Bazı ayetlerde çelişki olduğu iddia ediliyor?

Soru Detayı

Bu ayetlerde çelişki olduğu iddia ediliyor:
1) Fussilet 12/Mülk 5/Saffat 6,7,8,9 Kuran insanlar için gönderilmiş ve dolayısıyla insanların anlayabileceği şekilde yazılmış olması gerekiyor. Fakat en yakın gökte yıldızların olduğunun söylenmesi şaşırtıcı. Ve sanki yıldızlar birbirlerine yakın ufak taşlar ve şeytanlar da bunlarla taşlanmakta; böylece de üst makama çıkamadıkları söyleniyor. Ayrıca yıldızlar bir nevi devasa ateş topudur. Ama dünyadan evet ufak parlak taşlar ve zinet(süs) gibi görünüyorlar. Ama aslında biliyoruz ki yıldızlar da Güneş gibidir.
2) Rad 13 Burada da fiziksel olan bir olgunun (yıldırımın) elektrik yüklü bulutlar sebebiyle değil de pat diye kendiliğinden olduğu anlatılmış sanki. Ayrıca Allah’ın emretmesiyle sebepsiz gerçekleşip, sadece cezalandırma veya korkutma amaçlı olduklarına dikkat çekilmiş. Ve çevrede yüksek yapılar varken yerdeki insana değil de daima yapılara yıldırımın düşmesi, bilime uygun ama bu anlatılana ters gibi. Bu arada korkutulacak insan olmadığı halde Jüpiter gezegeninde şimşekler Dünya’dan 10 kat daha şiddetlidir. 
3) Meryem(19)/27,28,29,30 Burada galiba Hz. Harun ve Hz. Musa’nın kardeşi olan Meryem ile Hz. İsa’nın annesi karıştırılmış. Çünkü Hz. Meryem’in Harun diye bir kardeşi yoktur. 
4) Naziat 27,28,29,30,31/Bakara 29/Furkan 59 Burada ilk 2 suredeki ifadeler çelişiyor gibi. Önce gök mü düzenlendi, yoksa yer mi. Bir ifadede önce gök, diğerinde ise önce yerin oluşturulduğu (düzenlendiği) söyleniyor. Ayrıca bilimsel olarak yukarıdaki ayetler doğru Dünya ve gök oluşumuna ışık tutmamaktadır. Oluşumda, ne 6 evreli (bölüm bölüm) ne de 6 günlü bir durum söz konusu değildir; milyonlarca ufak ufak değişim ve milyonlarca yıl söz konusudur.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sorularınıza tek tek cevap vermeye çalışacağız:

Soru 1:
Fussilet 12/Mülk 5/Saffat 6,7,8,9 Kuran insanlar için gönderilmiş ve dolayısıyla insanların anlayabileceği şekilde yazılmış olması gerekiyor. Fakat en yakın gökte yıldızların olduğunun söylenmesi şaşırtıcı. Ve sanki yıldızlar birbirlerine yakın ufak taşlar ve şeytanlar da bunlarla taşlanmakta; böylece de üst makama çıkamadıkları söyleniyor. Ayrıca yıldızlar bir nevi devasa ateş topudur. Ama dünyadan evet ufak parlak taşlar ve zinet(süs) gibi görünüyorlar. Ama aslında biliyoruz ki yıldızlar da Güneş gibidir.

Cevap:

Ayetlerin mealleri şöyledir:

“Böylece onları, iki evrede yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti/öğretti. Biz, yakın/dünya göğünü kandillerle/ışık saçan cisimlerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, gücü sonsuz ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.” (Fussilet 12)

“Dünya semasını parlayan yıldızlarla süsledik. onları şeytanlar için taşlama araçları kıldık ve onlar için alevli ateş azabı hazırladık..” (Mülk, 5)

Biz yeryüzüne en yakın gökleri yıldızların güzelliğiyle süsledik ve onu inatçı her şeytandan koruduk. Onlar yüce âlemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır. Ancak bir söz dinleyip kapan olursa, peşine çok parlak bir kıvılcım takılır.” (Saffat 6-10)

Bu ayetlerde insanlar semada cereyan eden bazı hadiselerden haberdar ediliyor. Bu durumu insanların önceden bilmesi şart değil. Allah insanlara bilmediklerini de anlatıyor. Veya yanlış bildiklerini düzeltiyor.

Gök taşlarının (meteorlar) ve yıldızların pek çok vazifesi olabilir. Dünyamızı süsleyen kandiller gibi olmalarının (gözükmelerinin) yanında onlarla (kıvılcım ve meteorlarıyla) şeytanların tard edilmesi mümkündür.

Bu konuda geniş bilgi için bu ayetin tefsiri mahiyetindeki Bediüzzaman’ın 15. Sözü okunabilir. Yedi madde halinde konunun açıklandığı bu “Söz”ün 7. Maddesinde şöyle deniyor: 

“Melekler ve semekler (balıklar) gibi, yıldızların dahi gayet muhtelif efradları (farklı çeşitleri) vardır. Bir kısmı nihayet küçük, bir kısmı gayet büyüktür. Hattâ gökyüzünde her parlayana yıldız denilir. İşte bu yıldız cinsinden bir nev'i de, nazenin semâ yüzünün murassa ziynetleri ve o ağacın münevver meyveleri ve o denizin müsebbih balıkları hükmünde, Fâtır-ı Zülcelâl, Sâni-i Zülcemâl (Yüce Allah) onları yaratmış ve meleklerine mesireler, binekler, menziller yapmıştır. Ve yıldızların küçük bir nev'ini de şeyâtînin recmine (şeytanları taşlamaya) alet etmiş.

İşte bu recm-i şeyâtîn için atılan şahapların üç manası olabilir.

Birincisi: Kanun-u mübareze en geniş dairede dahi cereyan ettiğine remiz ve alâmettir.

İkincisi: Semâvâtta huşyar (uyanık, dikkatli) nöbettarlar, mutî sekeneler (itaatkâr sakinler) var. Arzlı şerirlerin (kötülerin) ihtilâtından ve istimâlarından (kulak hırsızlıklarından) hoşlanmayan cünudullah (allahın askerleri) bulunduğuna ilân ve işarettir.

Üçüncüsü: Muzahrafat-ı arziyenin mümessilât-ı habiseleri (yeryüzünün değersiz, kışır varlıklarının pis temsilcileri olan) olan casus şeytanları, temiz ve temizlerin meskeni olan semâyı telvis etmemek (kirletmemek) ve nüfus-u habise (pis ruhlar) hesabına tecessüs ettirmemek için, edepsiz casusları korkutmak için atılan mancınıklar ve işaret fişekleri misillü, o şeytanları ebvâb-ı semâdan (gök kapılarından) o şahaplarla (kıvılcımlarla) red ve tarddır.

İşte, yıldız böceği hükmünde olan kafa fenerine itimad eden ve Kur'ân güneşinden gözünü yuman kozmoğrafyacı efendi! Şu Yedi Basamaklarda işaret edilen hakikatlere birden bak. Gözünü aç, kafa fenerini bırak, gündüz gibi i'caz ışığı içinde şu âyetin mânâsını gör. O âyetin semâsından bir hakikat yıldızı al, senin başındaki şeytana at, kendi şeytanını recmet. Biz dahi etmeliyiz ve

    رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ  (Rabbim şeytanların vesvese ve iğvalarından sana sığınırım) beraber demeliyiz.”

Soru 2:
Rad 13 Burada da fiziksel olan bir olgunun (yıldırımın) elektrik yüklü bulutlar sebebiyle değil de pat diye kendiliğinden olduğu anlatılmış sanki. Ayrıca Allah’ın emretmesiyle sebepsiz gerçekleşip, sadece cezalandırma veya korkutma amaçlı olduklarına dikkat çekilmiş. Ve çevrede yüksek yapılar varken yerdeki insana değil de daima yapılara yıldırımın düşmesi, bilime uygun ama bu anlatılana ters gibi. Bu arada korkutulacak insan olmadığı halde Jüpiter gezegeninde şimşekler Dünya’dan 10 kat daha şiddetlidir.

Cevap:

Ayetin meali şöyledir:

 “Gök gürlemesi O’na hamd ederek tespih eder. Melekler de O’nun korkusundan tespih ederler. O, yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücadele ediyorlar. Hâlbuki O, azabı çok şiddetli olandır.” (Ra’d, 13)

Bu ayette yıldırımın meydana geliş keyfiyeti anlatılmıyor. Onun da başıboş olmadığı çeşitli işler için görevli olduğuna dikkat çekiliyor. “Yıldırımları gönderir” ifadesinden onların pat diye yaratıldığı sonucu çıkmaz.

Her varlığın teşekkülünde, meydana gelmesinde bir takım sebepler olabilir. Ama perde arkasında asıl iş sahibi Allah’tır.

İnsanın yaratılmasında anne ve babanın sebep olması, çocuklarını anne-babanın yarattığı manasına gelmediği gibi, her varlığın meydana gelişi de Allah’ın ilim ve iradesiyledir. Onun haberdar olmadığı hiçbir şey yoktur. Eğer öyle olsaydı kâinat kısa sürede hercü merc olur, düzeni bozulurdu.

Kâinatta milyarlarca senedir devam eden şaşmaz nizam Onun kayyumiyyetinin, her şeyden haberdar olduğunun açık delilidir.

Ayrıca ayette yıldırımların, Allah’ın dilediği bazı insanlara isabet ettiğinin söylenmesi, yıldırımların sadece insanlara isabet ettirilmek için atılan birer ok gibi olduğu manasında değildir.

Sadece, meydana gelen bu olaylardan Allah’ın haberdar olduğu, işlerin onun bilgisi çerçevesinde cereyan ettiğinin ifadesi vardır.

Yoksa, her varlık gibi yıldırımların da pek çok vazifesi vardır. Bu vazifeler gezegenlere göre de değişik olabilir.

Soru 3:
Meryem(19)/27,28,29,30 Burada galiba Hz. Harun ve Hz. Musa’nın kardeşi olan Meryem ile Hz. İsa’nın annesi karıştırılmış. Çünkü Hz. Meryem’in Harun diye bir kardeşi yoktur.

Cevap:

Bu ayetlerde Hz. Meryem için “Harun’un kardeşi” ifadesi denmesi hakkında tefsirlerde şu açıklamalar yapılmıştır:

1. Buradaki Harun, Hz. Meryem’in İsrail Oğulları içinde salahiyetiyle meşhur olmuş Harun ismindeki anne bir, bir görüşe göre de hem anne hem baba bir kardeşidir.

2. Buradaki Harun, İsrail oğulları içinde salahiyetiyle meşhur olmuş birisi olup salih kimseler ona nisbet edilir veya ona benzetilirdi. Bu konuda şu rivayet nakledilir:

Muğire b. Şube şöyle demiştir: “Rasullullah (asm) beni (Hristiyan kabile olan) Necranlılar’a gönderdi. Onlar bana “Siz Kuran’da “Ey Harun’un Kardeşi” diye okuyorsunuz. Halbuki, Musa ve İsa arasında ne kadar zaman var biliyorsunuz?!”

Bunun üzerine ne cevap vereceğimi bilemedim. Rasulullah (asm)’a gelerek durumu haber verdim. O da buyurdu ki:

“Onlara, onların (Hz. Meryem dönemindekilerin) kendilerinden önceki Peygamberleri ve Salihleriyle isimlendirilerek anıldıklarını söyleseydin ya!”

3. Burada kastedilen Hz. Musa’nın kardeşi Hz. Harun’dur. Hz. Meryem’in ona kardeş olarak nisbet edilmesi ise, onun soyundan geldiği, Harunoğullarından olduğu içindir.

4. Harun (as)’ın kavmi içinde fasıklar ve zinakarlar vardı. Bu yüzden Hz. Meryem’i ona (yani onun kavmine) nisbet ettiler. Böylece Hz. Meryem’i tahkir etmek istediler.

5. Bu Harun, İsrail Oğullarından olan fasık birisi olup Hz. Meryem’i (tahkir için) ona benzettiler.

Bu açıklamalara göre “Ey Harun’un kız kardeşi” ifadesindeki kız kardeş (uht)’tan maksat ya hakiki manadadır, ya da hakiki manada olmayıp teşbih (benzetme) içindir.

Nitekim uht (kardeş) ifadesi Arapçada benzeri manasında da kullanılmaktadır. Zuhruf, 48. ayette olduğu gibi…

Soru 4:
Naziat 27,28,29,30,31/Bakara 29/Furkan 59 Burada ilk 2 suredeki ifadeler çelişiyor gibi. Önce gök mü düzenlendi, yoksa yer mi. Bir ifadede önce gök, diğerinde ise önce yerin oluşturulduğu (düzenlendiği) söyleniyor. Ayrıca bilimsel olarak yukarıdaki ayetler doğru Dünya ve gök oluşumuna ışık tutmamaktadır. Oluşumda, ne 6 evreli (bölüm bölüm) ne de 6 günlü bir durum söz konusu değildir; milyonlarca ufak ufak değişim ve milyonlarca yıl söz konusudur.

Cevap:

“Ondan sonra da yerküreyi döşedi” (Naziat, 30) ayetinde göğün önce, yerin sonra;

“O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendine has bir şekilde) semaya yöneldi, onu yedi gök olarak yaratıp düzenledi (tanzim etti). O, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara, 29) ayetinde yerin önce göğün sonra; “… Gökler ve yer bitişikken onları ayırdı…” (Enbiya, 30) ayetinde ise birlikte yaratıldıkları ifade ediliyor gibi.

Bu üç ayet birlikte ele alındığında görülür ki, Bigbang teorisinde de ifade edildiği gibi, gökler ve yer, her şeyin unsuru bir hamur gibi başlangıçta bir aradaydılar.

Bu ayrılma esnasında arz farklı bir keyfiyet alarak, ilerde yaratılacak olan insanlar için elverişli maddelerle donatılmış, bu esnada gökler de yedi sema olarak tanzim edilmiştir.

Daha sonraları göklerin yedi sema olarak tanziminden sonra yer kürenin hayata elverişli hale getirilme safhaları başlamış, bitkiler, hayvanlar ve son olarak da insan yaratılmıştır.

“Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ eden (ona hükmeden) Rahmân'dır. Bunu bir bilene sor.” (Furkan, 59)

Şunu da belirtelim ki, kâinatın yaratılışıyla ilgili sırlar tam olarak aydınlanmamıştır. Pek çok konu teorik haldedir. Bilinenlerin yanında bilinmeyen çok şeyler vardır.

Kainatta tedrici bir genişleme olduğu doğrudur. Bu süreç milyarlarca yıldır devam etmektedir. Ama bu durum, bazı önemli safhaların olmasına aykırı değildir.

Yer için de aynı şeyler geçerlidir. Onda da bazı mühim inkılapların olduğu devirler olmuştur.

İşte ayetlerde iki gün, dört gün, altı gün gibi ifadelerle birbirinden farklı bu büyük inkılaplara dikkat çekilmektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
883 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR