Anlaşmazlıkları, Peygambere götürmeli miyiz?

Tarih: 19.07.2026 - 18:12 | Güncelleme:

Soru Detayı

Nisa suresinin 65. ayetine göre artık gündemimizde olmayan geçmişteki anlaşmazlıkları da Resule götürmeli miyiz? Ben geçmişte bazı fetvalara yani dini konularda tartışma yaşamıştım ama sonradan bilmiyorum deyip Allah bilir dedim bu durumda yine de geçmişte kalmasına rağmen bu anlaşmazlıkları Resule yani onun hükmüne götürmeli miyim?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur'an-ı Kerim'de Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin ve sizden olan ulü'l-emre de itaat edin. Eğer herhangi bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah'a ve Resûl'e götürün. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu sizin için daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir." (Nisâ, 4/59)

Yine Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Hayır! Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin etmedikçe, sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar." (Nisâ, 4/65)

Bir başka ayette ise şöyle buyurulur:

"Onlara güven veya korkuya dair bir haber geldiğinde onu hemen yayarlar. Hâlbuki onu Resûl'e ve kendilerinden olan ulü'l-emre götürselerdi, onlardan hüküm çıkarma (istinbat) ehli olanlar onun iç yüzünü elbette bilirlerdi." (Nisâ, 4/83)

Bu ayetler birlikte değerlendirildiğinde, dinî konulardaki anlaşmazlıkları “Allah'a ve Resulüne götürmek”, meselenin hükmünü Kur'an ve sahih sünnette aramak demektir. Ancak bu, herkesin Kur'an ve sünnetten kendi başına hüküm çıkarması gerektiği anlamına gelmez.

Nisa Suresi'nin 83. ayeti, Resulullaha ve ulü'l-emre başvurulduğunda, "onlardan istinbat (hüküm çıkarma) yetkisine sahip olanların onu bileceğini" haber vermektedir.:

Bu da Kur'an ve sünnetten hüküm çıkarma ehliyetine sahip müçtehit âlimlerin varlığına işaret eder. Dolayısıyla dinî meselelerde herkes kendi anlayışına göre hüküm vermekle yükümlü değildir. Bilmeyen kimsenin görevi, ilim ehline başvurmak; ilim ehlinin görevi ise hükmü Kur'an ve sahih sünnetten delilleriyle ortaya koymaktır.

Bu sebeple "Allah'a ve Resulüne götürmek", doğrudan doğruya herkesin kendi başına hüküm vermesi değil; meseleyi Kur'an ve sünnetin hakemliğine arz etmek ve bunu yaparken hüküm çıkarma ehliyetine sahip güvenilir âlimlerin açıklamalarından yararlanmaktır. Çünkü müçtehit âlimler bağımsız bir teşri kaynağı değildir; onların değeri, Kur'an ve sünnetten hüküm çıkarma ehliyetine sahip olmalarından kaynaklanır.

Buna göre geçmişte yaşanmış bir dinî anlaşmazlık hakkında:

Eğer mesele Kur'an ve sünnete uygun şekilde çözüme kavuşmuşsa, zaten Allah'ın ve Resulünün hükmüne başvurulmuş demektir.

Eğer mesele hakkında kesin bir sonuca ulaşılamamış ve kişi "Allah en doğrusunu bilir." diyerek hüküm vermekten kaçınmışsa, bilmediği konuda susmuş olması doğru bir tavırdır. Böyle bir kimsenin geçmişte kalan her tartışmayı yeniden araştırması gerekmez.

Ancak kişinin inancını, ibadetini veya amelini etkilemeye devam eden bir mesele varsa, o zaman Kur'an ve sahih sünnet ışığında, bu konuda istinbat ehli güvenilir âlimlerin açıklamalarına başvurması uygun olur.

Sonuç olarak, Kur'an'ın emri, anlaşmazlıklarda Allah ve Resulünü hakem kabul etmektir. Bunun pratiği ise, Resulullahın vefatından sonra Kur'an'a, sahih sünnete ve bu iki kaynaktan hüküm çıkarma ehliyetine sahip güvenilir müçtehit âlimlerin delile dayalı açıklamalarına başvurmaktır.

Nisâ 4/59, 4/65 ve 4/83 ayetleri birlikte okunduğunda, bu üç ilke birbirini tamamlamakta; hem vahyin otoritesini hem de ilim ehlinin rehberliğini ortaya koymaktadır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun