökten inen bir ateşin kurbanı yak­ması, kurbanın kabul edildiğini gösteriyordu. Sunulan kur­banlardan Hâbil'inki kabul edildi. Kıskançlığı yüzünden bu durumu içine sindiremeyen Kabil, kardeşini öldürdü. (bk. İbn Kesîr, ilgili ayetlerin tefsiri)

"Allah ancak takva sahiplerinden (kurban) kabul eder!" ifadesiyle Hâbil, kardeşinin takva ehli olmadığına, kurbanının bu sebeple kabul edilmediğine dikkat çekmiştir. Şüphesiz ki kabul veya reddetmek tamamen Allah'ın iradesine bağlıdır. Allah takva ve ihlâs sahibi olmayanın amelini kabul etmeyeceğini bildirmiştir. Âyetlerin akışından kurbanı kabul edilmeyenin kardeşini öldürmeyi önceden aklına koymuş olduğu, fakat bu niyetini gizlediği anlaşılmaktadır.

“Sen öldürmek için bana el uzatsan bile ben öldürmek için sana elimi kaldıracak değilim.” mealindeki ayetten, "Saldırgana karşı nefsi müdafaa etmemek gerekir" gibi bir anlam çıkarılamaz; kişinin böyle durumlarda saldırganı öldürerek kendisini savunması caiz olsa da fazilet değildir. Yani "Beni öldürmek için kötü niyetler besleyebilirsin; fakat ben, senin beni öldürme hazırlıklarını öğrendikten sonra bile senden önce davranmak için bir şey yapacak değilim" demektir. Bu ifade aynı zamanda Hâbil'in kendisini savunup saldırgan kardeşini öldürebilecek güçte olduğunu, fakat cana kıymak haram ve Allah katında en büyük günah olduğu için bunu yapmadığını gösterir. (Kur’an yolu, Heyet , ilgili ayetlerin tefsiri)

İslâm'da nefsi müdafaa meşru bir haktır, kişinin kendisini ölüme teslim etmesi fazilet olarak kabul edilemez. Fazilet saldırıyı başlatmamaktır. Karşı taraf saldırıyı başlattığı takdirde saldırganı etkisiz hale getirecek kadar nefsi müdafaa etmek, bir haktır ve genel olarak bir ödevdir.

Hâbil'in Allah'tan korktuğu için kardeşini öldürme teşebbüsünde bulunmadığı bildirilirken, ikinci bir sebep olarak kardeşinin her ikisinin günahını yüklenerek cehenneme gitmesini istediği anlaşılmaktadır.

Oysa Kur'ân-ı Kerîm'in bildirdiğine göre hiç kimse bir başkasının günahından sorumlu tutulmaz (bk. İsrâ 17/15)

Burada iki soru vardır:

Birinci soru: "Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü taşımaz." (İsrâ, 17/15) olduğu halde katil olan, öldürülenin günahını nasıl yüklenir?

1. Müfessirler, "Bundan maksat 'Benim işlediğim günahı senin yüklenmeni istiyorum' demek değildir; maksat, 'Senin diğer günahlarınla birlikte beni öldürmenin günahını da yüklenerek cehennemliklerden olmanı istiyorum' demektir" şeklinde yorumlamışlardır.

Buna göre, ayette geçen "benim günahım" demek, muzafın hazfi ile, yani "beni öldürmek günahı" demektir. “Senin günahın”dan maksat ise, beni öldürmeden önceki günahların demektir. Bu cümleden olarak, "kurbanının kabul edilmemesine sebep olan günahın" demek de olabilir ki, bu mânâ İbnü Abbâs, İbnü Mes'û d, Hasen ve Katâde hazretlerinden de nakledilmiştir.

2. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur:

"Sövüşen iki kişinin söyledikleri başlayana aittir, zulme uğrayanı haddi aşmadıkça." (Müslim, Birr 69; Ebu Davud, Edeb 39)

Sövüşenlerin bütün söyledikleri başlayana aittir. Yani ilk başlayan hem aynen kendinin günahını, hem de sebep olduğundan dolayı arkadaşının günahının bir aynını yüklenir. Fakat mazlum (zulme uğrayan), haddi aşıp daha ileri gitmedikçe buyurulduğu gibi, burada da "benim günahım" demek, şayet sana karşı karşılık vererek el uzatırsam, gireceğim günahın bir aynı demektir. Şu halde biri öldürmek ister, diğeri de karşılık verir de, her ikisi de öldürülürlerse, başlayan iki cinayet diğeri de bir cinayet işlemiş olur. Beriki, karşılık vermeyecek olursa, bu bir cinayetten de kurtulur. Fakat katil yine iki cinayet yapmış ve iki günah yüklenmiş bulunur ki, birisi mazlumu öldürmek, diğeri kendini cezaya layık bulup ateşe atmak cinayetidir. (bk. Elmalılı, Hak Dini, ilgili ayetlerin tefsiri)

3. Sen beni öldürmek için saldırısan benim için seni öldürmek caiz olduğundan seni öldürürsem benim günahım ve eğer sen benden çevik davranarak be­ni katledersen senin günahın, sonuç itibariyle her iki durumda da günah sana ait olduğundan Allah'ın huzuruna her surette günahkâr olarak dönecek olan sensin. (bk. Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, İlgili ayetin tefsiri)

4. Âyeti, "Kıyamette beni razı edecek bir şey bulamadığın takdirde benim günahımı ve beni öldürmenin günahını yüklenmeni istiyorum." şeklinde yorumlayanlar da olmuştur (Razi, ilgili ayetin tefsiri) Çünkü Hz. Peygamber (asm)'den rivayet edilen bir hadise göre kıyamet gününde, zalimin mazlumu razı edecek bir sevabı, iyiliği bulunamazsa mazlumun günahlarından alınır, zalime yüklenir.(bk. Buhârî, Mezâlim 10).

İkinci soru: Bir insan için kendinin Allah'a isyan etmesini istemek caiz olmadığı gibi, başkasının isyanını isteme de caiz değildir. O halde böyle bir muttakinin (Allah'dan gereğince korkan) diğeri hakkında iki günah istemesi nasıl caiz olur?

Buna iki şekilde cevap verilebilir:

Birincisi, bu sözden asıl maksat, diğerinin günaha girmesini istemek değil; ne kendinin, ne de onun günaha girmemesini istemek, günahtan uzaklaştıracak bir nasihat vermektir. Dindar ve takva sahibi bir kimse ne kendisinin ne de başkasının Allah'a isyan etmesini, sonuçta cehennemde yanmasını ister. Burada Hâbil'in kesin ve kararlı bir üslûp kullanarak kardeşini bu büyük günahtan sakındırmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.

İkincisi, isyan istemek caiz değilse de, isyan edenin cezalandırılmasını istemek caizdir. Bu itibar ile mânâ, ben günaha girmek istemem, sen ısrar edersen ben de senin Allah'tan cezanı isterim, demek de olabilir. Fakat birincisi daha uygundur.

Kardeşinin bu nasihatleri katilde bir tereddüt meydana getirmiş olmakla birlikte sonucu etkilememiş, kıskançlık duyguları o derece kabarmış ki kardeşinin yaptığı nasihatleri âdeta işitmez hale gelmiştir. Nefsi onu kardeşini öldürmek gibi korkunç bir cinayete itmiş ve bundan başka hiçbir şey onun nefsânî duygularını tatmin etmemiştir. Sonuçta kardeşini öldürerek hem dünyada hem de âhirette hüsrana uğrayanlardan olmuş, yeryüzünde ilk defa cana kıyma ve cinayet çığırını açan kimse olduğu için kendisinden sonra gelenlerin işledikleri cinayetlerin günahına da ortak olmuştur. Hz. Peygamber (asv)  bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:

"Haksız yere öldürülen hiçbir kimse yoktur ki onun kanından Âdem'in ilk oğluna bir pay ayrılmasın. Çünkü cinayeti âdet edenlerin ilki odur." (Buhârî, Cenâİz 33; Müsned, 1/383, 430, 433)

Kıssadan Hz. Âdem (as)'in çocuklarının Allah'a, âhirete, hesaba, cezaya ve cehenneme inandıkları; Allah korkusu ve takva gibi duygulara sahip oldukları, Allah'a kurban takdim etmek gibi bir ibadette bulundukları anlaşılmaktadır. Bu durum Hz. Âdem (as)'in peygamber olduğunun bir delili olup bu inançları çocuklarına onun telkin ettiği ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

İlk insan Âdem Peygamberin (as) bu konularda ne ciddi bir tecrübesi, ne de geçmişte örnek alınacak olayları vardı. Kabil'in Hâbil'i öldürmesi yeryüzünde işlenen ilk kötülük ve cinayetti. Hâbil'in ona verdiği cevaptan ise, âhiret inancı ve Allah korkusu hakkında bilgi sahibi olduklarını ve bu hususta eğitildiklerini gösteriyor.

İlave bilgi için tıklayınız:

Hâbil ile Kabil.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun