Beyin yapısı değişiyorsa insan neden sorumlu olsun?
1848 yılında demiryolu işçisi Phineas Cage’in kafasına metal saplandı ve kişiliği tamamen değişip kötü bir insana dönüştü. Değerlendirir misiniz?
Phineas Gage isimli bir demiryolu işçisi, 1848 yılında geçirdiği bir kazada kafasına büyük bir demir çubuğun girmesine rağmen hayatta kalmıştır. Ancak beyninde meydana gelen hasar sonrasında kişiliğinde ve davranışlarında ciddi değişiklikler olduğu gözlemlenmiştir. Bu olay, beynin fiziksel yapısının insanın karakteri, iradesi ve davranışları üzerindeki güçlü etkisini gösteren önemli bir örnektir. Buradan hareketle şu soruyu sormak istiyorum:
- İslam inancında dünya hayatının bir imtihan olduğu ve insanın tercihlerinden sorumlu tutulacağı ifade edilmektedir. Ancak insanın iradesini, karakterini ve davranışlarını etkileyen beyin yapısı bir kaza veya hastalık nedeniyle değişebiliyorsa, kişinin dini ve ahlaki sorumluluğunu nasıl değerlendirmeliyiz?
- Örneğin Gage Müslüman olsaydı ve beyin hasarı nedeniyle ibadetlerini yerine getiremeyen veya günah olarak değerlendirilen davranışlarda bulunan birine dönüşseydi, bu durumda sorumluluğu nasıl olurdu?
- Kişinin davranışlarını etkileyen biyolojik hasar ile kendi özgür iradesi arasındaki sınır nasıl belirlenebilir?
- Ayrıca her insanın genetik, biyolojik ve nörolojik şartları birbirinden farklıysa, özgür irade ve imtihan kavramlarını nasıl anlamalıyız?
- Bu durum, dünyanın bir imtihan olduğu düşüncesini sorgulamamıza neden olur mu, yoksa ilahi adalet kişinin sahip olduğu biyolojik ve zihinsel kapasiteyi de hesaba katmakta mıdır?
- Kısacası, insan beyninin davranışlarımız üzerindeki bu güçlü etkisini göz önünde bulundurarak özgür irade, sorumluluk, ilahi adalet ve dünya hayatının imtihan oluşunu nasıl birlikte anlamlandırmalıyız?
Değerli kardeşimiz,
Gerçek adalet, herkese aynı yükü yüklemek değil, herkesin taşıyabileceği kadar yük vermektir. Bir çocuğa birkaç kilogramlık yük bile ağır gelirken, yetişkin bir insan çok daha fazlasını taşıyabilir; güçlü bir halterci ise başkalarının kaldıramayacağı ağırlıkları kaldırabilir. Hiç kimse, kapasitesinin üstünde bir yükle sorumlu tutulmaz.
Allah Teâlâ'nın kullarına muamelesi, insanların adalet anlayışıyla bile kıyaslanamayacak derecede hassas, dengeli, adaletli, şefkatli ve merhametlidir. O, her insanı aklına, iradesine, bedenî ve ruhî gücüne, içinde bulunduğu şartlara ve sahip olduğu kapasiteye göre değerlendirir.
Bu sebeple hiç kimse, gücünü aşan bir sorumluluktan dolayı hesaba çekilmez; herkes ancak yapabildiğinden ve iradesiyle tercih ettiğinden sorumludur.
Beyin yapısı değişiyorsa insan neden sorumlu olsun?
Phineas Gage örneğinde olduğu gibi, bir kaza veya hastalık sonucunda beynin yapısının değişmesiyle insanın kişiliği, davranışları ve karar verme biçimi önemli ölçüde değişebilmektedir. Bu durum, "İnsan davranışlarını beyin belirliyorsa özgür irade nerede kalıyor?" ve "Böyle bir kimsenin dinî sorumluluğu nasıl değerlendirilir?" gibi soruları gündeme getirmektedir.
Bu soruların doğru anlaşılabilmesi için önce İslam'ın sorumluluk anlayışını bilmek gerekir. Çünkü Kur'an ve sahih sünnet, Allah'ın kullarını aynı şartlarda imtihan etmediğini; herkesi aklına, iradesine, gücüne ve imkânına göre sorumlu tuttuğunu bildirmektedir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:
"Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez." (Bakara, 2/286)
Bir başka ayette ise: "Biz hiçbir kimseyi ancak kendisine verdiğimiz imkân ölçüsünde sorumlu tutarız." (Mü'minûn, 23/62) buyurmuştur.
Dolayısıyla beyin hastalıkları, psikolojik rahatsızlıklar, genetik farklılıklar veya nörolojik bozukluklar, ilahî adaletin dışında kalan istisnalar değildir. Bilakis bunlar, Allah'ın kullarını değerlendirirken dikkate aldığı imtihan şartlarının bir parçasıdır. Hiç kimse sahip olmadığı bir akıl, irade veya kapasiteden dolayı hesaba çekilmez.
Bu temel prensibi bilmeden beyin ile özgür irade ilişkisini değerlendirmek eksik kalacaktır.
Allah kullarını güçlerine göre sorumlu tutar
İnsanın Allah'a karşı dinî sorumluluğunun başlaması için hem akıl hem de ergenlik şartı aranır. Bu sebeple çocuklar, akıl hastaları ve temyiz gücünü kaybeden kimseler tam anlamıyla mükellef sayılmazlar. Aynı şekilde insanların zekaları, anlayışları, iradeleri ve psikolojik güçleri de birbirinden farklıdır. Bu sebeple herkes aynı ölçüde sorumlu değildir.
Üstelik herkesin ortak imtihanları bulunduğu gibi kendine has imtihanları da vardır. Bir kimse mal ile imtihan edilirken bir başkası sağlıkla, biri makamla, diğeri hastalıkla, bir başkası ise psikolojik veya nörolojik rahatsızlıklarla imtihan edilmektedir. Bir idarecinin sorumluluğu ile sıradan bir insanın sorumluluğu aynı olmadığı gibi, zihinsel ve iradî kapasitesi farklı olan insanların sorumluluğu da aynı değildir.
Allah'ın rahmeti adaletini kuşatmıştır
Bu konuda Allah'ın kullarına olan rahmetini de unutmamak gerekir.
Yüce Allah, yapılan her iyiliğe bire bir değil, en az on kat sevap vermektedir. Dilerse bunu yüzlere, binlere çıkarır. Ramazan ayında, cuma günlerinde ve mübarek gecelerde sevap kat kat artırılır. Buna karşılık günah ise ancak bir günah olarak yazılır; samimi bir tövbe ile de tamamen silinebilir.
Nitekim kudsî bir hadiste Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
"Kim bir hayır işlerse ona on katı vardır; hatta dilersem daha da artırırım. Kim bir günah işlerse cezası ancak onun mislidir yahut onu affederim. Kim Bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir zira yaklaşırım. Kim Bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak giderim. Kim Bana hiçbir şeyi ortak koşmadan yeryüzünü dolduracak kadar günahla gelirse Ben de onu o kadar mağfiretle karşılarım." (Müslim, Zikir, 22)
Bu hadis, Allah'ın kullarını cezalandırmak için değil; affetmek, bağışlamak ve cennete ulaştırmak istediğini açıkça göstermektedir.
Bunu bir öğretmen örneğiyle düşünebiliriz. Öğretmen öğrencisini sever ve sınıfı geçmesini ister. Bu sebeple yaptığı her doğruyu değerlendirir, eksiklerini telafi etmesi için fırsatlar verir. Buna rağmen öğrenci hiçbir çaba göstermiyorsa, hatta imtihana bile girmiyorsa, artık sınıfta kalmasının sorumluluğu öğretmene değil, kendisine aittir.
Elbette Allah'ın adaleti ve rahmeti hiçbir örnekle tam olarak kıyaslanamaz; ancak bu örnek konunun anlaşılmasına yardımcı olabilir.
Phineas Gage örneği nasıl değerlendirilmelidir?
Phineas Gage'in yaşadığı olay, beynin insan davranışları üzerindeki etkisini gösteren önemli örneklerden biridir. Eğer gerçekten beyin hasarı sebebiyle kişinin muhakeme gücü, iradesi ve karar verme yeteneği ciddi şekilde zarar görmüşse, dinî sorumluluğu da buna göre değerlendirilir.
Mesela temsili olarak bir insanın kaza öncesindeki zihinsel ve iradî kapasitesini 100 kabul edelim. Kaza sonrasında bu kapasite 50'ye düşmüş olsun. Allah o kişiyi hâlâ 100 birimlik kapasiteye sahipmiş gibi değerlendirmez. Çünkü mutlak adalet sahibidir. O kişinin yapabildiği iyilikler, gösterdiği sabır ve kulluk gayreti kendi kapasitesine göre değerlendirilir.
Başka bir ifadeyle, Allah insanların yaptıkları işlerin sayısından önce, sahip oldukları imkân ve güç içerisinde nasıl davrandıklarına bakar. Bu sebeple beyin hasarı sebebiyle iradesi ciddi şekilde zedelenmiş bir kimsenin sorumluluğu, sağlıklı bir insanın sorumluluğuyla aynı olmaz.
Özgür irade ile beyin arasındaki ilişki
İnsanın iradesi sınırlıdır; mutlak değildir. Buna "cüz'î irade" denir. İnsan tercih eder; yaratmak ise Allah'a aittir.
Mesela bir kimse camiye gitmeyi tercih eder. Bu tercihi yapan insandır; gitme fiilini yaratan ise Allah'tır. Aynı şekilde bir kimse meyhaneye gitmeyi tercih ederse, haram olan tercihi yapan yine kendisidir. Bu sebeple sorumluluk tercih ve niyete bağlıdır.
Fakat bir insan zorla bir günaha sürüklenirse veya aklını kullanamayacak derecede iradesini kaybederse, burada özgür tercih bulunmadığından sorumluluk da aynı şekilde değerlendirilmez.
Dolayısıyla İslam'da sorumluluğun temel şartı, kişinin gerçekten tercih edebilme gücüne sahip olmasıdır. Beyin hastalıkları ve ağır psikolojik rahatsızlıklar da işte bu noktada dikkate alınır.
Dünya neden bir imtihan yeridir?
Dünya, insanın sahip olduğu kabiliyetlerin ortaya çıkması için yaratılmıştır.
Nasıl ki bir karpuz çekirdeğinde büyük bir karpuz olma potansiyeli vardır; fakat toprağa düşmeden, yağmur görmeden ve çeşitli zorluklardan geçmeden bu potansiyel ortaya çıkmazsa, insanın sahip olduğu manevî kabiliyetler de imtihan olmadan gelişmez.
Yine bir öğrencinin doktor olabilmesi için yıllarca eğitim görmesi, sayısız sınavdan geçmesi gerekir. Bu uzun eğitim süreci, onun kabiliyetini ortaya çıkarır. Aynı şekilde Allah da insana iman, sabır, merhamet, ihlas ve takva gibi pek çok manevî kabiliyet vermiştir. Bunların gelişmesi ancak dünya hayatındaki imtihanlarla mümkündür.
Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:
"Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik. Ancak iman edip salih amel işleyenler müstesna..." (Tîn, 95/4-6)
İnsan, sahip olduğu bu kabiliyetleri doğru yönde kullanırsa en yüksek derecelere yükselir; aksi halde kendi tercihiyle yaratılış gayesinden uzaklaşır.
Sonuç
Phineas Gage örneği veya benzeri nörolojik vakalar, İslam'ın özgür irade ve sorumluluk anlayışıyla çelişmez. Çünkü İslam, insanı mutlak bir irade sahibi kabul etmez; aksine herkesin aklına, iradesine, bilgisine ve imkanına göre hesaba çekileceğini bildirir.
Beyin hasarı, psikolojik hastalıklar veya genetik farklılıklar ilahî adalet açısından göz ardı edilen durumlar değildir. Bilakis bunlar, kişinin imtihan şartlarını belirleyen unsurlardır. Allah hiç kimseyi sahip olmadığı bir güçten dolayı sorumlu tutmaz; herkes için adalet, kendi şartları içinde tecelli eder.
Kısacası, insanın dünyaya gönderiliş gayesi Allah'ı tanımak, O'na iman etmek ve kulluk etmektir. Allah Teâlâ, kullarını mutlak adaleti ve sonsuz rahmetiyle değerlendirir. Cennete götüren yolu da, cehenneme götüren yolu da insana göstermiş; tercih hakkını ona vermiştir. Bu sebeple sorumluluğun esası, insanın gerçekten yapabildiği tercihlerdir. Gücünü aşan, iradesini ortadan kaldıran veya aklını kullanmasını engelleyen durumlarda ise Allah'ın adaleti ve rahmeti eksiksiz şekilde tecelli eder.
Bu nedenle beyin yapısındaki değişimler, dünyanın bir imtihan yeri olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz; aksine ilahî adaletin ne kadar kuşatıcı ve kusursuz olduğunu gösterir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet