Başkasının günahından sorumlu değilsek, neden, insanların sayesinde dünya başımıza yıkılmıyor deniyor?

Tarih: 17.01.2020 - 20:01 | Güncelleme:

Soru Detayı

Bu ayetlerle İslam alimlerinin bu dedikleri şeyler çelişmiyor mu? Rica etsem açıklayabilir misiniz?
Bu çelişkili durumu açıklar mısınız?
"Hiç bir günahkar, başkasının günahını çekmez. Eğer yükü ağır gelen kimse onu taşımak için (başkalarını çağırsa) onun yükünden hiç bir şey (alınıp) taşınmaz. Akrabası dahi olsa (kimse onun yükünü taşımaz)." (Fâtır Suresi, 35/18)
Bu ayete göre bir insan başka bir insanın günahını çekmez ama İslam alimleri ve hafızlar diyorlar ki falanca insanların sayesinde dünya başımıza yıkılmıyor veya falanca insanların sayesinde helak olmuyoruz veya falanca insanlar olduğu için başımıza taş yağmıyor vs vs gibi şeyler diyorlar.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hiçbir kimse, bir başkasının suçundan sorumlu olmaması adaletin bir gereğidir. Kuran’da da bu adalet anlayışına vurgu yapılmıştır.

“falanca insanların sayesinde helak olmuyoruz” demek bu adalet anlayışına aykırı değildir.

Ayette kötülüğün başkasına sirayet etmeyeceği ifade edilmiştir.

Alimlerin veya insanların “falanca insanların sayesinde helak olmuyoruz” demekte ise, iyiliğin başkasına sirayet edeceğine vurgu yapılmıştır.

Yani, başkasının kötülüğünden dolayı akrabası da olsa bir kimseyi kötüleyemezsiniz. Fakat bir akrabasının iyi olması, kötü kimse için güzel bir referans olabilir. “Bir gülün hatırına çok dikenlere katlanılır.” 

Bununla beraber, kötülükler toplumda yaygınlaşır da kötü olmayanlar da ses çıkarmamak suretiyle onlara ortak olursa, gelen musibet de umumi olur. Burada yine başkasının suçunun cezası değil, herkes kendi suçunun cezasını çeker. Birileri kötülüğün doğrudan faili, birileri de kalmakla da olsa destekçisi durumundan ötürü ceza çeker. 

- Bir de işim imtihan sırrı vardır. Bu konuyu Bediüzzaman hazretlerinden dinleyelim:

"Bir bela, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar." (Enfal, 8/25) (mealindeki) şu ayetin sırrı şudur ki:

Bu dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır ve dâr-ı teklif ve mücahededir. İmtihan ve teklif iktiza ederler ki, hakikatlar perdeli kalıp, tâ müsabaka ve mücahede ile Ebubekirler a'lâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebucehiller esfel-i safilîne girsinler.

Eğer masumlar böyle musibetlerde sağlam kalsaydılar, Ebucehiller aynen Ebubekirler gibi teslim olup, mücahede ile manevî terakki kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozulacaktı.

Madem mazlum, zalim ile beraber musibete düşmek, hikmet-i İlahîce lâzım geliyor. Acaba o bîçare mazlumların rahmet ve adaletten hisseleri nedir?

Bu suale karşı cevaben denildi ki:

O musibetteki gazab ve hiddet içinde onlara bir rahmet cilvesi var. Çünki o masumların fâni malları, onların hakkında sadaka olup, bâki bir mal hükmüne geçtiği gibi, fâni hayatları dahi bir bâki hayatı kazandıracak derecede bir nevi şehadet hükmünde olarak, nisbeten az ve muvakkat bir meşakkat ve azabdan büyük ve daimî bir kazancı kazandıran bu zelzele, onlar hakkında ayn-ı gazab içinde bir rahmettir. (Sözler, 172-173)

Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Eğer beli bükülmüş yaşlılar, takva sahibi gençler, süt emen çocuklar, yayılan hayvanlar olmasaydı, belalar sel gibi üstünüze dökülecekti.” (bk. Ebu Yala el-Mevsıli, Musned, 11/511)

İşte alimler demek istiyorlar ki, “bir kısmımız masum dahi olsa, günah ve isyanların her yerde fiilen yapıldığı ve taraftar bulduğu bir ortamda yaşadığımız halde, umumi bir bela ve musibetin gelip bizi perişan etmemesinin hikmeti Allah’ın çok sevdiği bazı salih kulları sayesindedir.”

Bunda bir hüsnü zan vardır ve insanların salih olmaya bir teşvik vardır. Ayetle çelişen bir tarafı da yoktur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun