Bazı insanlar sadece meal okuyarak amel etmeye çalışmaları ve mezhepleri inkar etmeleri ne kadar doğrudur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Alimlerin Kur’an’ı tefsir edebilmenin şartları olarak saydıkları on beşten fazla şartlarını bir kenara koyalım; Kur’an’ın dili olana Arapçayı / Arapça dil bilgisini ve belagatini bilmeden, ayetlerin manasını anlamak mümkün değildir.

Kur'an ayetlerinin farklı manalara ihtimali olduğu bir gerçektir. Mezhep alimlerinin farklı içtihatları, diğer bazı sebepler yanında ayetleri farklı anlamalarından kaynaklanmaktadır. Ancak bu ayetlerden çıkartılacak farklı hükümleri bilmek için yardımcı ilimler olarak bilinen tefsir, fıkıh, hadis, Arapça/belagat, Maani-bedi-beyan, fıkıh usulü, hadis ve tefsir usulü gibi bir çok ilimde mahir olmak gerekir.

Bir hadis rivayetine göre Peygamberimiz (asm) şöyle buyurdu: “Kim kendi reyi ile Kur’an’ı tefsir ederse cehennemdeki yerine hazır olsun.”(Tirmizi,Tefsir, 1).

Diğer bri rivayette: “Kim Kur’an’ı kendi reyi ile tefsir ederse isabet de etse hata etmiş olur.”(Tirmizi, Tefsir, 1; Ebu Davud, İlim, 5)

Bunun manası şudur: Kur’an’ı tefsir etmek için önce Kur’an’ı bilmek gerekir. Çünkü Kur’an’ın bir kısmı bir kısmını tefsir etmektedir. İkinci sıradaki tefsir malzemesi Hz. Peygamber (asm)'in sünnetidir. Bunu da hadis kaynaklarından öğreniyoruz. Üçüncü tefsir ilmi sahabenin ilgili ayetlere getirdikleri açıklamalardır. Dördüncü tefsir unsuru ise, bütün yönleriyle Arapça lisanını iyi bilmektir. Çünkü Kur’an Arap lisanıyla inmiştir.

Buna göre, kim bu konuları araştırmadan ve gereken bilgileri öğrenmeden, sırf kendi keyfine göre Kur’an’ı yorumlarsa -ki bu bilgisice, cahilce, ilimsiz yapılan bir tefsirdir-her şeyden önce bu kimse Kur’an’a karşı saygısızlık etmiş olur. Çünkü çok basit konularda bile işin uzmanlık yönüne dikkate den insanlar, Allah’ın kelamı konusunda bu titizliği göstermezse, Allah’ın kelamını hafife almış sayılır.

Arapça lisanının kurallarına uygun tefsirler “rey” tefsiri sayılmaz. Bu husus alimler arasında tartışmasız kabul edilmiştir. Çünkü burada “keyfe mayeşa” bir tavır yoktur. Bilakis, Kur’an’ın kendi ifadeleri doğrultusunda bir yargıya varmak vardır. Bundan anlaşılıyor ki, İslami ilimleri ve Arapçayı iyi bilmeyen kimselerin Kur’an’ı tefsir etmeleri haramdır(bk. İbn Teymiye, - Aliyyu'l-Kari’ye göre, herhangi kesin bir bilgi, zanni de olsa nakli bir delil veya İslamın ruhuna uygun akli bir delile dayanmayan bir yorum “rey ile tefsir” anlamına gelir(bk. Tuhfetu’l-Ahvezî, 8/223).

“De ki: “Rabbim o güzel şeyleri değil, açığı ile gizlisi ile bütün fuhşiyatı haram kılmıştır. Keza her türlü günahı, haksız tecavüzü ve kendisine tapılması hakkında Allah’ın herhangi bir delil bildirmediği bir nesneyi Allah’a şerik yapmanızı, bir de bilmediğiniz bir şeyi Allah’a mal etmenizi haram kılmıştır.”(A'raf, 7/33)

mealindeki ayetten bunu anlamak mümkündür.

İşin özeti şudur: Kur’an’ı tefsir etmek için gereken ilmi donanıma sahip olmayan bir kimsenin yaptığı yorumlar, indî, keyfi, rey ile tefsir olarak kabul edilir. Bunların hepsinin başında Arapça lisanını çok iyi bilmek gelir. Zira, diğer tefsir malzemeleri olan Kur’an, hadis, sahabe kavli, tabiine tefsirini bilmek için de Arapça gerekir(krş. Tuhfetu’l-Ahvezî, 8/224). 

İbn Hacer’in değerlendirmesiyle, aklî, naklı ve lisanî delillerden yoksun bir yorum isabetli de olsa sahibi hatalıdır ve Allah’ın kitabına bilgisizce yaklaştığı ve yalnız kendi keyfine göre, kendi tahminlerine göre tefsire giriştiği için günahkar olur(bk. a.g.e, 8/225).

Bu bilgileri -mümkün olmamakla beraber- meal vasıtasıyla ikinci elden alıp kullanmak “ikinci el” kadar değer ifade eder ve hurdaya çıkar.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR