Bilmiyorum demek ilimdendir, anlamında bir hadis var mı?

Tarih: 27.12.2017 - 08:17 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Konuyla ilgili iki rivayet şöyledir:

Hz. Abdullah İbn Ömer radıyallahu anhümâ şöyle dedi: "Biz, tekellüften nehiy olunduk (bize yasaklandı)."

Soruda geçen ifade ise, Hz. Abdullah İbn Mesud’a aittir.

Mesruk şöyle dedi: Abdullah İbni Mes'ûd radıyallahu anh'ın yanına gitmiştik. O bize şunları söyledi:

“Dostlar! Bilen, bildiğini söylesin. Bilmeyen de 'Allah bilir.' desin. Zira insanın bilmediği konuda 'Allah bilir.' demesi de bir ilimdir. Allah Teala, Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem'e şöyle buyurmuştur: 'De ki: Kur'an'ı tebliğden ötürü sizden bir ücret istemiyorum. Ben, kendiliğinden bir şeyler uydurup size dayatmak isteyen biri de değilim.'" [Buhârî, Tefsîru sûre (30, 38), 3; bk. Müslim, Münâfıkîn 39, 40]

Bu iki rivayet, dinimizde tekellüf, yani;

- Zorlama ve zorlanma,
- Faydasız, gereksiz şeylerin peşine düşüp zaman ve emek harcama,
- Altından kalkamayacağı bilimsel ve fikrî konulara dalıp kafa yorma ve boş yere başkalarının zamanını alma, canını sıkma,
- Bilmediği halde sorulan bir soruya biliyormuş havasını vermek için bin bir dereden su getirerek yakıştırma cevaplar vermeye çalışma,

gibi tavır ve davranışların yasaklandığını ortaya koymaktadır.

Birinci rivayet, hadis usulünde hükmen merfu terimiyle değer biçilen bir niteliğe sahip bulunmaktadır. Bir sahabi, Hz. Peygamber (asm)'in zamanına atıfta bulunmadan "Biz şöyle yapmakla emr olunduk veya şöyle davranmaktan men olunduk." derse, onlara bunu emreden ve nehyedenin Hz. Peygamber (asm) olduğu anlaşılır ve bu ifade kalıbıyla verilen haberler, Hz. Peygamber (asm)'den alınmış haberler, emir ve yasaklar gibi geçerli olur.

Her alanda işi yokuşa süren, engel çıkaran, sürekli tartışan, külfet ve yük getiren, olumsuz davranan, ceviz kabuğunu doldurmayacak meseleler üzerine ciddî bir şeymiş gibi eğilen, malayani ile vakit geçiren kişilerin bu yaptıkları tam anlamıyla tekellüftür.

Tekellüf, özünde sahtecilik bulunduğu, sonuçta da kimseye bir faydası olmadığı için yasaklanmıştır. Her zaman ve her konuda mutedil, sade, mesele ve olaylara kendisini ilgilendirdiği kadar yaklaşan, özentisiz, iddiasız davranan kimse, hem pratik hem de faydalı bir yol izlemiş olur. Laf yerine iş üreten, insanların işini kolaylaştıran, gösteriş ve külfetten kaçınan olumlu bir tavrın sergilenmesi daima yeğlenmelidir. Hadisin bizden istediği budur.

Bir keresinde Hz. Ömer'e, biri gelip "ve fâkiheten ve ebben" ayetini sormuş. O da ayeti tekrar ederek fakihe elmadır peki ya ebben nedir, demiş, durmuş, hemen peşinde de, "Biz tekellüften menedildik." diyerek, manasını bilmediği kelime üzerinde yorum yapmaktan kaçınmıştır.

İkinci rivayet, mevkuf bir rivayettir. Yani bize bir sahâbînin değerlendirmesini haber vermektedir.

Müslim'deki bir başka rivayetten öğrendiğimize göre, ravi Mesrûk ve arkadaşları İbni Mesud'un yanında bulunuyorlarken bir adam gelip ismini vermediği bir hikayecinin Kûfe'deki Kinde Kapıları mevkiinde "Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle." (Duhan, 44/10) ayetindeki dumanın kıyamette olacağına dair hikâyeler anlattığını haber vermiş. İbni Mesud kızgın bir vaziyette yattığı yerden doğrulmuş ve yukarıdaki sözlerini söylemiş, daha sonra da o duman olayının Bedir Savaşı'nda müşriklerce yaşandığına dair açıklamada bulunmuştur. (bk. Müslim, Münâfıkîn, 39-40)

Burada İbni Mesud radıyallahu anhın değerlendirmesinden anlıyoruz ki, insanların bilmedikleri konularda, biliyormuş gibi davranıp bir takım hikaye ve senaryolar uydurarak ortaya bir şeyler atmaları bir tekellüftür, zorlamadır. Bu, nehyedilmiş bir tutum ve tavırdır.

O halde yapılacak iş, bilenlerin bildiklerini söylemeleri, bilmeyenlerin ise "Allah bilir" diye meseleyi mutlak ilim sahibine havale etmeleri, bu edebi göstermeleridir. Bilmediği konularda Allah bilir demek de bir ilim ve sorumluluk göstergesidir.

Sahabe-i kiram, Hz. Peygamber (asm) kendilerine bir soru yönelttiği zaman, cevabı bilseler bile "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" derlerdi. Bunu adet edinmişlerdi. Ne yazık ki günümüz insanı, çoğu kez "Hele bir Kitab'a, Sünnet'e başvuralım, bakalım" deme lüzumunu duymadan, kendince bir yorum yapmaya heveslenmektedir. Hele bazı insanlar vardır ki, hemen her konuda sanki konuşmak zorundaymış gibi yorumlar yapar dururlar. Ekran, mikrofon, kürsü hayranı ve konuşma hastasıdırlar. Bu da açık bir tekellüftür.

Ülkemizde bundan da acı olan bir şey daha vardır. O da bazı medya mensuplarının ve bazı siyasilerin, hiç de uzmanlık alanları olmadığı halde din konusunda ahkam kesmeye bayılır olmalarıdır. Bu tür insanları gördükçe, dinledikçe tekellüf yasağının ne kadar anlamlı olduğu anlaşılmaktadır.

Bilmediği konularda "Allah bilir" demenin de bir ilim olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koyan, bilmediğini söylemenin insanı küçültmeyeceğini, aksine yücelteceğini ifade eden Abdullah İbni Mesud radıyallahu anh bu değerlendirmesine, kısa açıklamasını verdiğimiz, 

"De ki: Kur'an'ı tebliğden ötürü sizden bir ücret istemiyorum. Ben, kendiliğinden bir şeyler uydurup size dayatmak isteyen biri de değilim." (Sad, 38/86)

mealindeki ayeti delil getirmektedir. Buna göre:

- Her konuda tekellüften, tekellüfçülükten kaçınmak lâzımdır.

- Tekellüf hem ayet hem Efendimiz (asm)'in hadisleriyle nehyedilmiştir.

- Özellikle İslâm davetçileri iyi bildikleri konuları anlatmalı, bilmediklerini de "Allah bilir" diyerek veya açıkça bilmediğini söyleme olgunluğunu ve sorumluluğunu göstermelidirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun