Bir hadiste Peygamberimiz (sav) "Nebiler anneleri ayrı, babaları bir kardeşlerdir." buyurur. Bu hadisi nasıl anlamamız gerekiyor?

Tarih: 06.07.2009 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Evet, Peygamber Efendimiz (sav), peygamberlerden, dolayısıyla kendisinden söz ederken bütün peygamberleri, anneleri ayrı babaları bir çocuklara benzetmiştir. Böylece, nebileri dinlerinin kardeş kıldığını açıklamak istemiştir.

Resul-i Ekrem (s.a.v.) abd / Allah’ın kulu ve resulü olduğunu belirttiği bir sözlerinde, kendisinin Hz. İsa (as) gibi ilahlaştırılmamasını, (ıtra edilmemesini) istemiş, (1)  Ebu Hureyre’den nakledilen bir değerlendirmesinde o şöyle buyurmuştur:

“Ben Meryem oğlu’na insanların en evlâsı (en yakını)yım. Zaten bütün nebiler, evlâdu allâtırlar (anneleri ayrı, babaları bir evlâtdırlar).” (2)

Bu konuda aktarılan bir başka değerlendirmeye göre de Hz. Peygamber (sav): “Ben Meryem oğlu İsa’ya, dünya ve ahirette insanların en evlâsı (yakını ve lâyıkı)yım. Zaten bütün nebiler, anneleri üvey kardeşlerdir; anneleri farklıdır, ama dinleri birdir.” (3) buyurmuştur.

Münavi ise, aynı konuda şu sahih hadisi nakleder: 

“Ben İsa b.  Meryem’e dünya ve ahirette insanların en evlası (en yakını ve lâyıkı)yım; onunla benim aramda bir başka nebi olmadı. Ayrıca bütün peygamberler evlâdu allâtırlar; (yani) anneleri başka başka, dinleri bir (kimseler)dirler.” (4)

Hz. Peygamber (sav)’in bu açıklamaları, önce Hz. İsa (as)’dan, sonra da nebilerin kardeşliğinden ve yakınlığından söz etmektedir. Onun Hz. İsa (as)’ı ilgilendiren sözlerinde şu noktalar dikkat çekmektedir:

1. Hz. Peygamber (sav) bu açıklamalarında Hz. İsa (as)’ı “Meryem Oğlu” veya “Meryem Oğlu İsa” diye anmaktadır. Nebiler içinde tek kişi annesine nispet edilerek anılmaktadır. O da Kur'an ayetlerinde belirtildiği üzere babasız olarak anne rahmine düşen Hz. İsa (as)’dır. O, Kur'an ayetlerinde ve hadis-i şeriflerde hep annesinin adı ile anılır. Hz. Yunus (as) da  “Metta’nın Oğlu” diye anılmaktadır. Bazıları ‘Metta annesidir’ diyorlarsa da, babası olması daha çok kabul görmektedir. (5)

2. Hz. Peygamber (sav), Hz. İsa (as)’a öncelikle dünyada evlâ, yani en yakın kişi ve peygamberdir: Çünkü her ikisi de beşerdir, Hz. Peygamber (asv) ondan sonra gelmiştir ve aralarında başka nebi gelmemiştir. Ayrıca Hz. İsa (as) onun geleceğini müjdelemiş, (6) o müjde üzerine de Hz. Peygamber (asv) gönderilmiştir. Bu ikisi; müjdeci ile müjdesi verilenin gelmesi gibi birbirine yakındırlar. Bir başka açıdan Rasulullah (asv), onun kendisinden önce getirdiği tevhit dininin hüküm ve kurallarını yeryüzüne yaymıştır. İnsanları da, bütün nebileri ve onu doğrulamaya çağırmıştır. (7)
 
3. Hz. Peygamber (s.a.v.) ahirette de ona en lâyık, evla ve en yakın kimsedir. Her ikisi de “Ulülazm” nebilerdir. Her ikisinin ölümleri ve şeriatları arasında uzun bir fasıla yoktur. Bu ve benzeri durumlar ve zamanlarının yakınlığı; o ikisini soyları bir babadan gelen en yakın iki kardeş gibi yapmakta ve yakınlaştırmaktadır. (8)

4. Resul-i Ekrem (sav), Hz. İsa (as) ve kendisi hakkında açıklama yaparken, ayrıca bu benzetmesi ile bütün peygamberleri ilgilendiren bir hüküm de vermektedir. Açıklamasına göre; bütün peygamberler, anneleri farklı kardeşler gibidirler. Soyda baba kardeşleri birleştirdiği ve soyca birbirlerine bağladığı gibi, hak din ve vahiy de, onları kardeş etmiş ve kardeşler gibi birbirine bağlamıştır. Babaları yerine olan hak din ve tevhit, farklı zamanlardan, farklı annelerden doğan çocuklar gibi, onların zuhuruna ve nebiliğine sebep olmuştur.

Hadiste geçen "Allât", kumalar demektir. (9) "Alle", aslında biri diğerinden sonra gelmek, peşi sıra olmak manasınadır. Birden çok evlilikte de, eşler birbirlerinin peşi sıra ve farklı zamanlarda gelirler. Bu yüzden, ayrı analardan olan bir babanın çocuklarına, “benu’l-allât”  denir. Çünkü babaları daha öncekinin üzerine bir başka kadınla evlenmiştir ve önceki hanımdan susuzluğunu giderdikten sonra sıra öbürüne gelmiştir. "Alle" fiilinin mastarı olan "alel", ikinci içme (eş-sürbü’s-sâni) demektir. “Allehû; ona ikinci defa su verdi” manasınadır.

Hastalık demek olan “illet” de bu asıldan gelir. Çünkü hastalık kişiyi iyi durumda olduğu ilk halinden ayırır, ikinci bir duruma sokar ve ona yeni meşgale olur ve kişi de alil / hasta hale gelir. (10) Bu yüzden ta’lile; illetini, sebebini açıkladı, delilini ortaya koydu, ispat etti, meşgul etti ve oyaladı manaları da verilir. (12)

Şu halde peygamberler, ihtiyaç anında biri diğeri arkasından gelen, iman susuzluğundaki insanlara, su gibi faydalı olan, nübüvvetle insanlığı buluşturan ve böylece hayırlı neticelerin doğmasına sebep olan önemli kimselerdir. Onların hepsi de; insanlığa, bir önceki nebinin sunduğunun benzerini sunmuşlardır.

Müminler de her çağda aynı misyonun takipçileridirler. Onlar da insanlığın su gibi ihtiyacı olan tevhit ve hidayeti onlara ulaştırmak ve yardım etmek göreviyle mesuldürler.

Ayrıca peygamberler, anneleri birbiri ardınca aynı yuvaya gelen, babaları bir olan oğullar gibidirler. Nasıl baba birliği, -anneler ayrı da olsa- çocukları “kardeş” yapıyorsa; zamanları farklı da olsa aynı tevhid inancı da, onları birbirlerine kardeş kılmaktadır. Sanki onlar farklı çağların doğurduğu, aynı tevhid din ve inancının oğullarıdırlar. Tevhit ve aslı aynı olan semavi dinleri onları kardeş ettiği gibi; İslam’ın oğulları sayılan farklı insanlar ve ırklar da aynı imandan olmakla birbirlerinin kardeşidirler. Dilleri ve tenleri farklı olsa da, iman onları birleştirmiştir. “Bütün müminler ancak kardeştirler.” (13)  Peygamberler de, bir olan aynı Allah’a inanırlar, ondan vahiy alırlar, onun emirlerini tebliğe ve yaymaya çalışırlar. Bu yüzden, nübüvvetleri, inançları, görevleri, işleri, yaşama tarzları, idealleri ve aynı mesajı yaymak istemeleri; onları bu hususta müşterek kılmış, yani kardeş etmiştir. Çünkü bir inanç ve gaye için çalışanlar, birbirinin aynı hükmünde kardeşlerdir. Bu yüzden Hz. Muhammed (sav) ’in bir nebi olduğuna inanan Müslümanlar; onun inanç ve din kardeşi bildiği diğer peygamberlere de şüphesiz inanır ve saygı duyarlar. Yine bu yüzden İsevilerin ve Musevilerin de Hz. Muhammed (asv)’i bir nebi ve bu anlamda peygamberlerinin kardeşi olarak görmelerini arzularlar.

Hz. Peygamber (s.a.v.) Kur'an-ı Kerim’in de belirttiği üzere, peygamberlerin ilki değildir. Ona Mekke müşrikleri: “Onu (Kur'an’ı) uydurdu” dedikleri zaman yüce Allah ona:

“De ki: ‘Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan bana gelecek cezayı savmaya gücünüz yetmez. Ayrıca o, bu konuda yaptığınız taşkınlıkları da en iyi bilendir. Buna benimle sizin aramızda şahit olarak Allah yeter.  O gafûr/pek bağışlayıcı, rahim/pek merhametlidir.” (14)  diye vahy etmiştir.

Ayrıca Resul-i Ekrem (sav)’e, onlara karşı şöyle cevap vermesi de emredilmiştir:

“(Ayrıca onlara) de ki, ‘Ben Peygamberin ilki değilim…” (15) 

Yani ondan önce geçmiş asırların memesinden süt emen, dinleri, yani iman esasları bir, (füruâtta ve ahkâmda farklı şeriatleri) olan nebiler de gelmişti. O Allah’ın son elçisi, Nübüvvet sarayının son tuğlasıydı. (15) Hz. Peygamber (s.a.v.) adları konusunda açıklama yaparken; “Ben Muhammed’im, Ahmed’im, el-Mukaffîyim (nebiler silsilesinin sonuncusuyum), el-Hâşirim, Nebiyyu’r-Rahmeyim (Rahmet ve Şefkat Peygamberiyim) ve Tevbe Nebisiyim.” (16) buyuruyor ve el-Mukaffi oluşunu beyan etmekle de konuya açıklık getiriyordu.

5. Abdullah b. Selam (Husayn b. Selam) hicret öncesinde, bir Tevrat âlimi olarak Hz. Peygamber (sav)’in Medine’ye gelmesini bekliyordu. Hz. Peygamber (asv)'in geldiğini duyunca, sevinçle tekbir getirmişti. Yahudi halası tekbirini duyunca “Allah cezanı versin! Vallahi, Musa b. İmran’ın geliş haberini duysaydın bundan fazlasını yapmazdın” deyince yeğeni: “Halacığım vallahi o da İmran oğlu Musa’nın kardeşidir; onun dini üzeredir ve onun gönderildiği ile gönderilmiştir (insanlara aynı iman hakikatlerini sunar)” diye cevap verdi.(17) Şu halde, bu sözlerle Yahudilikte de nebilerin kardeş olmaları ile ilgili bir inancın varlığına bir delil ve işaret bulduğumuzu söyleyebiliriz. İlahi dinlerin asıllarının aynı olması da bu tür kardeşliğin semavi dinlerdeki varlığını makul göstermektedir.

6. Bütün peygamberler nübüvvet ve inanç birliğinden dolayı kardeş oldukları gibi, onlara “onların gösterdiği tarzda ve dinlerini bozmadan” inanan bütün müminler de peygamberlerin ve birbirlerinin bir nevi kardeşidirler. Yani inanç birliği peygamberleri ve müminleri birbirine kardeş etmektedirler. Bu açıdan biz Müslümanlar Hz. Peygambere (sav) kardeş olduğumuz gibi,  diğer peygamberlere de kardeşiz. Bu bizim açımızdan büyük bir şeref ve itibardır. Ayrıca kardeşlik açısından, dini yaşama ve yaymada o büyük kimseleri örnek almayı ve onlara ve dine yardımı da gerektirir.

7. Nebilerin putlaştırılması doğru olmadığı gibi, onlar dışındaki büyük insanlar âlimler ve ümmet içindeki büyükler ve liderler de ıtra (aşırı methetme) ile insanüstü görülmemelidirler. Allah tarafından nübüvvet gibi pek ağır ve büyük bir görev için seçilen mümtaz kişiler olan peygamberler ve ümmete dünya ve ahirette en büyük faydası dokunan Hz. Peygamber (sav) -hâşâ- tanrılaştırılamayacağına göre; ondan sonraki büyük insanlar da tanrılaştırılamazlar. İnsanlar mahlûk olmada bir oldukları gibi, mabudiyetten uzaklık noktasında da bir ve müsavidirler.

Dipnotlar:

1.    “Hz. Peygamber’in Itraya Karşı çıkması için bkz. el- Buhari, Muhammed b. İsmail, Sahihu’l-Buhari, I-VIII, el- Mektebetü’l İslamiyye, İstanbul, ty, IV, 142. Enbiya, 48; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I-VI, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1992, I, 23, 24, 47, 55; Hz. Peygamber’in aşırı övgüden sıkılması, bkz. Hayâtü’s- Sahabe, III, 113.
2.    Sahihu’l-Buhari, IV, 142, Enbiya, 48.
3.    Sahihu’l-Buhari, IV, 142. Aynı bâb; Ayrıca krş. Mansur Ali Nasif, et-Tâcu’l- Câmi‘u li’l-Usûl, I-V, Mektebetü Pamuk, İstanbul, 1961, III, 299, K. Nübüvve, İsa (a.s.) konusu. Burada nebiler için “ıhvetü allât” tabiri geçmektedir.
4.    El- Münavi, Abdurrauf, Feyzu’l-Kadir, I-VI, Beyrut, ty.  II, 47, nr. 2706; (Ahmed b. Hanbel, İbn-i Mâce ve Ebu Davud’dan) .
5.    Ez-Zebidî, Ahmed b. Ahmed, Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrîd-i Sarih Tercümesi, terc., Ahmed Naim, I-XII, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1984, IX, 152x; Bahçeci, Muhyiddin, Âyet ve Hadislerde Peygamberlik ve Peygamberler, İzmir, 1997, s. 167.
6.    Musned, IV, 127, 128; V, 262; krş. Ez- Zehebi, Ahmed b. Osman, Târîhu’l-İslâm, Dâru’l-Kütübi’l Arabi, Beyrut, 1987,  s. 42; İbn-i Hişam, Abdulmelik b. Hişam, Siretu’n-Nebî, I-IV, Dâru’l Fikr, Beyrut, 1981, I, 170, 177; Onun gönderilmesi, ezelde mukadder son peygamber oluşu için bkz. El-Aclûni, İsmail b. Muhammed, Keşfu’l-Hafâ,  I-II, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabi, Beyrut, 1351, II, 129, nr. 2007; İbn-i İshak, Siretü İbn-i İshak, tahkik, Muhammed Hamidullah, Hayra Hizmet Vakfı, Konya, 1981, s. 28, Fıkra, 33; et-Tâc, III, 338.
7.    Feyzu’l-Kadir, II, 47.
8.    a.g.e., II, 47.
9.    a.g.e.,II, 47; (Kelime ayın, lâm elif ve açık te ile yazılır.)
10.    Ebu Bekir b. Abdulkadir er-Râzî, tertib, Mahmud Hâtır, tahkik, Hazma Fethullah, Muhtâru’s- Sıhah  Müessesetü’r- Risale, Beyrut, 1998, s. 451.
11.    Heyet, el-Mu‘cemu’l-Arabiyyu’l-Esasî, Laros, yy. 1988, s. 860.
12.    İlgili ayete bkz.
13.    Ahkâf, 46/8.
14.    Ahkâf, 46/9.
15.    Sahihu’l-Buhari, IV, 142, Enbiya, 48; Müsned, III, 9; Hz. Peygamber’in bir temsille kendisini anlatması için bkz. Târihu’l-İslam, s. 537; Ayet ve Hadislerde Peygamberlik, s. 52.
16.    İmâm Muslim, Müslim b. Haccâc, Sahihu Müslim, I-III, Çağrı Yayınları İstanbul, 1992, II, 1208, nr. 126; Canan, İbrahim, Kütüb-i Sitte,  I-XV, Akçağ Yayınları, İstanbul, ty, XV, 200.
17.    bk. Abdullah b. Selam’ın Müslüman oluşu konusu; Siretü’n-Nebi, II, 139.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun