Anlamakta zorlandığım bazı hadisler var, açıklar mısınız?

Tarih: 23.03.2018 - 01:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- ​Bu hadislerin açıklamalarını sitenizde bulamadım. Ama sahih kaynakta geçiyorsa, mantıklı bir açıklamasının olduğunu biliyorum. Lütfen açıklar mısınız?
1) İstanbul fethedilince dünyanın sonu gelecek. (Tirmizi)
2) İki yöneticiye birden onay verilirse, içinden birisi katledilmelidir. (Müslim)
3) İbrahim Peygamber seksen yaşında, keserle sünnet olmuş. (Buhari, Müslim)
4) Güneş ve Ay, Kıyamet Günü’nde dürülüp, sarılarak ateşe atılmış iki öküzdür. (Buhari)
5) Hayatında üç kez tövbe etmiş bir kişi, o dakikadan sonra ne kadar günah işlerse işlesin -Allah tarafından- affedilir. (Buhari, Müslim)

Cevap

Değerli kardeşimiz,

1) İstanbul fethedilince dünyanın sonu gelecek. (Tirmizi)

- Hz. Enes’ten nakledildiğine göre, o şöyle demiştir:

“Kostantiniye’nin fethi kıyametin kopacağı zamana denk gelir.” (Tirmizi, h.no: 2239)

Bu hadisi rivayet eden Timizi’nin hocası, Mahmud b. Gaylan: “Bu hadis gariptir.” demiş ve şunları eklemiştir: “Kostantiniye bir Rum şehridir ki, Deccal ortaya çıktığı zamanda fethedilecektir. Bununla beraber, Kostantiniye bazı sahabiler zamanında fethedilmiştir.” (bk. ilgili hadis)

Burada şu noktalar önemlidir:

a) Bu hadis rivayeti, yalnız Hz. Enes’in görüşünü yansıtmaktadır.

b)  Tirmizi’nin hocası Mahmud b. Gaylan, bu rivayetin zayıflığına işaret etmek için onun “garip” olduğunu bildirmiştir.

c) Darekutni de -İlletli hadislere ayırdığı- kitabında, bu hadisin farklı şekilde Şube’den rivayet edilmiş olduğunu belirtmek suretiyle zafıyetine işaret etmiştir. (bk. el-İlel, 12/223)

d) Mahmud b. Gaylan’a göre, “Kostantiniye bir Rum şehridir ki, Deccal ortaya çıktığı zamanda fethedilecektir” ifadesinden, bu şehrin İstanbul olduğu anlaşıldığı gibi, ahir zamanda / kıyamete yakın bir dönemde ortaya  çıkacak olan “deccal zamanında fethedileceğini” bildiren ifadesi ise, onun kıymetin kopacağı esnada değil, ona yakın bir zamanda olacağı anlaşılmaktadır.

Buna göre, hadiste yer alan “Kostantiniye’nin fethi kıyametin kopacağı zamana denk gelir.” ifadesinden maksat, kıyamete çok yakın bir zaman dilimi olarak anlaşılmalıdır.

e) Mahmud b. Gaylan’ın “İstanbul’un bazı sahabe döneminde fethedildiğine” dair ifadesi, Hz. Muaviye zamanında  Ebu Eyyub el-Ensari’nin de içinde bulunduğu İstanbul’un fethi için yapılan gazveye/veya gazvelere bir işaret olabilir. Fetih tahakkuk etmemekle beraber, gerçek fetihten önce on defadan fazla İstanbul için fetih teşebbüsleri olmuştur. O günkü kamuda bu teşebbüsler  birer fetih gibi algılanmış olabilir. Yoksa gerçek fethin o dönemde olmadığı bilinmektedir.

f) İstanbul’un kıyamete yakın bir zaman’da fethedilmesi ile, 1453 tarihindeki fethi farklıdır.

İstanbul’un gerçek fethi Fatih Sultan Mehmet tarafından 1453’te fethedilmiştir. Bu konuda meşhur hadis rivayetleri vardır.

Fakat yukarıda geçtiği üzere, ahir zamanda tekrar İstanbul’un fethi söz konusudur. İbn Hacer’in “en sahih” dediği bir rivayette şu bilgiler verilmiştir:

“Melhame-i kübra=Birinci Dünya savaşı ile İstanbul’un fethi 6 sene içerisinde tahakkuk eder. (bir sene sonra) 7. yılda ise deccal ortaya çıkar.” (bk. Fethu’l-bari, 6/278)

Kanaatimizce bu olay İstanbul’un İngilizler’den geri alınması onun kıyamete yakın olan fethini ifade eder.

Bilindiği üzere,  I. Dünya Savaşı 28 Temmuz 1914’te başlamış, 11 Kasım 1918’de sona ermiştir.  İngilizler ve diğer haçlı zihniyetli yandaşları tarafından İstanbul 13 Kasım 1918’de  işgal edilmiş ve 2 Ekim 1920’de son bulmuştur. Hadiste ifade edildiği gibi, bu süreç yaklaşık 6 sene sürmüştür.

2) İki yöneticiye birden onay verilirse, içinden birisi katledilmelidir. (Müslim)

“İki halifeye biat edilirse, onlardan birini öldürün.” (Müslim, 61)

Bu hadis sahihtir.

Açıklaması şöyle olabilir: Bütün devletlerde olduğu gibi, İslam devletinde de birlik ve beraberlik en önemli unsurdur. Huzur ve güvenin sağlanması, adaletin yürütülmesi buna bağlıdır. Bir ilde iki vali, bir köyde iki muhtarın bulunması keşmekeşe sebep olduğu gibi, bir devlette iki halifenin, iki padişahın, iki reisin bulunması kat be kat fazlasıyla ihtilafa, tefrikaya, kaosa, keşmekeşe sebep olur.

Bunun izahı şöyle detaylandırılabilir:

Eğer aday olan iki reis namzedi de eşit miktarda oy almışlarsa, bunun çözümü için birinin feragat etmesi istenir. Kabul edilmezse, aralarında kura çekilir. Kura kime düşerse o reis olur. Şayet kurada kaybeden kişi bunu kabul etmezse, kendisini bundan vaz geçirmek için her türlü tedbire başvurulur. Şayet bu tedbirler de fayda vermezse, tek çare onun ortadan kaldırılması ise, o zaman öldürülür. Çünkü, milletin hayatı onun hayatından daha kıymetlidir. Bu bir adalet-i izafiye olarak değerlendirilebilir. Cihad durumunda da milletin, memleketin huzuru için bazı kimselerin ölmesi de böyledir.

Demek ki, -İmam Nevevi’nin belirttiği gibi- bu hadisin ifadesinde yer alan “öldürme işi” son çare olduğu, ondan başka bir çıkar yol bulunmadığı durumla ilgilidir. (Nevevi, Şerhu Müslim, 12/242)

Bununla beraber, bazı hadis rivayetlerinde de geldiği gibi, iki halife adayından biri önce yeterli oy alıp seçilirse, ona itaat etmek gerekir. Arkasından seçilen ikinci adayın hilafeti batıldır, geçersizdir. Bu kişi şayet ısrar ederse ve başka bir yolla vaz geçmesi sağlanamazsa, öldürülür. Bu cumhurun görüşüdür. (bk. İbn Hacer, Fethu’l-Bari,6/497)

3) İbrahim Peygamber seksen yaşında, keserle sünnet olmuş. (Buhari, Müslim)

“İbrahim Peygamber seksen yaşında, keserle sünnet olmuş.” (Buhari, h.no: 3356; Müslim, h.no: 151)

“Keser” olarak tercüme ettiğimiz kelimenin Arapçası “Kaddum veya kadum”dur. Bazı alimlere göre, hadiste yer alan “kadum”, Şam’da bir köyün adıdır. (Buna göre, “bi’l-Kadum” ifadesi “Fi’l-Kadum” anlamına gelir. Yani “Kadum ile” değil, “Kadum’da” manasındadır).

Fakat en meşhur ve kabul gören görüşe göre, hadisteki “kadum / kaddum” keser manasına gelir. Nitekim, Ebu Yala’nın rivayetine göre, Hz. İbrahim, sünnet olmakla emr olunduğu zaman, keserle sünnet olmuş ve epey acı çekmiştir. Allah kendisine vahiy ederek “Sünnet aletini sana bildirmeden neden böyle acele edip keserle sünnet oldun?” diye sormuş. İbrahim ise, “Allah’ım! Senin emrini ertelememek için böyle acele yaptım.” demiştir.” (bk. İbn Hacer, 6/390).

- “Neden seksen yaşında?” sorusuna bir cevap bulamadık. Bu da bilmediğimiz bir ilahi hikmetin gereğidir. İki oğlundan birini 7 yaşında, diğerini 13 yaşında sünnet eden (İbn Battal, 9/69) Hz. İbrahim, seksen yaşına kadar sünnet olmaması elbette bir hikmete mebnidir.

Belki de bu dinlerdeki ilk sünnet emridir. Bunun gelecek peygamberlerin ve ümmetlerinin de bir sünneti olması için, Hz. İbrahim’in peygamber olduğu dönemde olması daha uygundur.

Buna göre, Hz. İbrahim, çocuk yaşta sünnet olmadı, çünkü o zaman kendisi peygamber değildi ve böyle bir emir de yoktu.

Peygamber olduktan sonra ise, gençlik ve onu takip eden yıllarda sünnet derisi kalın ve sert bir durumda idi. Seksen yaşlarında ise, sünnet derisi çocukluk çağında olduğu gibi, ince ve yumuşak olduğundan, tercih edilmiş olabilir.

Böylece hem “Sünnet çizgisini sağlayan” peygamberlik dönemi, hem de yumuşaklıkla kolaylık sağlayan seksenlik yaşa bırakılmıştır. Aslında uygun bir alet de gösterilecekti. Fakat Hz. İbrahim, Allah’ın emrini geciktirmeyi “Allah’ın dostu” unvanına yakıştıramadığı için aceleyle kesere sarılmıştır. Elbette Allah her şeyi en iyi bilendir.

4) Güneş ve Ay, kıyamet gününde dürülüp, sarılarak ateşe atılmış iki öküzdür. (Buhari)

İlgili hadisin Arapça metni şöyledir:

 الشَّمْسُ وَالقَمَرُ مُكَوَّرَانِ يَوْمَ القِيَامَة

(eş-şemesu ve’l-kameru mükevverani yevme’l-kıyameti)

Anlamı şöyledir: “Güneş ve Ay kıyamet günü dürülmüş olurlar.” (Buhari, h.no: 3200)

Görüldüğü üzere hadiste sarılarak ateşe atılmış iki öküzdür” anlamına gelen bir ifade yoktur.

- Bazı rivayetlerde yer alan “dürülüp ateşe atılırlar” manasındaki ifadeyi yorumlayan alimler konuyu şöyle açıklamışlardır:

Güneş ile Ay'ın ateşe atılması onlar için bir azap değil, bilakis cehennemi hak edenler onlarla azap edilir. Onların mabud olmadıkları da bu şekilde onlara tapanlara gösterilir. (bk. İbn Hacer, Fethu’l-Bari, 6/299-300; Umdetu’l-Kari, 15/120 )

- Buhari’nin dışında bazı hadis kaynaklarında şöyle bir bilgiye yer verilmiştir:

“Güneş ve Ay kıyamet günü böğüren veya topal iki öküz olurlar.” (et-Tayalisi, Müsned, hno: 2217)

- Bu rivayetin senedinde iki zayıf ravi olduğu için hadis zayıf kabul edilmiştir. (bk. İbnu’l-Cevzi, el-İlel, 1/34-35; Suyuti, el-Lealiu’l-masnua, 1/75-77)

- Bununla beraber, burada ifade edilen “öküz” sözcüğü bir teşbih / benzetme sanatı içinde değerlendirilmelidir.

Nitekim, Musa el-Medeni de bu konuda şöyle demiştir: “Güneş ve Ay ateşe atılarak cehennemlikler  için sürekli bir azap aleti olurlar. Öyle ki, sanki “akîr” olan (böğüren/veya topal bir hayvan gibi yerde sürüklenerek gürültü çıkaran)  iki öküz gibi olurlar.” (bk. adı geçen eserler, a.g.y)

Bu benzetmeden öyle anlaşılıyor ki, dürülen, ışıkları söndürülen ve sürekli cehennemde kalıp oradaki kafirler için birer azap aleti olan güneş ile ay,  bir harmanın etrafından ayrılmadan sürekli orayı döven iki öküz gibi cehennem harmanını döverler. Ayrıca müthiş sesler çıkararak her tarafa hem korku salarlar hem kulakları sağır ederler..

5) Hayatında üç kez tövbe etmiş bir kişi, o dakikadan sonra ne kadar günah işlerse işlesin -Allah tarafından- affedilir. (Buhari, Müslim)

Evvela, ilgili hadiste sorudaki tema işlenmemiştir. Soruda sank, “kim üç defa tövbe ederse, artık hayatı boyunca günah işlese de Allah affeder.” denilmiş.

Oysa ilgili hadis, böyle bir bilgi vermek için varid olmamıştır. Hadisin tamamı şöyledir:

Ebu Hureyre anlatıyor: Hz. Peygamber (asm) şöyle dedi:

“Bir kul bir günah işledi. Sonra da: ‘Ey Rabbim! Bir günah işledim, ne olur beni bağışla!’ dedi. Rabbi de şöyle buyurdu: ‘Kulum günahları bağışlayan ve günahlardan ötürü cezalandıran bir rabbinin olduğunu biliyor mu? (Madem biliyor, ben de) kulumu bağışladım. Sonra o kişi, Allah’ın dilediği kadar durduktan sonra, dönüp tekrar günah işledi. Ardından da: ‘Ey Rabbim! Bir günah daha işledim; ne olur onu bağışla!’ diye yalvardı. Rabbi de şöyle buyurdu: ‘Kulum günahları bağışlayan ve günahlardan ötürü cezalandıran bir rabbinin olduğunu biliyor mu? (Madem biliyor, ben de) kulumu bağışladım."

"Sonra adam, Allah’ın dilediği kadar durduktan sonra, dönüp tekrar bir günah işledi. Ardından da: ‘Ey Rabbim! Bir günah daha işledim, ne olur onu bağışla!’ diye yalvardı. Yüce Allah da şöyle buyurdu : ‘Kulum günahları bağışlayan ve günahlardan ötürü cezalandıran bir rabbinin olduğunu biliyor mu? (Madem biliyor, ben de) kulumu bağışladım. Dilediğini yapasın’ .” (Buhari, h. no: 7507)

Müslim’de “Kulum günahları bağışlayan ve günahlardan ötürü cezalandıran bir rabbinin olduğunu biliyor mu?” şeklindeki soru sitili yerine, “(Madem) kulum günahları bağışlayan ve günahlardan ötürü cezalandıran bir rabbinin olduğunu bildi” şeklinde kullanılmıştır. Hadisin sonunda yer alan “Dilediğini yapsın” ifadesi yerine, “Dilediğini yap! Muhakkak ki ben seni bağışladım” ifadesi kullanılmıştır. (Müslim h.no: 2758)

- Bu hadisin manası: “Madem üç defa tövbe ettin, artık bundan sonra dilediğin kadar günah işle! Seni affedeceğim.” demek değildir. Bilakis anlatılan şey tövbenin önemine dikkat çekmektir. Buna göre hadisin manası: “(Ey kulum!) Bundan sonra da günah işlersen, günahta ısrar etmeyip tövbe edersen seni -daha önce üç defa bağışladığım gibi- yine seni affederim.” şeklindedir. (bk. Nevevi, Şerhu Müslim, 17/75; İbn Hacer, 11/99)

Bu hadislerin manası, şu ayetin muhtevasına uygundur (İbn Hacer, a.g.y):

“O takva sahipleri, çirkin bir iş yaptıkları yahut bir günahla nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlarlar ve günahlarının bağışlanmasını isterler. Zaten Allah'tan başka günahları bağışlayacak kim var? Onlar, işledikleri günahta bile bile ısrar etmezler.” (Âl-I İmran, 3/135)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun